Kayseri Ermenilerinin Türkçesinde katile, “kanlı" deniyor.
Hitler rejimi, kendi yurttaşı Yahudilerin kişiliğinde “insan kanlısı"ydı. Yakaladığını öldürüyor, öldürmediklerini hapishanelere dolduruyor, bununla da kalmıyor, yer yüzünde uzanabildiği her yerde Yahudi izi sürüyor, ele geçirilenleri yok ediyordu.
Hitler bunları yaparken, Türklerin Ermeni, Rum (Pontus) ve Kürt kırımından esinlendiğini söylüyor, dünyanın tepkisini hatırlatanlara da, "kim Türklere ne yaptı ki" cevabını veriyordu.
Erdoğan rejimi, bugün Hitler’in taklitçisidir. Kayseri Ermenilerinin Türkçesiyle, bölgesel baş zalim olarak, tek başına Kürtlerin “kanlısı" (katil) olmaya çabalıyor.
Kürtleri öldürmeyi de, canlılara has yeme, içme fonksiyonu gibi hayatın tabii bir parçası olarak görüp, “Türk-İslam ırkçılığına uygun" biçimde sıradanlaştırıyordu.
Çünkü, Kürtlerin varlığını Türklüğün geleceği için tehlike olarak görüyordu, Erdoğan’ın ırkçı rejimi. Kürtlerin, sınır ötelerinde mesela Irak’da, Suriye’de "ben varım“ demesi bile Türklük için tehlikeydi ve tehlikeyi yok etmek için de vuruşlar yapıyordu.
Oysa, Kürtler yerli, onlar (kendisi Gürcistan göçmeni olduğunu söylüyordu) “göç-kondu" idi. Utanmazlığa bakın ki, dağdan gelen bağdakilerin varlığından rahatsız oluyor, onları yok etmek için, “kanlısı" kesiliyordu.
Ve dünyanın dört bucağından kovulan, Avrupa içine almaya hazırlanmışken dışlayıveren utanmaza bakın siz!..
Hangi hak ve hukuka dayanarak bilinmez, komşularının iç işlerine kanlı elini daldırıyor, her birinde ayrı ayrı fesatlık piramidi inşa ediyor, dişine göre gördüğü Kürtlere ise “senin v ar olmana izin veremem" deyip soykırıma çıkıyordu.
Dünya görmemiş hanzoya birinin hatırlatması gerekiyor. “Kanlı", yok edeyim derken, aslında mazlum ve masumun kurtuluş yoluna köprüler kuruyordu. Sırbistan, Makedonya, Yunanistan bu sayede kurtuldu.
Sıram sıram darağaçları olmasaydı, bugünkü Arap ülkeleri olmazdı. Halep ve Şam sokakları, her sabah Türk vahşetinin dehşet manzaralarıyla doluyordu. Darağacında sallanan insan siluetleri ötede ulusal kurtuluş ateşi olarak alevleniyordu.
Türklerin soykırımı olmasaydı, belki de, bugün Ermenistan diye bir ülke olmayacaktı.
Yahudiler, Babilli Araplardan (Kral Nabukadnezar) beri yurtsuzdu. Hitler’in soykırım seferi üzerine, savaşın galipleri vicdan denilen bir nesnenin varlığını hatırlayıp vatan temininde yardımcı oldular.
Franko Faşizmi’nin, beş gencecik adamı asmasından sonra, dünyaya uyanıp Bask ülkesinin acılarını hatırladı. İrlanda’nın başkaldıran oğullarından Bobby Sands ve onu izleyen arkadaşlarının açlık grevinde ölmesiyle, Britanya’da uyuyan vicdanlar uyandı.
Sudanlı General El Beşir’in kanlı eli olsaydı, bugün Furluların ülkesi Darfur’ın adı dünyada yankılanmazdı.
Kürtler, dünya ulusal mücadeleler tarihini örnek aldılar, ama katillerinden de çok şey öğrendiler. Hiç bir şey değilse, ırkçı vahşetlerinden tiksinerek kinlendiler ve “kendileri" olarak yaşamak için, ayağa kalktılar.
Kürtler katillerinin “xwîn xar"lığı sayesinde, bugün orduları da olan örgütlü bir halktır. Çağın en modern devletini kuran Yahudiler, yola çıkarken tek bir zaptiyeleri bile yoktu.
Demem o ki, Kürtler tiksinseler bile, “kanlılarına" çok şey borçludurlar. Bu gidişle zulümlerinden yeni bir dünya doğacaktır. Çünkü zulüm, öbür yanıyla Anka kuşunun ruhudur. O ruh, yeri geldiğinde, yanmış, yıkılmış dünyanın küllerinden fırlar…
O nedenle, kim bilir belki de, haydutun gece karanlığına saklanarak Şengal’e attığı bombalar kurulacak yeni dünyanın habercisidir.