"Ağızdan önce göz söyler, odaklanır veya titrer, kısılır veya irileşir, gölgelenir; sulanır, parıldar, kelime sonra gelir..." (Sema Kaygusuz, Barbarın Kahkahası)
Taşa sarılıp kendi yaşını büyüten taşın yaşını küçülten çocuğun, yarısı göz yarısı cümledir. Az evvel, ben onlara bakarken önümden tıslayarak devlet geçti. Ben garip, yeniçerilerin en önünde elinde kılıç şairlerin gittiğini bilirken, benim aklım bu çocuklardan Berkin'e, oradan da, "Babası onu solcu yapmasaymış, ekmeğin içine devrim saklamasaymış, devlete nişangâh olmazdı!" demeye getiren bir şaire gidiyordur. Bu çocukların yerüstüne denk geldiğine bakmayın, babası öldürülen bu altı çocuk uzun, upuzun bir yeraltı ırmağı ediyordur.
Ağlamak; toprak ile taşın, yaşam ile ölümün ara bölgesinde strandır... Madem ki, deng "ses/seda", bêj "söylemek"tir; her çocuk bir hakikat anlatıcısıdır. Duymak için kulağınızı kalplerine koymanız yeterdir. ("- Duran taşların sesi/ suyun dibinde saklanır,/ devlet dile düşünce-// Su yerinde ağırdır/ Belki de." Derya Çolpan) Nedense oralarda yaz, kışa denk geliyordur, çocuklar gözyaşının tozunu siliyordur. Mekap ayağa denk geliyordur, sarı her yerdedir, Muş-Tatvan yolunda Van Gogh'un tablolarından kaçan kulağı kesik sarı güze benziyordur. Ölüm, Bingöl-Karlıova yolunda devlettir. Bayrak kadar, asker kadar çoktur. Çocuklar ne çoktur. Boylu boyunca uzanıp babasının mezar taşını kucaklayan çocuk, kime ne söylüyordur. Kalkınca, suyuna huyuna dağ karışınca nereye gideceğini bilenler biliyordur.
Annelerin, "biz onlara gitme demeyiz" cümlesi kadim hikayenin özetidir. Kaç kişi bu cümlenin sırrını çözmek için ömür tüketiyordur. Sokakta ayağı kayınca dağlara düşen çocuklar, "devlet gitsin yaz gelsin" demektir, bilenler manasını biliyordur. Beni, ayağı kayınca dağlara düşen bu çocuklar eskitti, diyorsam, Devlet ve Allah demeyi on beşimde bıraktığımdandır. Ölüm devletim emridir; bunu en iyi çocuklar bilir. Bazen, babalarından önce bilir, ama zamanı gelene kadar söylememek de marifettir. Babalar gider, onlar bilir. Babalar toprağa gider; bilmek onlara kalır.
Ölüm bana hiç yabancı gelmiyordur, ama yüzünü çıkaramıyorumdur. Buralarda devlet, geçmişten ve gelecekten kalan öcünü alıyordur. O gün babasına denk gelmiştir ölüm. Babanın sesi altı çocukta, şu seyir zıkkım kötülük toplumunda bu çocukların bakışları bende yara kalmıştır... Fotoğraflarına CeylanBerkinUğurİsmail kere baktım, bakıyorum, bakacağım bu çocukların. Baktıkça onlar dağa çıkan devrim oluyor, devlet korkudan altına işiyordur. Bazıları beni sadece şiir ve nar sanıyor, hangi sokaktan gelip hangi şarkıya gittiğimi unutuyordur. Göz de söz de yerinde ağırdır; bir bakışta beni bende koyan bu çocuklar nereden bilsin, babalarına bir kez bakabildiğimi bir ben bir de tarih biliyordur. Usulca, biz bakışınca da arkadaş oluruz, diyorumdur. Ölüm arkadaşlığa engel değil, devlet dahil herkes duysundur. Artık, elim ayağım, mümkünse çocuktur...
Sonra madem ki, bu çocuklar büyüyecektir. Kalbimiz gibi hızla büyüyecek... Sonra elbet, tarihin marangoz hatası devlet küçülecek. Hızla küçülecek... Sanırım; devlet gitsin, çocuklar gelsin, demek istiyorumdur. Buralarda böyledir, ağzından çıkanı tarih duymasın diye, zalimler, çocukların ağzına devlet sürüyordur. Felaket evvel ve şimdi tek sözcüktür; devlet. Çocuklar bir başka cümlenin içinde, dışında oynamaya mecburdur; özgürlük. Vakitsiz babalar çocuklarını cümle kurmadan da severmiş de, kimse bilmezmiş. Kalan ömrümü, "Ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi/ O çocuklar büyüyecek/ O çocuklar büyüyecek/ O çocuklar" diyerek, bu çocuklarla göz göze geçireceğim bellidir.
Bingöl-Karlıova yolunda güllere ve çocuklara inanırken hala…