- Dêrsim 1937-38 tertelesi Hamburg’da düzenlenen uluslararası konferansta ele alındı. Konuşmacılar, yaşanan soykırımın kuşaklar boyunca aktarılan travmalarda bıraktığı derin izlere dikkat çekti.
Hamburg’da geçtiğimiz günlerde düzenlenen “21. yüzyılda Tertele, Alevilik ve Dêrsim: Soykırım Sonrası Toplumlarda Hafıza, Adalet ve Kimlik” başlıklı uluslararası konferans, Dêrsim 1937-38 sürecine ilişkin akademik ve toplumsal tartışmalara ev sahipliği yaptı. İlk gün Hamburg Belediye Sarayı’nda (Rathaus), ikinci gün ise Hamburg Üniversitesi’nde gerçekleştirilen konferansa Almanya ve farklı ülkelerden akademisyenler, araştırmacılar, sanatçılar ve insan hakları savunucuları katıldı.
Hamburg Belediye Sarayı’ndaki açılış programında yapılan selamlama konuşmalarında hafıza, yüzleşme ve dayanışma temaları öne çıktı. Die Linke Hamburg Fraksiyonu adına konuşan Dr. Sabine Ritter, tarih boyunca katliam ve ayrımcılığa uğrayan topluluklarla dayanışma içinde olduklarını belirterek Dêrsim’in unutulmaması gerektiğini söyledi.
Toplumsal bir yıkım gerçekleşti
Dr. Aras Ergüneş, kısa süre önce kurulan Tertele: Dêrsim Genocide Institute girişiminin Dêrsim üzerine akademik çalışmaları desteklemeyi ve uluslararası farkındalığı artırmayı hedeflediğini ifade etti. Hamburg Eyaleti Politik Eğitim Merkezi’nden Eike Pockrandt, toplumsal dışlanma ve ayrımcılığın demokratik toplumlar açısından yarattığı risklere dikkat çekti. AABF Kuzey Bölgesi adına konuşan Elif Duman ise Dêrsim’de yalnızca insanların değil, kültürel hafıza ve toplumsal yaşamın da hedef alındığını belirterek, yaşananların fiziksel olduğu kadar toplumsal bir yıkım olduğunu vurguladı.
Sadece askeri bir operasyon değil
Konferansın ikinci gününde tarihçi Taner Akçam, Dêrsim’i tek bir olay olarak değil, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan uzun bir siyasal dönüşüm sürecinin parçası olarak değerlendirdi. Akçam, erken Cumhuriyet dönemindeki ulus-devlet inşa politikalarının Ermeniler, Süryaniler, Kürtler ve Aleviler üzerindeki etkilerine dikkat çekerek, Dêrsim’in ancak bölgenin bütünlüklü tarihi içerisinde anlaşılabileceğini vurguladı. Akçam, Dêrsim 1937-38 sürecinin yalnızca askeri bir operasyon olarak değil, nüfus mühendisliği, zorunlu iskân, sürgün ve kültürel tasfiye politikalarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Yüzleşme olmadan iyileşme mümkün değil
Psikotraumatoloji uzmanı Jan İlhan Kızılhan ise savaş, sürgün ve kitlesel şiddetin toplumlarda kuşaklar boyunca aktarılan travmalar yarattığını belirtti. Êzîdîler başta olmak üzere soykırım mağdurlarıyla yaptığı çalışmalardan örnekler veren Kızılhan, hafıza ve adalet mekanizmalarının iyileşme süreçlerinin ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti. Kızılhan, travmanın yalnızca bireyleri değil, bütün toplumsal yapıları etkilediğini ve yüzleşme olmadan kalıcı bir iyileşmenin mümkün olmadığını vurguladı.
Tarihsel ve kavramsal olarak Dêrsim
Uluslararası hukuk uzmanı Rojda Arslan, Dêrsim’e yönelik politikaları ulus-devletleşme ve homojenleştirme süreçleri bağlamında değerlendirdi. Dr. Yılmaz Kahraman ve Prof. Dr. Bülent Bilmez de Dêrsim’in tarihsel ve kavramsal olarak nasıl tanımlanması gerektiğine ilişkin sunumlar gerçekleştirdi. Tartışmalarda, Dêrsim olaylarının "katliam", "kırım", "tertele" ve "soykırım" kavramları çerçevesinde nasıl ele alınması gerektiği farklı yönleriyle değerlendirildi.
Tanık anlatımlarının önemi
Prof. Dr. Hatice Keneş Çoban ise Dêrsim’in yalnızca geçmişte yaşanmış bir tarihsel olay değil, günümüzde kimlik, aidiyet ve kolektif hafıza tartışmalarını şekillendiren önemli bir toplumsal deneyim olduğunu belirtti. Dêrsim hafızasının kuşaklar boyunca aktarıldığını vurgulayan Çoban, bu hafızanın korunmasının demokratikleşme ve yüzleşme süreçleri açısından taşıdığı öneme dikkat çekti. Araştırmacı-yazar Kazım Gündoğan da yıllardır sürdürdüğü sözlü tarih çalışmaları ve tanıklıklar üzerinden Dêrsim Tertelesi’nin görünmeyen yönlerini ele aldı. Gündoğan, tanık anlatılarının kayıt altına alınmasının, resmi tarih anlatılarının dışında kalan hafızanın korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması açısından büyük önem taşıdığını ifade etti.
‘Dêrsim’in Kayıp Kızları’ sergisi
Konferans boyunca ressam Aslı Filiz’in “Dêrsim’in Kayıp Kızları” adlı resim sergisi ile Dêrsim Tertelesi’ne ilişkin fotoğraf ve belge sergileri de ziyaretçilere açık kaldı. Katılımcıların yoğun ilgi gösterdiği sergide Filiz, tarihsel travmalar nedeniyle ailelerinden ve kimliklerinden koparılan Dêrsimli kadınların hikâyelerini sanat yoluyla görünür kılmayı amaçladığını belirtti. Sanatçı, eserlerini hazırlarken yönetmen Nezahat Gündoğan’ın Dêrsim üzerine yaptığı belgesel çalışmalar ve araştırmalarından etkilendiğini ifade etti.
Hay Way Zaman belgeseli
Konferansın ikinci günü, yönetmen Nezahat Gündoğan’ın “Hay Way Zaman” adlı belgesel filminin gösterimiyle sona erdi. Belgesel, 1938 Dêrsim Katliamı sırasında ailesini kaybeden ve yıllar sonra köklerini aramak üzere Dêrsim’e dönen Emoş Gülver’in hikâyesi üzerinden hafıza, kayıp ve yüzleşme temalarını işliyor. Film, yalnızca mağdurların tanıklıklarını değil, dönemin bazı askerlerinin anlatılarını da kayıt altına alarak Dêrsim’e ilişkin toplumsal hafızanın oluşumuna katkı sunuyor. Gösterim öncesinde kısa bir değerlendirme yapan Nezahat Gündoğan, çalışmalarının amacının geçmişin acılarını görünür kılmak ve hakikat arayışına katkı sağlamak olduğunu ifade etti. Belgesel gösteriminin ardından katılımcılarla söyleşi gerçekleştirildi.
12-13 Haziran tarihlerinde düzenlenen konferans boyunca yapılan sunumlar ve tartışmalar, Dêrsim Tertelesi’nin uluslararası akademik alanda daha görünür hale gelmesi, tarihsel yüzleşme ve adalet taleplerinin güçlendirilmesi açısından önemli bir adım olarak değerlendirildi.
HAMBURG