Zeynep KIZILIRMAK

Siyasi alan hem düşünceyi hem kültürü geliştiriyor. Siyasi alan geleceğe dair somut olarak, hayal olmaktan çıkararak olmazsa olmaz yaşam diyebileceğin bir şey de yaratıyor. Bu anlamıyla Kürt legal partilerinin siyasi alandaki varlığı ve kurulmaları bir devrimdir. Devrimin bir aşaması ama kendi başına da bir devrimdir.

HDP büyük mücadelelerin emeği, sonucu ve temsilidir. Kapatılan birçok partinin birikim ve tecrübesinin temsilidir. Temel görev ve sorumluluğu, halklaşan özgürlük mücadelesinin siyasal alan temsilidir. Bu büyük proje, sömürgeci soykırımcı Türk siyasal faşist yapısına da devrimci bir müdahaledir. 

Aysel Doğan kimdir ? 1953 yılında Dersim’de dünyaya gelen Doğan, gençlik yıllarından itibaren aralıksız olarak Kürt özgürlük hareketinin farklı alanlarında çalışma yürüttü. 1980 askeri faşist darbesi döneminde yıllarca mahkemeye çıkartılmadan cezaevinde kaldı. 1990 yılı Mayıs ayında Dersim’de tutuklanan Doğan, Bir yıla yakın tutuklu kaldı. Cezaevinden çıktıktan sonra 1991 genel seçimlerinde Dersim’de bağımsız aday oldu ve Dersim’de en çok oy almasına rağmen meclise girmesine izin verilmedi. Yürüttüğü siyasi mücadele nedeniyle devletin kontrgerilla timinin hedefi oldu. Aldığı ölüm tehditleri nedeniyle Avrupa’ya çıkmak zorunda kaldı. 1999 yılında Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın çağrısı üzerine 2. Barış Grubu üyesi olarak Avrupa’dan Türkiye’ye geçtikten sonra tutuklanan Doğan, 10 yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı. 2009 yılında cezaevinden çıktıktan sonra siyasi alandaki çalışmalarına devam etti. 2011’de sudan gerekçelerle tekrar tutuklanarak, bu kez 18 yıl ağır hapis cezasına çarptırıldı. Cezaevinde yakalandığı kanser nedeniyle 2015 yılı Mayıs ayında tahliye edilen Doğan, şu an tedavi görüyor. 

Kürt Özgürlük Hareketinin 40 yılı aşkın mücadelesi siyasal ve toplumsal alanında büyük değişimleri ve gelişmeleri beraberinde getirdi. 7 Haziran 1990 yılında ilan edilen ilk siyasal parti HEP’ten 15 Ekim 2012’de siyaset alanına giren HDP’ye büyük bedeller verilen bu zorlu mücadelede 8 siyasal parti kuruldu. Peş peşe kapatılan partilere, infaz, tutuklama, linç ve tüm engellere rağmen kesintisiz olarak sürdürülen bu mücadelenin tanığı, öncüsü ve bedel verenlerinden olan Kürt siyasetçi Aysel Doğan, HEP’ten HDP’ye uzanan bu serüveni PolitikART için değerlendirdi.

Kürtlerin son yüzyıldaki mücadelesine yön veren PKK ile birlikte ilk siyasi partinin kurulduğu sürece de tanıklık ettiniz. Siyasi parti kuruluşunun ilan edildiği bu döneme nasıl gelindi? O güne kadar siyasi alanda kendisini ifade edemeyen Kürt halkı bu gelişmeyi nasıl karşıladı? Bunun toplumdaki etkisi nasıl oldu? 

İlk parti doğduğunda Dersim’deydim. Bizim yurtsever kesimde yönetimi oluşturdular. Sömürgeci devletlerde hep şöyle olur; siyasi parti kurulduğunda onların başkentlerinde, onların kontrolünde olacak. Ama partimiz ‘seçimlere girmiyorum’ dedi ve genel merkezini de Amed yaptı. Çok büyük bir coşkuyla parti kuruldu. O zaman büyük bir korku da yoktu. Köylüler çarşı pazara, şehre gelirken Kürdistan’ın her tarafından partiye uğramadan gitmezlerdi. Gelip konuşuyor, tartışıyorlardı. Bu çok önemliydi. Demokratik bir alandı. Siz orada hem çok olacak, hem çoğalacak hem de çoğunluk olacaksınız. Oraya herkes gelecek. Kadın da, çocuk da, gençlik de gelecek. Herkese göre söylenecek bir söz, dinleyen birileri var. Siyasi parti budur. Bu aynı zamanda kazanılan bir mevzidir. Devrimin kazanımıdır. Hiç kimse bunu inkar edemez. Eğer gerilla dağda olmasaydı, PKK gibi bir hareketin öncülüğü olmasaydı, Kürtler değil bir parti kurmayı, belki bugün hiç birimiz Kürtlükten dahi söz etmeyecektik. Bu şehir efsanesi falan değil, bir hakikattir. Çünkü bizden kopanlar, PKK’nin yarattığı özgürlük alanından kopanların Kürtlük, kültür namına sesleri çıkmıyor. Yani özgürlük hareketi böyle bir hakikattir ve bu asla unutulmamalıdır.

Siyasi alan hem düşünceyi hem kültürü geliştiriyor. Siyaset bir kültür de yaratıyor. Ama dil ve kavram, tarihi yeniden yorumlama gücü de yaratıyor. Siyasi alan geleceğe dair somut olarak, hayal olmaktan çıkararak olmazsa olmaz yaşam diyebileceğin bir şey de yaratıyor. Bu anlamıyla da bir devrimdir. Kürt legal partilerinin siyasi alandaki varlığı ve kurulmaları bir devrimdir. Devrimin bir aşaması ama kendi başına da bir devrimdir. Bizim bunun değerini bilip bilmememiz bu ayrı bir tartışma konusu. Biz yaratılanları anlatacağız, yapılmayanları da herkes görür kendisi karar verir.

Bu alanın değerini bilmekten söz ettiniz. Türk devlet zihniyeti ve faşizmine yönelik mücadelede siyasi alan ne kadar değerlendirildi? Siyasi alan Kürt halkı ve diğer kesimlerin yaşamında ve toplumsal dönüşümde ne düzeyde etkili oldu? 

Siyasi alanın gücü askeri alanın gücünden daha büyüktür. Ama örgütlemek açısından bunu çok yapamadık. Bu bizim algılama gücümüzün az olduğundan ya da az bedel ödememizden değildi. Devletin ne kadar alçak ve soykırımcı olduğunu gösteriyor. Tek bir şeye kilitlenmiş: “Kürtlerin varoluşu benim yok oluşumdur” diyor. Bunun böyle olmadığının cevabını başta Türkiye devrimci hareketi ve halkının vermesi gerekiyor. Onların izah etmesi gerekiyor. Çünkü Kürtlere karşı kör ve sağırdır. Kürtleri görmüyor, duymuyor. Türkiyeli halklar devleti uyarıp, seçimlerde HDP bir ittifak içerisinde yer almış olsaydı, devletin iktidarını elinde tutan bu faşizan, soykırımcı, ırkçı iktidar bu kadar ileri gitmezdi. Artık bunu söylemenin bir faydası yok, herkes bunun farkında. Efrîn’de sadece AKP ve diktatörü yoktu, CHP de vardı, devrimcileri de vardı. Devrimci derken, devrimci geçinenleri de vardı. Mevcut demokratım, solcuyum diyen partileri de vardı. Şimdi var olan partilerin hiç biri itiraz etmedi, Kürt halkının yanındayız demedi. Eğer onlar Kürt hareketinin devletin anlattığı gibi olmadığını, Kürtlerin soykırımının Türklerin varlığını korumak olmadığını anlatabilselerdi, önce kendilerini inandırsalardı, bu savaş şimdi bu kadar uzamayacaktı. Biz Türkiye’de demokrasiyi, hak ve özgürlükleri tartışacaktık. Ekonomiyi, nasıl yaşanılırı tartışacaktık. Dolayısıyla bu zihniyet devletin olmakla birlikte onu besleyendir.

Kürt siyasi partileri tüm engellere rağmen son yıllardaki seçimlerde barajı aşarak, mecliste üçüncü parti konumuna geldi. Halkın iradesini temsil eden milletvekillerinin meclisteki sayısal çoğunluğu nasıl bir rol oynadı? Kürt halkı ve toplumun diğer kesimlerinin beklentilerini karşılayabildi mi? 

Kürt siyasi partilerinin özgürlük hareketiyle organik bir bağı olmayabilir ama onunla birlikte dirilen, kendisini ifade eden ve var olan bir halktan söz ediyoruz. Bunu inkar edemeyiz. Halk o kahramanların izlerinden yürümek istiyor ve onların yarattığı özgürlük alanında kendini var etmek istiyor. Ondan dolayı buradadır. Bu olmuyor. Bedeli ağır. Tahir Elçi onun için şehit düştü. Ama Tahir Elçi bir değil, bin olsaydı biz daha farklı bir yerde olurduk. Hala biz tek tek kahramanlarla kendimizi ifade etmeye çalışıyoruz. Oysa hepimiz kahraman olmak zorundayız. Siyasi alan böyle bir alandır. Asla yanlışı kabul etmez.

Ayrıca nitelik de çok önemli. Nitelik düştü. Bir nitelik sorunudur yaşanan. Kaç kişiyiz değil, ne yaptık diye sormamız gerekiyor. Hep devleti göstererek konuşamayız. Zaten devlet böyle olduğu için biz kalkışmışız. Onun için devrim yapıyoruz. Ben devleti göstererek devrim yapamadım diyemem ki!

Bu yönüyle ilk partinin ortaya çıkışındaki iddia, ilkeler, kararlılık, yaşam tarzları, özgürlük özlemleri yerine bugün meclise gidenler devletin verdiği dokunulmazlık zırhıyla kendilerini korumaya çalıştı. Teori çok dillendirildi ama yaşam ve teori arasında muazzam bir boşluk doğdu. Çünkü denetim mekanizması olarak halk sustu. Halkın susması aslında en büyük eleştiridir. Halktan uzaklaşıldığında siyaset elitleşir. Halk sustuğu anda sen önemsizliğini kabul etmiş oluyorsun. Muhatap alınmıyorsun.

Son yıllarda siyasal alandaki mücadeleye yön veren HDP projesi var. Özellikle de 7 Haziran seçimleri dönemindeki başarısıyla toplumda kabul gördüğü kanıtlanan bu proje pratikte yeterince uygulanabildi mi? 

HDP, özgürlük mücadelesinin kitleselleştiği 90’lı yılların başlarındaki siyasal alan örgütlenmesi ve defalarca kapatılan siyasi partilerin, onlarcası şehit olan ve zindanlarda kalan binlerin ekmeğidir. Vekillerimiz de yıllarca zindanda kalmışlardı. Bu anlamda HDP büyük mücadelelerin emeği, sonucu ve temsilidir. Kapatılan birçok partinin birikim ve tecrübesinin temsilidir.

Temel görev ve sorumluluğu, halklaşan özgürlük mücadelesinin siyasal alan temsilidir. Kürt sorununun çözümünün sadece Kürdistan’da değil, uluslararası platformlara taşıması hedeflendi. Bu Türkiye’yi çözüme zorlamak kadar, Türkiye’yi demokratikleştirmede de öncülük misyonudur.

HDP, Türkiyelileşme esprisinde mevcut sömürgeci faşist devlet zihniyetine muhalif tüm demokratik oluşumlarla bir çatı partisi olmayı hedefliyor. İnkar ve soykırımı teşhir ederken, farklı kimlik ve inançların demokratik alanda kendilerini ifade etmesinin de siyasal temsiliyetidir. Bu büyük proje, sömürgeci soykırımcı Türk siyasal faşist yapısına da devrimci bir müdahaledir.

Siyaset kararlılık ister. İnanç kararlılığa evrilmiyorsa, kazanımlar bir dokunuşla yitirilir. Bu hedeflerine rağmen, HDP projesinin uygulanmasında yetersizlikler oldu. Müzakere sürecinde milletvekillerinden oluşan heyetin gölgesine çekilerek heyete destek olmadı. Bu tarihsel sürecin öznesi olmaktan çekindi, yaratıcı rol almadı. Oysa ki demokratik sistemlerde siyasi partiler halkların öz savunma mekanizmalarıdır. HDP kendi öz savunmasını ve halkın demokratik haklarını yaratamadı, örgütleyemedi.

Müzakere sürecini yıkan faşist devlet ve iktidar zihniyetinin Kürt sorununun çözüm aşamasındaki pozisyonu yeniden 90‘lı yıllardaki inkar soykırım noktasında. Bu yeni bir savaş ilanıdır.

Siyasi soykırım ilan edilirken, yerel yönetimler faşist devlet iktidarı tarafından işgal edilirken HDP pasif ve plansız davranarak, buna karşı bir direniş yaratmadı. Oysa zor süreçler olağanüstü direnişlerle yanıtlanır. Zaten sömürgeci devletin amacı da tarihsel kazanımlardı. Yanıt olunmayınca bir süreç değil, o sürecin tüm emekleri heba olur.

Siyasi alanda Kürt kadını da belirleyici bir rol oynadı. Eşbaşkanlık sistemiye birlikte temsil düzeyinde önemli bir adım atıldı. Kürt kadının siyasetteki durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu alanda hedeflenen düzeye ulaşıldı mı? 

Yaratılan demokratik alanda yoğun bir kadın katılımı oldu. Bu okumuşluk veya okumamışlık değil, kendi yaşam tecrübesinden ve öğrendikleriyle kadınlar siyasi alana aktı. Her yaştan kadın siyasi alanı sahiplendi. Artık kimse kadını eve döndüremedi, bu tartışmalar geride kaldı. Kadını siyasi alana çekme bir devrimdi ama ikinci bir devrim daha yapabilirdik ve o konuda eksik kaldık. Siyasi alanlar kadın için özgürlük alanlarıdır ama yaşamın nasıl olması gerektiğine cevap olunamadı. Siyasi alanın yarattığı rahatlık üzerine hazırdan özgürlük, hak ve adaleti kullanmakla yetindik. Çoğaltmadık, yeterli gelemedik. Hala şu kıyaslamayı yapmak haksızlıktır; en çok kadın olan parti HDP’dir. Birisi sayısal olarak bile CHP ve AKP ile kıyasladığı zaman “Hayır bizim kıyaslanma yerimiz orası değil, bizim kıyasımız dağdaki kadın olmalı” demeliyiz. Sistem içi partilerdeki kadın oranı ile kendini kıyaslamak bir eksiklikti. Öyle olduğu için de başarılar sayıya döküldü, kendilerini yeterli gördüler. Kadın vekillerimiz öncülük rollerini oynayamadı.

Siyasi partilerin tarihinde daha çok seçim süreçlerinde olmak üzere, ittifaklar da oldukça gündeme gelen konulardan oldu. Bu konudaki adımları yeterli görüyor musunuz? İttifaklar konusunda nasıl hareket edilmeli?

Siyasi parti demokratik alanı genişletmek için vardır. İttifak demek, temsiliyetlerin eşit dağılımıdır. Sömürgeci sistem ise ittifakı zayıflık olarak değerlendirir. Aslında bu bir güç, zenginlik ve özgürlük alanıdır. Aynı dünyayı düşleyenlerin bir araya gelmesi doğru olandır. Tek başına iktidar olma düşüncesi fakirlikti. Ne kadar farklı düşünce ve görüş bir araya gelirse o kadar zenginliktir. HDP halkların buluşmasıdır. Bu espri ile kurulmuş bir partidir. Ama biz bunu anlatamadık. Hem de Türkiye’de siyaset yapanlar kendini biricik olarak gördüğü için başarılı olamadık. Türkiye’ye sol parçalı olarak girdiği için herkes kendini haklı gördü ve bütün bu parçalayan tespitler hala devam ediyor. Demokrasi cephesi faşizm karşısında bir araya gelemiyor. Demokraside buluşulmuyor ancak konu Kürtler olduğunda bütün partiler bir araya geliyor. Bir zihniyet var ve bu aşılmadıkça demokrasi kültürü gelişemez. Kendimizi alternatif görmedikçe sistemin yedeğine düşeriz. Zaman zaman bizim siyasetimize hakim olan şey bu oldu.

İnkar edilen, yok sayılan her kimlik ve her inanç temsiliyetini bulmak zorunda. Bizim asıl ittifak noktamız budur. Siyaset alanını devrime açmak gerekir. Türkiye ittifakı, aynı zamanda Kürtlerin birlik ittifakı olmalıydı. 1991’den bugüne biz Kürt partileri olarak bir araya gelemedik. Hep sorunu Başur’da aradık. Siz diktatörlük ve sömürge sistemini taklit eden bir partiyle ittifak yapamazsınız. Asıl olan tabanda Kürt ittifakını sağlamak ve buraya ayna tutmaktı. Biz bunu yapamadık, eksik bıraktık.

Dersimlisiniz ve özgürlük hareketinin bu alandaki tüm gelişmelerine de tanıklık ettiniz. Dersim’in Kürt özgürlük mücadelesindeki önemi neydi, bugün nasıl bir rolü var?

Dersim hala isyanı çözmedi. Aslında isyanın yarattığı mağduriyete sığınarak kaldı ve kendi gücünü açığa çıkaramadı. Hala mazlum ve masum olmanın lüksünü yaşamak istiyor. Oysa neden yaşadım sorusunu kendine sorsa, bir daha yaşamamak için ne yapmalıyım sorusunu sorsa ve kendisiyle yüzleşse bir daha yaşamak zorunda kalmayacak. Böylece kendini kendi gücüyle savunmanın bilincine erişecek. Bunun inançla da bağlantısı var. Zalim geldi bizi öldürdü, bize acır mısınız? Oysa ki marifet önce vicdana değil, özgüvene çağrı yapmaktır.

Özgürlük haraketi de Dersim’e böyle yaklaştı. Dersim en masum, dokunulmaz yanımız. Evet öyledir ama siz dokunulmaza dokunmadığınızda, başkaları dokunur ve kendisi olmaktan çıkarır. Hakikatiyle yüzleştirmek gerekiyordu ancak öyle yapmadık. Her kelimede `Dersim Alevidir` demektense, Dersim’i artık Kürdistan’ın diğer parçalarıyla eşitlememiz gerekiyor. Alevilik azınlık bir kimliktir ancak bu kırılganlaştırmaz. Bu özgünlüğünü güce dönüştürmek gerekir. Kendisiyle yüzleşmesini ve hakikatiyle yürümesini öğretmek gerekiyor.

Dersim’in özgünlüğü güce dönüşmeli. Dersim Kürt’tür ve hiçbir zaman kendisini Kürdistan dışında görmedi. Oysa bugün Kürdistan’dan koparılmaya çalışılıyor.

Dersim’de Türkiye Solu’nun bölmüşlüğü ise uçuk bir durum. Castrocu, Leninci, Maocu Kürtler var. Bu çok parçalayan bir durum. Dersim Kürtlüğü ile kalmak yerine Türkiye devrimci hareketi kendi kimliğini tanımadan enternasyonalizmi dayattı. Bu, kimliği inkara götürür. Oysa Dersim’in hakikati önce Kürdistanlığı ile tanışmalı. Siyaset buradan başlamalı, ondan sonra zaten kendiliğinden enternasyonelleşir.

Şunu da belirtmek zorundayım. Dersim kahraman kadınlarıyla da tanındı. Aslında Dersim mi kahraman kadınları yarattı, yoksa kahraman kadınlar mı Dersim’i yarattı? İsyandan bugüne kahraman kadınlar vardı. Bunları çok yaşatmadık, anlatmadık.

Dersim’de Sakinesiz, Beritansız, Azimesiz, Çiçeksiz, Zilansız ne siyaset ne de kahramanlık konuşulabilir. Ne özgürlük ne hak hukuk adalet ne de demokrasi konuşulabilir. Dersim kadınının bu kahramanları yaşamsallaştırma gibi tarihsel bir sorumluluğu var. O kadınları yaşatmalı ve yaşamsal kılmalıyız. Yoksa Dersim’e layık olamayız.

24 Haziran seçimlerine az bir zaman kaldı. Önümüzdeki seçimlerin önemi ve sonuçlarına ilişkin neler belirtebilirsiniz? 

Bu seçimlerde kazanmamız gerekiyor. Sürecin, tarihin gerektirdiği bir zorunluluktur. Bir şeyi istiyorsak gerçekleştireceğiz. Siyasi alanın olsa da olur olmasa da olur yumuşaklığından kurtulması gerekiyor. Halklar ilişkilerini halktan biriymiş gibi sürdürmeli. Yeni bir sınıf, yeni bir meslek yaratmamalı. Halktan alacağımız çok şey var. Halkı dinlemeliyiz. Bu seçimlerde büyük bir başarı sağlayacağımıza inanıyorum.

Dersim kadın eksenli bir toplumdur

Dersim’de ilk siyasi parti kurulduğunda nasıl bir etki yarattı? Kadınların katılımı ve sahiplenmesi nasıl oldu?

Dersim’in bir özelliği var; kadın eksenli bir toplumdur. Buna bir eşitlik ve özgürlükten ziyade, bir kültür olarak bakmak gerekiyor. Kadın eksenli bir topluluktan bahsedebiliriz. Bu hem inançsal hem de bu inancın yarattığı azınlık olmanın bilinciyle kendi içsel örgütlenmesinde böyledir. Zorunluluk olarak ortaya çıkmıştır.

Siyasi parti Dersim’de ilk kurulduğunda kadın partisi gibi çalıştı. Kadınlar geliyordu kendi sözünü söylüyordu. Oysa orada daha önce Türkiye sol dernekleri vardı ve oralarda hep erkek sözü hakimdi. O yüzden kadınlar oralara çok gitmiyorlardı. Çünkü anlatılan teoridir, kitabidir. Oysa kadın yaşamın kendisiydi, kahramanlıkları, yaşanmışlıkları bilir. O yüzden kadınlar kendine söz hakkı bulduğu için siyasi partiyi sahiplendi. Hatırlıyorum, cezaevlerindeki baskılara ilişkin bir açlık grevi yapmıştık. Oraya 50 kadın, 4 erkek gelmişti. Erkekler de kendini yabancı hissetmedi, kadın gibi katıldılar. Uyum sağlamak için değil. Kadınlar oradaydı ve onların sistemi geçerliydi.

Siyasi partimiz ilk Dersim’de açıldığında bir kadın partisi olarak açıldı. Fakat daha sonraları kadınların sorunlarına çok da yanıt olamadık. Oysa özgürlük hareketi bir kadın hareketidir. Biz bu modeli demokratik siyaset zeminine çok yansıtamadık. Neden? Çünkü biz sistemin özgürlük sınırlarından kopamadık. Halk koptu ama biz kopmadık.

Dersim kadınının soykırımcıyla hiçbir ilişkisi olmamış. Dersim’de aldığımız oyların yüzde 90’ı kadın oylarıdır. Siyasi geleneğin son partisi HDP’dir, kadın partisidir. O kadınların kahramanları o vekiller değil, canı pahasına özgürlük davasını savunan kadınlardır.