Nusaybin’i 14 Mart 2016 günü kuşatan Türk devlet güçleri, kentte öz yönetim ilan eden halkın savunma gücü olan YPS üyelerini karşısında buldu. YPS’liler sayısal olarak az ve sadece ferdi silah gücüne sahipti. Karşılarında ise NATO’nun ikinci büyük ordusu ve devasa silah gücü vardı. Tarihleri aynı zamanda eşitsiz koşullarda direnmenin tarihi da olan  Kürt halkının evlatları yeni bir eşitsiz savaştan alnının akıyla çıkmaya hazırlanıyordu. Tarihi bir eşitsizlik yaşanacaktı. Ancak bu defa yaşanan sadece bu değildi. Bu defa yaşanan Türk devlet güçlerinin tarih boyunca süregelen iktidarcı-faşist vahşetin devamından koparak kendi faşizm türünü icad etmesi olacaktı. 

Nusaybin’in hemen tüm mezarlarında tahribat ve yıkım yaratan devlet güçleri, PKK’li ya da halktan olan kişilere ait mezarlıklar arasında ayrım yapmadan Kürtleri topyekün düşman görmeyi düstur edindiğini ortaya koyuyor. Zeynel Abidin, Kışla ve Kanika mahallerinde bulunan PKK şehitleri ve halka ait mezarlar devlet güçlerinin yıkım ve vahşeti ile yüz yüze kaldı. Mezarlar yıkıldı, saldırı için yol olarak kullanıldı ve yazılamalar yapıldı. 

DAİŞ bile bu kadar sunamadı

Modern öncesi faşizm ve vahşet potansiyelinin varabildiği sınırlar; M.Ö. 440‘lı yıllarda Sophokles tarafından bir oyun metni olarak yazılan Antigone hikayesinden anladığımız kadarıyla “Ölülerin gömülmesine izin vermeme”ye kadar varır. Bu çağlara ilişkin Roma’nın pirinç boğaları, köleleri aslanlara yem etme, Moğol vahşeti örneklerine rastlıyoruz. Modern zamanların vahşet sembolleri olarak Fransız devriminin Giyotini, Hitler’in gaz odaları, Ermeni katliamı gibi bireysel ya da kolektif bir çok vahşet biçimi örnek verilebilir. Ancak, örneklediğimiz ve örneklemediğimiz modern ve öncesi her türlü vahşet biçiminin iktidarlaşan insanın vahşet pratiği/çizgisi ile bir kopuş yaşamadığı görülür. Kendi içinde bir devamı olan bu vahşet biçimlerinin günümüzde zirve noktasını ise DAİŞ sergiliyordu. DAİŞ, insanları yakarak, kafalarını keserek, ezerek öldürdüğü binlerce görseli vahşetten güç devşirme stratejisi ile tüm dünyaya sundu. Ancak DAİŞ’in de geleneksel vahşet biçimlerinden kopamadığı görüldü.

Geleneksel vahşeti aştı

Türk devleti tüm bu vahşet biçimlerini öz yönetim alanlarında uyguladı. Cizre’de küçük bir çocuk olan Cemile’yi katleden Türk devlet güçleri Cemile’nin gömülmesine izin vermedi. Taybet ana (Taybet İnan) ve Cemile’nin aileleri bu vahşet karşısında birer Antigone olarak karşımıza çıktı. Cizre bodrumlarında yakılan onlarca insan Türk devlet güçlerinin modern ve öncesi her türlü vahşet biçimini devralarak gerçekleştirdiği bir vahşet fotoğrafı olarak önümüzde durdu. 

Ancak Türk devleti başka bir şey yaptı. Hepsinden başka, kimsenin tahayyül etmediğini yaptı. Türk devlet güçleri tüm bu tarihsel vahşet çizgisi üzerinde duran uygulamaların dışında, tarihsel vahşet çizgisini kesintiye uğratan bir şey yaptı. Ölüleri ve mezarları da vurdu. Tarih mezarları uçakla vurmayı asla tahayyül edemedi. Vahşetin ustaları bu yaratıcılığa erişemedi. Türk devlet güçleri bu süreçte mezarlıkları bombaladı ve zırhlı  araçlarla yıktı. 

Mankurt faşizmi

Türk devleti güçleri bunu yaparak, yeni ve diğerlerine benzemeyen bir faşizm türü icad etti. Bu faşizm türü de ancak mankurtlukla açıklanabilir. Ünlü Kırgız yazar Cengiz Aytmatov, “Bir asra bedel” romanında Türk, Altay ve Kırgız efsanelerinde anlatılan bilinçsiz köleler olan mankurtları anlatır. 

Mankurt haline getirilmek istenen kişinin başı kazınır, başına ıslak deve derisi sarılır ve böylece elleri kolları bağlı olarak güneş altında bırakılır. Deve derisi kurudukça gerilir. Gerilen deri başı mengene gibi sıkar ve inanılmaz acılar vererek aklını yitirmesine neden olur. Böyle bir kişi bilinçsiz ve her istenen şeyi sorgusuzca yapan bir köleye dönüşür.

Kürdistan’da uygulanan mankurt faşizmi, Aytmatovu’n bahsettiği aklını yitirmiş, insanlıktan çıkmış ve her istenileni yapan bilinçsiz kölenin bizzat iktidar olma halidir. Kürdistan’da uygulanan ve ancak mankurtlaşma ile açıklanabilecek “Mezarları da vuran faşizm” köle olmaktan iktidar olmaya geçiş yapmış mankurtların faşizmidir. 

Bu artık bir insan olma, iktidar olma hali değil. Bu artık, her türlü vahşet biçimini biriktiren iktidarcı zihniyetin bir ucubeye, bir garabete dönüşme halidir-ki bu da Türk devlet güçlerinin payına düştü. 

Mezar vurmak, modern ve modern olmayan tüm vahşet geleneğinin Türk devletinin Kürt halkına yönelik saldırıları ile bir garabete, ucubeye dönüşmesidir. Kürtlere açtığı savaş, Türk devlet sistemi ve bağlı güçlerini adeta mankurta çevirmiş ve ortaya tarihin tanık etmediği bir mankurt faşizmi ortaya çıkmıştır. 

DAİŞ mezarlara saldırmadı


Şöyle bir anekdot yaşanan vahşetin diğer tüm vahşet biçimlerinden ayrıldığını göstermesi bakımından önemli olabilir. 2014 yılında yine Türk devletinin desteği ile Kobanê’yi işgale girişen ve her türlü vahşetin altına imza atan DAİŞ çetesi, kentin güneyini ele geçirdikten sonra hakimiyet alanlarında kalan ve onlarca YPG/YPJ savaşçısının mezarının olduğu Şehit Dicle Mezarlığında herhangi bir tahribat yaratmadı. Kent özgürleştikten sonra mezarlığın herhangi ciddi bir tahribata uğramadığı görüldü. 

Mezarlar ayrımsız yıkılmış

Nusaybin’de nerdeyse bütün mezarlar tahrip edilmiş, yıkılmış. Bir yanda Kobanê komutanlarından Diyar Bagok, 90’larda bedenini ateşe veren Rahşan Demirel ve bir çok Nusaybinli PKK şehidi kadın ve erkeğin mezarı diğer yandan halktan insaların mezarları. Nusaybin’de mezarlar yıkılırken hiçbir ayrım yapılmamış. Mezarların bazıları yıkılırken bazıları da daha iyi saldırı alanı yaratmak için yıkılmış ya da içine zırhlı araçların geçebileceği şekilde yollar yapılmış. 

Sonuç olarak “En iyi Kürt, ölü Kürt’tür” anlayışını düstur edinen Kemalist faşizmin yerini alan yeni mankurt faşizmine göre Kürdün ölüsü, dirisi, mezarı da düşmandır.


Bugüne kadar hangi devlet?

Kürtlerin yitirdikleri çocuklarının mezar taşlarına bile tahammül edemeyen Erdoğan ve AKP, bütün mezarlıkları bombaladı, dozerlerle yıktı. Mawa’da olduğu gibi şehitliğin etrafında bulunan yüz yıllık palamut ağaçlarını kökünden söktü. Mezarlıkların yanındaki cami ve cami evlerini de yerle bir etti. Mesela Şemsê köyündeki Şêx İbrahim’e ait türbede yer alan eşyaların üzerine benzin dökerek yaktı.

Şehitliğe koşan 73 yaşındaki Abdurrahman Gök, karşılaştığı manzara karşısında tutamadığı gözyaşları ile büyük emeklerle inşa ettikleri şehitliğe dakikalarca bakakalmıştı. Duyduğu öfke nedeniyle dilinden güçlükle dökülen sözcüklerle, geçmişte köylerini ve evlerini yakanların bugün de mezarlıklarını yıktığını dile getiren Gök, mezarlıklarına saldıranların insanlıktan çıktıklarını ifade etti. Gök, “Siz barbar ve vahşiler; utanmıyor musunuz? Savaşın da bir adabı var. Allah’tan utanın” demişti.

Çocuklarına ait mezarlıkların yıkılması talimatı veren Erdoğan’ın arkasından gidenlerin de onun kadar zalim olduğunu belirten Makbule Toy da “Hangi devlet bugüne kadar ölülere böyle zulüm etti?” diye sormuştu. Toy, tepkisini şu sözlerle dile getirmişti: “Kemiklerimizden korkan bir devlet var. AKP, vahşette DAİŞ’i de geçti.” 


Mezarları başında gözyaşı

Cizre’de 79 gün yasak sırasında yaşanan çatışmalarda çocuklarını kaybeden aileler, yakınlarının mezarının başında gözyaşı döktü. 

Şırnak’ın Cizre ilçesinde ilan edilen ‘sokağa çıkma yasağı’nın birinci yılında yakınlarının mezarı olan aileler, mezarlarına koştu. Yafes Mahalle Mezarlığı’na giden aileler, yakınlarının mezarı başında dualar etti. Yakınlarının mezarları üzerindeki çiçekleri düzenleyen aileler, ilk günkü gibi taze olan acılarıyla gözyaşları döktü. Kimi anneler ise uzun uzun çocuklarının mezar taşına sarıldı.