Kitap redaksiyonu için, sizlerden izin istemiştim. Yandaş kalemlerin „İkinci Atatürk” profilini uygun bulduğu Recep Erdoğan’ın, Kürtlere dair „ölüm tamtamları” üzerine, bir günlüğüne geri döndüm.
Erdoğan, dolaştığı „iftar” sofralarında, „iştah açıcı nesne” tertibinden, „çok Kürt kanı dökülecek” müjdesi vererek, en az kendisi kadar „dindar” olan yeyicilerin ruhuna huzur serpiyor, sonra alkışlar arasında „beredaileşip”, „bıçak kemiğe dayandı”, ardından „bir öleceğiz, ama bin dirileceğiz” naraları attıyor ve ekliyordu.
„Milletimiz, hiç bir kutsalı olmayan bu cinayet şebekesinin bertaraf edildiğini görecektir.”
Hemen söyleyelim ki, herkesin kutsalı kendince ve kendisine yakışandır. Kimileri „ölümü” kutsar. Öldürüp, yok etmeyi bütün sorunların çaresi olarak kutsal tepelere oturtur. „Cepçiliği”, yalan, dolanı dolambaçlarında, kendilerine yakışanıyla, ırkçılığı kutsal köşelere oturturlar.
Onun için, hırsızlık, vurgun imkanı varken, ölümün her türlüsünden sonra soykırımı, lanetli sürgünleri de göze alarak, kendi kutsallarının davacısı olan Kürtlere şaşarak bakarlar.
Oysa Kürtler, kutsal bildikleriyle başka yerde. Suları öte tarafa akıyor, Kürtlerin.
Kürtlerin kutsalı ülkeleri ve insanlarının onur ile özgürlüğüdür. Bu uğurda, yüz yıldan beri, yenilmezlik ruhuyla ölümleri göze almakta, soykırım nehirlerini geçmektedir.
Ve davalarının kutsallığıyla yenilmezdirler...
„İkinci Atatürk” olmaya özenen Recep Erdoğan’a hatırlatmak isteriz: Kürdistan Mekadonyalı Kemal’i de gördü. Tarihin en kanlı kırımını geride bırakarak geldiler, bugüne. Yılmadılar. Kürtleri kıra kıra bitirdim diye sevinmiş, bugünkü yandaş kalemlerin öncüleri de Ağrı dağını mezar olarak göstermiş, üstüne „Kürdistan hayali burada yatıyor” diye yazmışlardı.
Haydar Işık’ın geçen hafta tekrarladığı gibi, insanlığın evrenmsel utancını, „Zilan deresi leba leb insan cesetleriyle doldu” başlığıyla övünme yapmışlardı. Katilin övünmesi altında tırnağı çıkmamış bebek, yatalak hasta, titrek bacaklı ihtiyar yatıyordu.
Kürdistan kırımının son halkası Dersim’e bakarak, „çıban koparıldı” demişlerdi, insan evladının yüce değerleri yerine, ölümü kutsayıp, tapanlar...
Ama ne oldu? Kutsal Kürdistan, Kürt onur ve özgürlüğünün sevdalı çocukları yeniden başkaldırlar. 1990’ların muktediri ölüm tacirleri, (bugünkülerin ağa babaları Erbakan dahil) Kürtler için toplu mezar kazmakla övündüler.
Sonuç ne oldu?
Gelinen noktayı dün, İsmail Beşikçi, gerilla lideri Murat Karayılan etrafından uydurulan yalanın hikayesiyle özetliyordu. Karayılan’ın düşman eline geçtiği haberi üzerine Türk kamu oyunda yükselen sevinç çığlıklarına karşılık Kürtlerin derin kederiyle...
Sonra? Sonra Kürtlerin coşkulu sevinci, Türklerin derin kederi oluyordu.
Dünün ölü yıkayıcısı Recep Erdoğan, bugün Kürtlerin toplu mezar kazıyıcı adayı. Bu yoldan giderek, „ikinci Atatük” rumuzuyla, ruh dolaştıracağını sanıyor.
Ama çaresizliğiyle başbaşa kaldığını görünce de, Kürtlere cinayet işleme karasını çalıyor, iftiralar sıralıyor. 
Oysa insan hak ve özgürlüklerinin önüne dikilen her yasak insanlık suçu, dil yasağı ise katillik, çoğuluyla katliamdı.
Ölü yıkayıcı nereden bilsin ülke işgali, konuşulan dil, haklar, özgürlükleri yasaklanın katillik, öteki deyimle toplu cinayet, insanlık katliamı olduğunu...
Kürdistan’ı cinayetle zapta çalıştılar. Katiller kol gezdi ortalıkta. İnsaniyetin dilini kesip, ölümün diliyle koşarak karşılarına dikildiler. Kürdistan’a başkaldırıdan başka seçenek, yol bırakmayarak...
Tutulmuş kalemler, yerleşik deyimle „yandaşlar”, katliamların ayak seslerini haber veriyorlar. Hatta, „rehber karga” olarak, harita ve krokiler üzerinden, taarruz kollarını gösteriyor, Recep Erdoğan da küçük dünyasında kurduğu hayallerle, iftar sofralarına üşüşen şakşakçılarına „zafer” müjdeliyor...
Bunlar safsata. Dedeleri, babaları aynı yolu denedi ne ne oldu?
Kürtler, Ermeniler ve Yahudiler örneğinde olduğu gibi bir halkın katliamla yok edilip bitirildiği görülmemiş, ama katillerin eninde sonunda insanlığa hesap verdikleri, yaşana gelmiştir.
***
Not: Sözümü söylemek için, öteki kulvardaki çalışmama ara verdim, bugün. Daha sonra buluşma dileğiyle...