Malumunuz Özgür Gündem bir daha kapatıldı. Yine çalışanları gözaltına alındılar. Yine bilgisayarlarına, elektronik cihazlarına el konuldu. Yapılanın; düşünce, ifade ve basın özgürlüğüne, haber alma ve doğru bilgilenme hakkına büyük bir saldırı olduğu şüphesiz. Ama ille de Kürtlerin sesini kesmek istiyorlar. Bu saldırının telafisi yok ama Özgür Gündem susturulabilir mi? Hayır susturulamaz! Çünkü söz konusu olan alalade bir gazete değil, tüm ezilenlerle dayanışma içindeki bir halkın hak, özgürlük, kimlik hakları ve barış mücadelesinin sesi. Ve geçmişte sosyalist gazetelerde çok örneğini gördük, dayanışma devreye girer ve o gazete çıkar.

Biliyoruz, çünkü bu günün azmi ve kararlılığı gibi geçmiş de ortada; Özgür Gündem, yayına başladığı Mayıs 1992 ile mahkeme kararıyla kapatıldığı Nisan 1994 tarihleri arasında çıkardığı sayılardan neredeyse tamamına davalar açılmış, 27 çalışanı öldürülmüş, çok kere toplatılmış, bu iki yıl içinde tam yirmi kez ve toplam 335 gün mahkeme kararıyla kapatılmış bir gazete. Ve yine; muhabirleri, dağıtımcıları her daim saldırıların hedefinde olmuş, 2 Aralık 1994 tarihinde ardılı Özgür Ülke’nin İstanbul’daki binası bombalanmış, bir çalışanı öldürülmüş ve onlarca çalışanı yaralanmış ama yılmamış bir gazete. 

4 Nisan 2011 tarihinde yeniden yayına başlamış, Mart 2012’de yine mahkeme kararıyla 1 ay kapatılmış, çalışanları gözaltına alınmış, baskılar hiç ara vermeden devam etmiş, Temmuz 2015 tarihinde bu kez Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı tarafından gazetenin internet sitesine Türkiye’den erişim yasaklanmış. 9 Ağustos 2016’da Dicle Haber Ajansı ve Fırat Haber Ajansı ile birlikte gazetenin resmî Twitter hesabına erişim de yine aynı kurum tarafından engellenerek özgür basın ve Kürtlerin sesini susturma, gerçekleri karartma gayreti hız kesmeden sürdürülmüştür. 

Özgür Ülke’nin bombalanması emrinin altında dönemin başbakanı Tansu Çiller’in imzası olduğuna ilişkin bilgiler TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu’nun tutanaklarında yer aldı. Gizli belgeler yayınlandı. Gerçekler karanlıkta kalmadı. 

Buna rağmen; tekçi, despot, faşizan yöntemleri yol bilen, Kürt düşmanı olmayı marifet sayan iktidarlar her daim umarsızca aynı amaca meylettiler. Bu nedenle, dayanışma içinde olanları da cezalandırarak vazgeçirme çabasındalar. Oysa; nasıl ki gazetede nöbetçi genel yayın yönetmenliği yaptıkları için tutuklanan Erol Önderoğlu, Şebnem Korur Fincancı ve Ahmet Nesin çıkar çıkmaz dayanışmaya devam ettiler, gazetenin kapatılması ve yapılan baskının ardından dayanışma daha da büyüyerek devam ediyor bu gün.

Bu gerçek değişmeyecek bunu biliyorum. Ne dayanışma engellenebilecek ne gerçekler karanlıkta kalacak. Ancak, düşünme yeteneğinin insanı diğer canlılardan ayıran en belirgin özellik olduğu, düşünce özgürlüğünün basın ve örgütlenme özgürlüğü de dahil pek çok hak ve özgürlüğü kapsayan ifade özgürlüğü ile anlamını bulduğu tartışmasızken, özgür basına yönelen bu ağır şiddet, söz söylemenin bu kadar ağır bedeller gerektirmesi, Kürtlere yönelen bu baskı, demokratik alanda, siyasette ve basın alanında tamamen susturulmaya çalışılmalarının, yani yok edilmeye çalışılmalarının, inatlaşmanın dışında başka sonuçları da mümkün pekala. Sevgili Gurbetelli Ersöz’ü unutmadık mesela. 

Sonuçları ne olur tartışılabilir elbet, ancak sabır gerçekten taşabilir. Ve sabır taşarken sadece devlet mi sorumlu olur bundan? Mesela; 1992-94 arasındaki yayın döneminde gazetenin ulusal tirajı ortalama 45 bin iken, 4-10 Temmuz 2016 tarihleri arasındaki tiraj sadece 6.891. Belli ki, sadece gazeteciler dayanışsın demekten fazlası gelir elimizden. Unutmamak gerekir; zulme sessiz kalmak suça ortak olmaktır.