Andres WYSLİNG


Fransa’nın 1944/45’deki kurtuluşunda halkın öfkesi boşaldı. Binlerce kadının kafası “temizlik” hareketi sırasında düşmanla “yatay işbirliği” nedeniyle ceza olarak kazındı.

Suçlama “yatay işbirliği” idi. “Alman sürtükleri” (filles à boche) yakalandı, hapsedildi, meydanda uluyan kalabalıkların önünde saçları kazındı, sonra da insan sürüsü tarafından sokaklarda yarı çıplak veya çırılçıplak kovalandı. Onlar toplumdan dışlanmış çirkin dazlaktılar artık. Saçlarıyla birlikte görünüş ve itibarlarını, kadınlıklarını ve kişiliklerini de kaybettiler. Bazılarının alnına gamalı haç çizildi. 

Saçları kazımak 1944/45’de Fransa’nın kurtuluşu sırasında Fransa’nın her yerinde, büyük ve küçük kentlerde, pek çok küçük köyde kamusal bir intikam ve aşağılama töreniydi. Bu neredeyse tümü sadece kadın olan tahminen 20 bin kişiyi hedef almıştı. Bu zulmü bugün internette fotoğraflar ve youtube videolarında izlemek ve anlayabilmek mümkündür. 


İntikam ve aşağılama töreni

Bunlar insanın severek bakabileceği resimler değil. İnsanın gördüğü, çok adice bir şey. Öte yandan bunlar o zamanın kuşağının kolektif hafızasına işlenmiş “güçlü resimler”dir. Kadınların saçları oturarak ya da ayakta kazınmaktadır. Çoğunluğu kendilerine yapılana ilgisiz gibi durmakta, bağırmamakta, ağlamamakta, kaderlerine teslim olmakta, kaçmamaktadırlar. Traş edenler her zaman erkeklerdir, aletleri “la tondeuse” denen başka zamanda zararsız bir berber aletidir. Bazen başka erkekler de kadınları kollarından sıkı biçimde tutmaktadır. Bu ana grubun etrafından çoğu kez silahlı adamlar, arkasında da yapılanı neşeyle izleyen erkek, kadın ve çocuklardan oluşan seyirciler. 

Büyük final saçları kazınanların sokaklar gezdirilmesidir. Şimdi teşhir ve hakaret edilmesi için sokaklarda kovalanan saçları kazınmış tek bir kadın veya kadın grubu olabilir. Kimisi günahkarların dazlak kafasını okşayarak kameraya bakarken, kimisi de yüzlerine tükürür veya yumruk atar. Tarihi kayıtlarda kışkırtılmış ayak takımının hareketi görülmektedir.


Ayaküstü yargılama 

Resimlerdeki silahlılar çoğu kez direniş savaşçıları ve hatta polislerdir. Kurtuluş ve temizliğin ilk gününün intikam adaletinin, böylece resmi bir rengi de vardır; belediye binasının kapısında saç kazımak gibi örneğin. Komşuların sevilmeyen komşularının saçlarını kazıdıkları olaylar istisna olsa da meydana gelmiştir. Kural olarak işbirlikçiler, ajanlara yönelik baskınlarda aranmış, tutuklanmış ve hapsedilmiş, sonra da o anda kurulan özel mahkemelerde mahkum edilmişlerdir. 

Bu hızlı adalet, kural olarak mahkumiyet kararlarını yazılı olarak hükmün ne olduğunu gerekçesiyle birlikte tespit ediyordu. “Yatay işbirliği” yani bir Almanla cinsel ilişki ve tam bir zina, ihanet olarak değerlendirilmekte ve saç kazımayla cezalandırılmaktadır; bunun üstüne bir de birkaç yıl yurttaşlık haklarından mahrum edilme ve birkaç gün de hapis cezası geliyor. Sadece bu suç nedeniyle kadınlar hatta idam edilmektedir.

Sadece Alman askerleriyle çene çaldılar veya onlar için tercüme ettiler diye de kadınların saçları kazınıyor. Bu, geçimlerini sağlamak için işgalcilerin temizlik ve çamaşır yıkama işinde çalışan tek yaşayan kadınları hedef alıyor. Ve kocası Alman ve Nazi dostu olarak bilinen evli kadınlar da cezalandırılıyor; kadın kocasının önemsiz bir parçası ve dolayısıyla suçlu olarak görülüyor.

Yargıçlar hep erkektir, ancak ihbarlar pek çok durumda kadınlarca yapılıyordu. Çeşit çeşit hesaplar da görüldüğü için, bir kimse şimdi kendini zararsız tutabilirdi -çok basit motifler bazı cezalandırma eylemlerinde rol oynayabiliyordu. Hızlı mahkemeler pek çok keyfilikle maluldür. Ama genel anlayışa göre, onlar halkın öfkesini bir ölçüde düzenli bir çerçevede idare etmeye katkı bulunuyorlar. 

Saç kazıma ayrıca sıkça kalabalıklardan uzak yerlerde: ceza kamplarının duvar ve telleri arkasında da uygulanmaktadır. Orada kimi zaman kaşlar ve kasık bölgesindeki kıllar da kazınır. Kasıtlı bir özel uygulama da mukozayı kaşındıran ve yakan bit öldürücü ilaçlardı. 

 

Çok katmanlı motifler

Fransız tarih yazımı saçları kazınan kadınlar konusunu yarım yüzyıl boyunca tabulaştırmıştır. Fakat bu arada bu konu pek çok monografide işlenmiş ve yaygın medyada aydınlatılmıştır. Tarihçiler saç kazımanın anlamı ve amacını araştırmaktadır. Özellikle Fabrice Virgili yeni bir yol açan sunumunda psikoloji ve sosyoloji alanlarına kadar uzanmıştır. Saç kazımanın çok katmanlı motiflerini açığa çıkarmıştır.

İntikam: Alman işgali ve onunla işbirliği yapan Vichy hükümeti zalim bir rejimdi. Pek çok insan bunu kendi bedeninde hissetmiş, tutuklanan veya öldürülen akraba ve arkadaşları olmuştur. Kocaları kurşuna dizilen veya toplama kamplarında ölen dul kadınlar “Bu kıza bir tokat atmaktan başka bir şey yapamazdım” gibi sözler söylemektedir.

Kıskançlık: Başkaları açlıktan ölürken, yanılmış kadınlar bir eli yağda bir eli balda yaşıyordu diye suçlanıyorlar. İşgalciyle ilişki, onlara, gıda temini veya kimi formalitelerin yerine getirilmesinde avantaj sağlıyordu. Alman askerleriyle yüksek sesli müzik eşliğinde gece aleminden söz ediliyor. İşgalciler gider gitmez, bu tür zevk düşkünlüklerinin acısı çıkartılıyordu. 

Temizlik: Alman işgalcileriyle ilişkisi olan kadınlar genel kanıya göre Fransız halkının onurunu kirletmişlerdir. “Alman enfeksiyonunun pis kokusunu” kovmak geçerlidir. Saç kazıma bu anlamda “haşerata karşı mücadelede” bir araçtır. Bu da kendisini Almana vermiş kadının günahkar bedenini doğrudan dövmek gibi bir araçtır.

Aforoz: Halk düşmanı kadınlar toplumdan dışlanır. Kazınmış kafalarıyla onlar çok uzaktan da işbirlikçi olarak tanınırlar. Haftalarca ve aylarca hiçbir yere çıkamazlar.

Kadınlıktan Çıkarma: Kafası kazınan kadınlar saçlarıyla birlikte kadınlığın önemli bir simgesini kaybederler. O zamanlar kısa saç pek bilinmezdi. Kadın aynı zamanda önemli bir silahını kaybeder: Onun baştan çıkarma gücü elinden alınmalıydı. Kafası kazınmış kimse artık kadın değildir, erkek de olamaz. O cinsiyetler düzenindeki yerini kaybeder. 

Kişiliksizleştirme: Kadın kafası kazınmakla özgüvenini ve özdeğer duygusunu kaybeder. İçi çirkin olduğu için, öyleyse dış görünümü de çirkin yapılır ve bu çirkinleştirme kamusal olarak kutlanır. Bu saç kazıma partisi üzerine yazılmış bir haberde “Dansın başını bir tuhaf, insanımsı garip yaratık çekiyordu” deniyor.

Erkek İktidarı: Fransız erkekleri Almanların saldırısını püskürtmeyi beceremediler ve kadınlarını düşmana terk ettiler. Şimdi onları “Alman sürtükleri” diye cezalandırıyorlar. Böylece eski düzeni yani Fransız erkeklerinin Fransız kadınları üzerindeki egemenliğini yeniden kuruyorlar. Bu, sadece işbirlikçilere değil, bütün kadınlara verilen bir mesajdır. Tarihçi Virgili’nin “Kadınların ezilip parçalanması yoluyla erkekler yeniden yapılanmaktadır” tezi hiç de yanlış değildir.


Halk öfkesinin patlaması

Bütün bu olanlar bir bir cadı avını, bir cin kovma ayinini, hatta İncil’den sahneleri anımsatmaktadır: Günahlar günah keçilerine yüklenir ve çöle salınırlar ya da kirli ruhlar domuzlara girer ve onlar da suya düşüp boğulurlar. Fransa’da işbirlikçi suçluluk kompleksinin tümü -bu koşullar altında zaten kim tam olarak suçsuz kalabilir?- günahkar kadınlara yüklenir ve bunlar toplumdan uzaklaştırılır.

Bu tür kitlesel taşkınlıkların ortaya çıkması, kurtarılmış kentler ve köylerde zafer coşkusu ve kolektif mutluluk duygusuyla -“şişenin tıpası attı”- diye kurtuluşun olağanüstü durumuyla açıklanır. Kutlama yapılır, dans edilir, şaka yapılır, dört-beş yıllık baskıdan sonra yeniden sokaklara ve meydanlara çıkılır. Bu dizginsiz bir karnavaldır. 

Fransız toplumu savaş yıllarında dengesi temelden kaybetti. Bu dönüşüm günlerinde rivayetler ortalığı sardı. Alman işgalcilerinin ve Vichy rejiminin eski düzeni yıkıldı, ama yeni bir düzen en fazla eğreti biçimde ortaya çıktı ve hukuksuzluk durumu hüküm sürmektedir.

1945 ortalarına doğru ikinci bir saç kazıma dalgası ortaya çıktı. O zaman pek çok Fransız Almanya’dan geri döndü. Bunlar bir yandan savaş esiri ve zorla çalıştırılan işçilerdi, öte yandan kendi istekleriyle Almanya’da kalmış ya da geri çekilen Alman birlikleriyle beraber oraya kaçanlardı. Bu iki grubun da yurda dönüşü, özellikle kurtuluşa rağmen hayat koşullarının hala ağır olduğu bir zamanda, öfkenin yeniden kabarmasına yol açtı.


‘Hafif Ölüm Cezası’

Yeraltı basınında “öç alan makas” çok daha önce çağrıldı ve 1943’den itibaren daha Alman işgali altında önce tek tük eyleme geçti. Geceleri gizlice işbirlikçilerin evi basıldı ve saçları kazındı. Bu olayların en sonuncuları 1946’da başında kaydedildi. 

Kadınların saçlarının kazınması, çağdaşları tarafından pek az eleştirildi. Bir gazete makalesinde Fransa halkının “güzel zaferi” bulandırılıyor deniyordu. Filozof Jean-Paul Sartre bu “Ortaçağa özgü sadizm” nefretini kavradı ve bu ortalığı kasıp kavuran anonim ihbarcılığı göz önüne alarak “Kurban gerçekten suçlu mu?” sorusunu ortaya attı. Buna karşı yapılanı haklı göstermek için söylenen şey, saç kesmenin işlenen suç için nerdeyse hafif bir ceza olduğu, işbirlikçilere çok daha ağır ceza verilebileceğiydi; kastedilen ölüm cezasıdır.

Kurtuluş sırasında 450’den fazla kadının olağanüstü cezalandırma yöntemiyle idam edildiği belgelidir. İdam edilen kadınlar sayısı tahminen 3 bin kadardır. Saç kazınması, kadın bedeninin simgesel tahribi olarak “hafif idam cezası” olarak anlaşılabilir. Cezalandırılan kadın gerçi hayatta kalır ama hayatı tahrip edilmiştir. Kastedilen budur.


Faşist bir cezalandırma töreni mi?

Kadınların saçlarının kazınması, bugün “manevi işkence” olarak nitelenir. Bu patriyarkal otoriter toplumlarda antropolojik bir sabit özellik olarak görülür. Ortaçağda zina yapanların saçları kazınırdı. 20. yüzyılda saç kazıma Belçika, Hollanda, Almanya, Çekoslovakya, Danimarka ve Norveç’te cezalandırma töreni olarak korunmuş; savaş sırasında İtalya, İspanya ve Yunanistan’da her zaman savaş ve işgal bağlamında uygulanmıştır. Nazi toplama kamplarında tüm tutukluların saçları kazınmıştır. Hindistan’da Hıristiyanlığa geçtikleri için kadınların saçları kazınmıştır.

Cezalandırmak için kadınların saçlarının kazınmasının özünde faşistçe olduğu varsayılmaktadır. Bu tez, İspanya iç savaşında çok sayıda kadının saçlarının cumhuriyetçilerin bölgesinde değil, ama sadece darbeci generallerin bölgesinde kazınmış olmasına dayanmaktadır. Bu, cumhuriyetçi birliklerin neredeyse hiçbir bölgeyi ele geçirmemiş olmalarından da olabilir. Oysa Fransa’da kadınların saçlarının kazınarak kitlesel cezalandırılması, tam da Alman işgalinin ve Vichy devletinin sonunda, kurtuluş anında, faşizmin aslında yenildiği yerde gerçekleştirilmiştir.


(Kaynak kitap: Fabrice Virgili, La France “virile”. Des femmes tondues à la libération. Payot, Paris 2000)

Makalenin yayınlandığı gazete: Neue Zürcher Zeitung 16.08.2017 https://www.nzz.ch/international/die-befreiung-beginnt-mit-einer-hexenjagd-frankreichs-geschorene-frauen-ld.1305283


Türkçe çevirisi: İrfan Cüre