
Sosyal Demokrasi Vakfı (SODEV) ve Türkiye Sosyal Ekonomik Siyasal Araştırmalar VAKFI (TÜSES) tarafından, Taksim’de “Kim kazandı? Kim kaybetti?” başlıklı bir panel düzenledi. Çok sayıda kişinin katıldığı paneli Prof. Dr. Burhan Şeatalar yönetirken, konuşmacı olarak Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu ve Konda Araştırma Şirketi’nin sahibi araştırmacı Bekir Ağırdır katıldı.
Ağırdır, uyguladıkları araştırma yöntemlerine dair bilgi vererek başladığı konuşmasında, 7 Haziran ile 1 Kasım’da verilen oy oranlarını kıyasladı. Ağırdır, AKP’nin aldığı oyları 7 Haziran’da seçime gitmemiş ( oy kullanmamış) insanlardan ve MHP’den aldığını; bu oranın yüzde 4 olduğunu söyledi. Emanet oy kavramını da değinen Ağırdır, emanet oyların HDP’ye sosyal demokratlardan değil Kürtlerden geldiğini belirtti.
1 Kasım’da seçime katılım oranına bakıldığında bu oranın batı kentlerinde çok yüksek olduğunu belirten Ağırdır, Kürtlerin yaşadığı kentlerde Kürtlerin sandığa gitmediğini ya da gidemediğini belirtti. Ağırdır, Kürtlerin oylarının AKP’ye gittiği yönündeki söylemin de yanlış olduğunu vurguladı.
Ağırdır’ın ardından Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu,“Dört seçim ve bir kriz: Türkiye’nin 2014-15 darboğazı” başlıklı kısa bir sunum yaptı. Kalaycıoğlu, seçmenin ilk defa “terör” algısı ile oy verdiğini bu oranın 90’larda bile yüzde 25 iken, bugün yüzde 50 olduğunu belirtti. HDP’li, seçmen profilini anlatan Kalaycıoğlu, HDP’lilerin Türkiye’nin sorununu terör olarak görmeyen bir kitleye sahip olduğunu; bu kitle için kimlik mevzusunun önemli olduğunu söyledi.
Seçimin özgürlükler anlamında sınıfta kaldığını belirten Kalaycıoğlu, seçimin eşit koşullarda olmadığını söyledi.
Tartışılması gereken anayasadır
Seçim sonrasında AKP’nin “başkanlık” önceliği üzerinden başlattığı “yeni anayasa” tartışmalarına dikkat çeken Anayasa Hukukçusu Levent Köker, “Burada asıl tartışılması gereken anayasadır. Bu konuda BDP’nin daha önce Meclis’e sunduğu anayasa taslağı çözümün temel anahtarıdır. Eğer başkanlık olacaksa bölge yönetimleri, bölge parlamentolarını ve bölge başkanlarına dayanması; çift parlamento tarafından denetlenip dengelenmesi gerekiyor” dedi.
DİHA’ye değerlendirmelerde bulunan Levent Köker, Türkiye’nin kesinlikle “Kürt sorunun çözümünü” esas alarak yeni bir anayasaya ihtiyaç duyduğunu belirterek, “Çünkü Kürt sorunun çözülmesi beraberinde Türkiye’nin birçok demokrasi sorunun çözülmesi anlamına gelir” diye konuştu. Köker, AKP’nin yeniden gündeme getirdiği başkanlık sistemi için de “Başkanlık sistemi ile ilgili bir önyargım yok” dedi ve şöyle devam etti: “Ama AKP’nin düşündüğü başkanlık sistemi süper başkanlık sistemidir. Demokratik bir sistem talebi ortaya çıkmıyor. Şimdi TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu zamanında BDP’nin verdiği anayasa taslağı vardı. Orada bölge yönetimleri, bölge parlamentoları, bölge başkanlıkları öngören bir teklifi söz konusuydu. Bunu koruyarak bir başkanlık sistemini Amerika’daki gibi idari ve yasama yetkililerinin parlamento tarafından dengelendiği ve denetlendiği; parlamentonun da iki meclisli olarak düşünüldüğü bir sistem olarak düşünülebilir. Başkanlık sistemini konuşacaksak başkanın yetkilerinin parlamentoda denetlediği demokratik bir sistem üzerinden düşünmeliyiz. Daha önce BDP’nin anayasa önerisinde olduğu gibi bölgeli bir devlet modelinin düşünüldüğü bir sistem olarak anayasa inşa süreci olarak düşünülürse bu Türkiye için olur. Ama sadece AKP’nin Kasım 2012’de sunduğu teklif üzerinden olursa bu otoriter tek adam yönetimi olur.”
Kürt sorunu çözülürse
Köker, asıl tartışılması gerekenin başkanlık sistemi değil anayasa değişikliği olduğunun altını çizerek, “Başkanlık sistemi niye gerekiyor? Cumhurbaşkanı istiyor o yüzden gerekiyor. Türkiye’yi rahatlatacak ve Kürt sorununu çözecek olan ademi merkeziyetçi bir yapılanmaya gitmesidir. Bunun da adı Demokratik Özerklik’tir. Burada Kürt meselesi ile birlikte çözülecek olan parlamenter sistemdir. Kürt sorununu çözdüğünüz zaman bütün demokratikleşme sorunlarını çözmüş olursunuz. İnsanlar bunu görmüyor, MHP bunu kabul etmiyor, CHP’nin de böyle bir perspektifi yok. O yüzden tartışma istikrar ve tek adam yönetimi tartışması üzerinden yürütülüyor” diye konuştu.
AKP’nin ‘başkancı’ modeldir
AKP’lilerin dile getirdiği “Türkiye’ye özgü başkanlık modeli” tartışmalarına da işaret eden ve “Türkiye’ye özgü denilen model başka memleketlerin de denediği modeldir. Ama aslında tek bir başkanlık modeli var o da Amerika modelidir. Diğer modellerin tamamı ya onun devamıdır ya da ondan sapmadır” diyen Köker, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Dünya’daki tüm başkanlık modelleri federatif yapılanmaya dayanıyor. Ama mesela AKP’lilerin kafasında geçen Meksika modeli demokratik değil, uzun süre tek parti yönetimi altında kalan bir yönetim oldu. Ama Meksika modeli dahil bütün sistemlerin hepsi federasyondur. Mesela Şili federasyon değil ama orada da bölgeli devlet ve parlamentolar var. Türkiye’ye özgü model dedikleri şey başkancı sistemdir. Bunun demokratik alternatif bir model olmadığı kanaatindeyim.”
AKP’yi dengeleyecek tek güç HDP’dir
“AKP ile HDP’nin Kürt sorununu birlikte çözmesi gerekiyor” diyen Köker, AKP karşıtı kimi kesimlerin; “HDP’ye oy verirsek gidip AKP’yi destekleyecek” şeklinde zaman zaman kaygılarını dile getirdiklerini hatırlatarak, “Ama şimdi sanırım onu geçtik. Şu ortaya çıktı. AKP’yi demokratik olarak dengeleyebilecek tek güç HDP’dir. Bunun dışında başka güçtür yoktur” dedi.
Öz yönetim kaybettirmedi
Öz yönetim ilanlarının HDP’ye olan desteği azalttığı yönündeki söylemlerin doğru olmadığını belirten Prof. Mesut Yeğen, “Asıl çekirdek kadrolar buralardadır. İktidarın ve havuz medyasının yaratmış olduğu ‘öz yönetim ilanları HDP’ye oy kaybettirdi’ söylemlerini gerçekçi bulmuyorum” dedi.
Şehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mesut Yeğen, AKP’nin HDP, Kandil ve Öcalan’ı eninde sonunda muhatap almak durumunda kalacağını söyledi.
AKP savaşı derinleştirecek
Seçim sonrası çözüm sürecine hemen bir dönüş beklemediğini söyleyen Prof. Yeğen, AKP’nin zaferlerinin tadını çıkartmak isteyeceğini ve bu zaferlerini diğer aktörlere kabul ettirmek isteyeceğini belirtti. AKP’nin savaş cephesini güçlendireceğini kaydeden Yeğen, savaşın daha da derinleşebileceğine dikkat çekti.
AKP’nin bazı isimlerinin “Muhatabımız Kürt halkıdır” yönündeki söylemlerinin bir anlamı ve karşılığı olmadığına dikkat çeken Yeğen, “HDP’den birilerini muhatap almak durumundalar. Zemin değişse de yöntem değişse de yine de muhatabın HDP’nin içinden olacak kişiler olması gerekir. Çünkü Kürt Hareketi’ni siyasal alanda temsil eden başka bir siyasi güç yok. Ancak ben kişilerin değişmesinin de çözüm için faydalı olduğunu düşünmüyorum. Çünkü bu kişilerin belli bir tecrübesi var. Bir kere Öcalan’sız bir çözüm zaten çöker” vurgusu yaptı. Hükümetin imaj yenilemek için bunu yapmak isteyeceğine dikkat çeken Yeğen, bu sürecin de sağlıklı yürümeyeceğini, imaj yenilemenin güven kazandırmayacağını söyledi.
‘AKP 3. gözü istemiyor’
AKP’nin çözüm süreci konusunda özellikle 3. göz konusunda direnç gösterdiğini söyleyen Prof. Yeğen, “AKP’nin tarzı bu değil. Eğer 3. göz koyarsanız çözümde kimin ne kadar sorumluluğu var bu ortaya çıkar. Bunu istemiyorlar. Aslında 3. göz süreci kolaylaştırır. Tanıklık istemiyor AKP. AKP çözüm sürecinin nereye gideceğinden emin değil çünkü. Öte yandan Kürt Hareketi’nin 3. göz noktasında çok direneceğini düşünüyorum. Belki AKP yeni bir formül bulur ve 3. göz olmaz da adı belki izleme grubu olur, bir yöntem bulabilirler” dedi. AKP’nin aldığı desteğin sadece istikrar getirsin diye verilmediğini belirten Yeğen, “Yine başkanlıkta ısrar eder, dediğim dedik olursa bu destek çekilebilir” diye konuştu. “Dilerim zafer sarhoşluğuna girmezler” diyen Yeğen, HDP’nin Kürdistan’da halen çok daha güçlü olduğunu söyledi. Kürt sorununun tüm yakıcılığı ile devam ettiğine işaret eden Yeğen, HDP’ye verilen her desteğin bu yakıcılığı gösterdiğini ifade etti.
Öz yönetim ilanlarının HDP’ye olan desteği azalttığı yönündeki söylemleri değerlendiren Yeğen, şunları söyledi: “Asıl çekirdek kadrolar buralardadır. Bu açıklamaları doğru bulmuyorum. İktidarın ve havuz medyasının yaratmış olduğu ‘öz yönetim ilanları HDP’ye oy kaybettirdi’ söylemlerini gerçekçi bulmuyorum.”
AKP savaşla kazandı
Ankara Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Kemal Coşkun, “Uzun süreli savaş iktidarı zayıflatır. Ancak iki seçim arasındaki kısa vadeli savaş AKP’ye kazandırdı” diye konuştu.
Seçim sonuçlarını değerlendiren Doç. Dr. Mustafa Kemal Coşkun, HDP’ye seçim çalışması yaptırılmadığını söyledi. Türkiye genelinde seçime katılım oranının yükselmesine rağmen, Kürt kentlerinde katılımın düştüğüne dikkat çeken Coşkun, “İnsanlar niye buralarda seçime katılmıyor? O oylar en az yüzde 1’lik bir katkı sağlardı” dedi.
Coşkun, bu nedenle seçim sonuçlarını bir yenilgi olarak görmemek gerektiğini de ifade etti: “Eskiden yüzde 20 almış, şimdi oyunu yüzde 49’a yükselten bir partiden bahsetmiyoruz. Zaten daha önceden tek başına iktidar olmuş, şimdi de 7 Haziran’a göre 9 puan daha fazla alan bir patiden bahsediyoruz. Herkes zaten AKP’nin yüzde 44-45 bandında bir oy alacağını bekliyordu. Bu çok şaşırılacak bir durum değil.”
Planlanmış bir durumdu
7 Haziran’dan sonra Yalçın Akdoğan’ın sarf ettiği “HDP artık çözüm sürecinin filmini yapar” sözlerini hatırlatarak “Bu planlanmış bir durumdu” diyen Coşkun, “14 Temmuz’da, hükümet IŞİD ve PKK’ye karşı savaşacağını ilan etti. Ancak IŞİD’e bir şey yapmadan PKK’ye yönelik günlerce hava operasyonları yaptı. Savaşı aslında Tayyip Erdoğan başlattı. Bu savaş yükselirse 1 Kasım’daki seçimde iktidara gelecekti. Bunun üzerinde hesap yaptı ve hesabının tuttuğunu görüyoruz” dedi.
Çoşkun’a göre buradaki asıl problem ise HDP ve sosyalistlerin, bu savaşı AKP’nin başlattığını anlatamaması.
Buna karşı AKP ve Erdoğan’ın, sanki savaşı PKK başlatmış gibi bir taktik ve söylem izlediğini dile getiren Çoşkun, “Uzun vadeli çatışma ve savaş kazandırmıyor. Ancak bu kısa süreli savaş AKP’ye kazandırdı. Kürt sorunu kim çözerse uzun vadede iktidarda kalır. Kim çatışmaları uzun vadeye yayarsa kaybeder. Kürt sorununu askeri darbeyle kimse çözemez. Çünkü uluslararası boyut kazanan bir Kürt sorunu var. İran var, Suriye var, Irak var” diye konuştu.