Herhangi bir meselede AKP, CHP ve MHP’yi aynı cephede, aynı safta kol kola, omuz omuza gömeyi hiç hayal edebilir misiniz?
Edemezsiniz...
Ama işte, hayal bile edilemeyen şey, Kürt düşmanlığında gerçekleşiyor... Bu sadece içeriye dönük bir durum da değil, dışarıda da aynen geçerlidir.
Türkiye ile İran’nın derin, tarihi rekabeti vardır, bunun savaşa dönüşmesi de uzak değildir ama Kürtler söz konusu olunca, kardeş oluyorlar, birbirilerinin yardımına koşan can dostlar oluyorlar.
1992’de Güney Kürdistan’da gerçekleşen büyük çatışmaların sonlarına doğru Urmiye’ye gittiğimde, oradaki bütün PKK’liler gözaltındaydı. İran onları ‘koruma’ altına almıştı. Öyle demişlerdi gözaltındaki o dönemin PKK temsilcisine:
-Sizi korumak için gözaltına alıyoruz!
Şimdi de Türk devleti ABD’nin sunduğu istihbari bilgiyi, ABD’nin düşmanı İran ile paylaşmakta bir sakınca görmeyebiliyor.
Ve fakat biz kardeşiz...
Bin yıl beraber yaşamışız, orda burda birlikte telef olmuşuz (Onlar buna şehit diyor. Kore’de ABD için ölmenin şehitlikle nasıl bir bağlantısı varsa artık...) etle tırnakkkk olmuş, kız alıp kız vermişiz (alışverişe bakın hele, tavuktan söz ediliyor sanki) ve aslında yalan, riya deryasında yüzmüşüz...
Tabi bir de din kardeşliğimiz var... İnkar ve asimilasyon için bire bir... Yetmediğinde de, dün Hizbullah bugün Ensar el İslam... Hizbullah’ın neler yaptığını düşünün ve şu anda Ensar el İslam’ın İran ordusu ile ne yaptığını bilin.
Türk devleti ile hatta genel olarak Türk dünyası ile aramızdaki temel mesele nedir?
Şüphesiz burda genel olarak kast ettiğim, Türk halkı değil, herhangi bir biçimde onlar adına konuşanlar.
Kim mi bunlar?
Devlet aygıtının herhangi bir noktasında yer alanlar, medyada yer alanlar, yargı ve akademi baronları ve şüphesiz siyasetçiler...
Evet, Türk halkı adına konuşan bu dünya ile aramızdaki temel mesele nedir?
Gasp edilmiş haklar, kıyımlar mı?
Kürdistan’ı haritadan sildikleri gibi, zihinlerden, gönüllerden de silme gayretleri mi?
Bunların hiçbiri değil…
Temel mesele, Kürtleri aşağılamaları, haysiyetlerine zerre kadar değer vermemeleri, onur yoksunu olduklarını varsaymaları… Adam yerine koymayı bir yana bırakın, insan yerine koymamaları…
Sahiden de Kürtleri onur, haysiyet yoksunu olarak mı biliyor, böyle mi düşünüyorlar?
Bunu bilemeyiz.
Ama öyle davranıyorlar.
Ya sahiden de Kürtleri onur yoksunu sanıyor ya da ‘nasıl olsa NATO üyesiyiz, dünyanın efendileri arkamızda, İran, Irak ve Suriye de bu meselede bizimle, etraflarını bir güzel kuşatmışız, dilediğimiz her şeyi onlara kabul ettirebiliriz’ mantığıyla, bile isteye bir insanın nasırına basar gibi, Kürtlerin onurunu eziyorlar…
Mesela şu Kıbrıs meselesi…
Avaz avaz bağırıyorlar, federasyondan aşağısına, imkanı yok yanaşmıyorlar. Bir avuç Türk için bunu yaparken, Kürdistan’da milyonlarca Kürdün anadilde eğitim isteklerini bile ‘olmaz!’ diye geri çeviriyorlar.
Hele özerklik, federasyon mu dedin?
Hadi ordan!
İki şeyi aynı zaman diliminde yapıyorlar.
Gözümüzün önünde…
Gözümüzün içine baka baka diye yazacaktım ama gözümüzün içine hiç bakmıyorlar.
Bu durum karşısında Kürtler ne düşünür, ne hisseder?
Takmıyorlar…
Eskiden de Bulgaristan’daki Türklere karşı uygulanan asimilasyon politikasına karşı böyle insanlık adına bağırıp çağırırlardı.
Kürtlerin haksızlığa uğradığını, haklarının verilmesi gerektiğini söyleyen en demokrat kesim bile, Kürtlerin isyan etmiş olmalarını sindiremiyor, Kürtlerin asıl temsilcileri olan isyancıları ile pazarlık yapılmasını kabullenemiyorlar. Çünkü Kürt halkı barış masasında isyancıları ile temsil edilirse, adam yerine konulmuş olacak ya, bu onlara dokunuyor, yan etki yapıyor.
Devlet demokratik adımlar atsın, siz de sesinizi kesin, diyorlar.
Nezaket;
Milletvekillerinin Van’daki kampa davet edilmesinin biçimi gereksiz siyasi bir krize neden oluyordu az daha. Davette ‘eğitim’ lafının geçmesi ciddi bir özensizlik olmuştur. Bir hareket, bir örgüt, bir parti kendi kadrolarını eğitime çağırabilir ama bir başka partinin genel başkanını bu şekilde davet etmek, nezaket kuralları ile bağdaşmaz. Sayın Şerafettin Elçi, sağlığını gerekçe göstererek, gereksiz siyasi bir krizi önlemiştir.
Bir ortaklık, bir ittifak oluştuğunda, büyük ortak her zaman daha alçakgönüllü, daha kapsayıcı olacak ki, daha zayıf konumda olanlar tedirgin olmasın, kendisini rahat hissetsin ve giderek kendisine ait, kendisini ait hissetsin… Umarım ders çıkarılmıştır.