“Kürdistan özgürleşmeden, Başkan Apo üzerindeki tecridi kırmadan, onun can güvenliğini gerçekleştirmeden bize rahat yoktur.”

Bu sözlerin altını çizen adam, 27 yılını Türkiye ve Kürdistan cezaevlerinde geçirmiş, PKK davasından 22 yıl ceza almış, Kemal Aktaş’a ait.

Aktaş ile yapılan röportajı okuduğumda, Kürdistan’daki ulusal ve toplumsal Kurtuluş Mücadelesi’yle, Öcalan’ı özgürleştirme mücadelesinin kaçınılmaz örtüşmesinin bir netice olduğunu özellikle yazmak istedim.

Bu neticenin dokusunu oluşturan alt yapı, Şengal‘den Rojava’ya; Mahmur’dan Kobanê’ye; Diyarbekir’den Hewlêr’e; Cizre’den Efrîn’e uzanan direniş çizgisi oldu.

Bir yerde Kurtuluş Hareketi’yle Öcalan’ı aynı kareye sığdıran diyalektik tarihi terazi, zamansızlığın zamanlılığı gibi hiç de çapraz ve paradoks olmayan bir örtüşmeye işaret ediyor.

Başlangıçtan sonra büyüyerek gelişen ve içiçe olan iki öge: Kurtuluş ve Öcalan vardı.

Sonrasında, gizli servis kanallarının devletlerüstü bir mekanizmayı harekete geçirerek, Öcalan’ın yaşamını gasp ederek, Kenya’dan Türkiye’de getirmeleri, kısa bir dönem için Öcalan ile hareketi arasına fiziki bir mesafe koydu.

ABD’nin bu kaçırmada baş rolü oynadığı genel olarak kabul gördü.

Bu da ABD’ye sorumluluk yükledi.

Öncesinde, muhtemelen CIA İtalya‘ya, Konuk Öcalan’ın dayanılmaz bir yük olduğunu anlatmış olacak ki, zamanın İtalyan Başbakanı D’Alema, Öcalan’ın güvenliği konusunda endişelerini dile getirdi.

Daha da öncesinde, yine muhtemelen CIA olağanüstü bir girişimde bulunmuş olacak ki, hakkında iade kararı çıkaran Almanya, Öcalan yükünü almaktan vazgeçmişti.

Kenya’dan sonraki süreçte, deyim yerindeyse, bu “ateşten top” Türkiye’ye teslim edildi.

Sosyal Demokrat Ecevit’in hiçbir zaman olmadığı kadar “Karaoğlan” olduğu an, Öcalan’ın Türkiye’ye getirildiği saatler oldu.

Sonrası var.

Türkiye’deki “sömürgeci yargı” başlatılan “tarihi dava”yı, deyim yerindeyse yüzüne gözüne bulaştırdı.

Daha daha sonrasında, Öcalan ile birlikte hareket ettiği dava arkadaşları arasında, iki ayrı zeminde, yeniden bir buluşma gerçekleşti.

Türkiye, hapiste olduğuna kesin gözüyle baktığı ve gerçekte de bir Türk hapishanesinde tutuklu bulunan Öcalan’dan kurtulamadı.

Sokaklarda, meydanlarda, Meclis’te Avrupa’da Lordlar Kamerasında, son dönemde, Öcalan’ın iadesinden feragat eden Almanya’da, Öcalan’la karşılaştı.

Ve “Beni ayakta tutan direniştir” sözünün sahibi, Öcalan ile Kurtuluş bileşkesine işaret eden ve bunu dünyaya duyuran, Leyla Güven oldu.

Yakından izlerseniz, Leyla Güven’in “Ben pes etmeden bedenim pes etmeyecek, bu eylem karşısında sessiz kalanlar öldürür… Ya özgür yaşayacağız, ya da hiç!” sözlerinin bir hikayesi var.

Ve bu hikayenin de iki ögesi var: biri Kurtuluş, diğeri de Öcalan’ın özgürlüğü.

Bir mücadele birikiminin, doyum noktasında, Leyla Güven konuştu, devamının geleceğini bilerek ve inanarak.