Uzun yıllar boyunca elde ettiğim tecrübe, bana, "gizli servislerin" piyasaya sürdüğü, hatta kimi zaman, "düşman saydığı" güçlere servis ettiği "istihbarat bilgi ve belgeleriyle", ya da "hükümet içi kulisler" hakkında "kulaklara fısıldanan" "söylentilerle" kıyaslandığında, medyada "açık" olarak yazılanların çok daha ciddi bilgi edinmemizi sağladığını öğretmiştir.
Örneğin birisi bana gelse ve son MGK toplantısının "zabıtlarını" getirse, ben okumadan iade ederim. Çünkü bana hiç bir devlet unsurunun en hayati bilgileri "altın tabak" içinde vereceğine inanmam. Ama eğer zamanım varsa, medyada ya da yayınlanmış resmi demeçlerde yazılanları en önemsizine kadar inceler ve bazı "ihtiyat paylı" sonuçlara varmayı daha doğru bulurum. Yukarıda MGK toplantısından söz ettim. Bu toplantıda nelerin konuşulduğunu ayrıntılarıyla bilmiyor olsam da şu anda artık bu toplantının gerçek içeriği hakkında çok net bir bilgiye sahibim. MGK toplantısının içeriğini nereden öğrenmiş olabilirim? Çiçeği burnunda bir "baş danışmanın" köşe yazısından.
Bu köşe yazarının adı, Etyen Mahçupyan'dır. Mahçupyan'ın yazısından şunları öğrenmiş bulunuyorum: O, "MGK toplantısının 'uzun' oluşundan hareket ederek ciddi sonuçlara varmış bulunuyor.
Birincisi, son MGK toplantısında, ordu Cemaate karşı AKP'ye yardım edecek, AKP de orduyu PKK'ye karşı yürüteceği yeni mücadelede destekleyecek. Böylece AKP, daha önce Cemaatle birlikte hem Balyoz adı altında orduya, hem de KCK adı altında Kürt siyasi hareketine karşı yürüttüğü ve ABD tarafından desteklenen savaş ittifakı yerine orduyla ittifak kurmuş olacak.
İkincisi, bu yeni durum, AKP'ye, on saat süren MGK toplantısında ordu tarafından dayatıldı. ABD'nin desteğini kaybeden ve Ortadoğu'da kurduğu oyun iflas eden, o nedenle İran karşısında zayıflayan, ayağı sürçtüğü anda son yıllarda delirttiği güçler tarafından param parça edilmekten korkan AKP, ABD'nin de desteğini kaybedince, "denize düşen yılana sarılır" hesabı böyle bir ittifakı tek çare saydı... Sonuçta ordu yeniden siyasal alana ayak attı. Bu ise hızla vesayet rejiminin "restorasyonuna" yol açabilir.
Üçüncüsü, bu yazısının "havasından" çıkarttığım, aynı zamanda AKP Hükümeti'nin şu anda fiili olmasa bile, "potansiyel" olarak bir darbe tehlikesiyle yüz yüze olduğudur.
Dördüncüsü, daha önceki yazımda Star yazarı Prof. Mensur Akgün'ün yazısından yaptığım alıntıda gösterdiğim gibi, AKP içinde "ayağı suya erenlerden" birisinin de Etyen Mahçupyan olduğudur.
Mahçupyan'ın yazısı şöyle bitiyor:
"Genel seçimlere giderken hükümet bir sırat köprüsünden daha geçmek zorunda kalacak. Askerin sokağa indiği bir ortamda, vesayet taraftarlarının bir bölümünün askerin sokakta kalması için her şeyi yapacaklarını öngörmek zor değil. Bu hayali yıkacak olan şey çözüm sürecinin hızlanmasıdır. Kürtlerin kültürel haklarının PKK'nın tutumundan bağımsız olarak tümüyle tanınması ve siyasi taleplerin çoğulcu zemin, demokratik siyaset bağlamında görüşmeye açılması... O zaman MGK'lar uzasa sorun olmaz..."
Değerli kardeşimiz Oral Çalışlar'ın bu yazıyı okuduğunu düşünüyorum. Öyle ise onun dünkü yazısında iyice "muğlaklaşmış" bir üslupla Cemil Bayık'ı, sanki Bayık "darbeyi" bir "alternatif" sayıyormuş gibi, eleştiren yaklaşımını düzeltmeli.
Söylenen şudur: AKP güçten düşmüştür. Ancak hala seçim kazanacak oya sahiptir. Ama bir darbe karşısında artık çaresizdir. Kurtuluşu "diyalogdan" büyük bir hızla "müzakereye" geçmekte, yani Mahçupyan'ın "özneyi" bilerek es geçtiği cümlesinde olduğu gibi, PKK ile, "siyasi talepleri çoğulcu zemin, demokratik siyaset bağlamında görüşmeye" açmaktadır....
Cemil Bayık diyor ki, kendi elinizle darbe ortamını yaratıyorsunuz, kurtuluşunuz bizimledir...Elinizi uzatın.
Uzatmazsak?.. Düşersiniz...
Ağlayanınız olmaz...