Bölgede hava puslu ve ilerisi için somut durumu kestirmek ve ona denk değerlendirmeler yapmak şimdilik oldukça zor.
Doğu Akdeniz’de “EastMed projesi” ile Kıbrıs Rum Devleti, İsrail ve Yunanistan ortaklaşıyor. Kuzey Afrika’da, Libya’daki DAİŞ türevlerini silahlandıran TC’nin silah gemisi yakalanıyor ve eş zamanlı olarak Sudan’ın içi karışıyor. Sudan’ı Şam’la arabulucu kılan Suudi ve Mısır Suriye’de siyasi çözümde rol alacaklarını açıklıyor. İsrail ansızın Şam’ı bombalıyor. Rusya Doğu Akdeniz’e 3 savaş gemisi daha gönderiyor. Ukrayna’da sular yeniden ısınıyor. Çin ve Kore’yle pazar-ticaret krizi derinleşiyor. Tüm bunlar Suriye krizinin artık Suriye sahasını da aşan yeni boyutlara taşınmakta olduğunu gösteriyor.
Trump’ın attığı tweetin dünya çapında etkili olması ve beraberinde getirdiği tartışmalar da bunun sonucu olsa gerek.
TC’nin Kuzey Suriye’yi işgal planını kat be kat aşan bu durumda bölgesel ve küresel çapta yeni dengeler ve paralelinde yeni ittifakların gelişmesi kaçınılmaz hale geliyor.
Böylesi süreçte Kürtler daha sağduyulu ve sabırlı-dikkatli hareket ettikleri taktirde, var olan tehdit ve tehlikeleri, büyük fırsatlara ve kazanıma dönüştürebilir. O zaman gelişecek senaryolarda dengeleri değiştirecek taraf olma gücünü yakalar.
Bu anlamda ABD’nin geri çekilmesi Kuzey Suriye halkları için çok ciddi katliam tehlikesi barındırıyor olsa da, Özerk Yönetim, halk ve YPG/QSD’nin daha esnek ve özgücüne dayalı güçlü savunma direnişiyle geniş yelpazede ittifaklar geliştirmesinin önünü de açıyor.
Görünen o ki, Trump’ın tweetiyle Suriye krizine müdahil olan herkes bir anda boşa düştü.
En çok sevinmesi gereken TC/Erdoğan olmalıyken, bugün ABD’nin çekilme kararından en fazla kaygı duyan ve hesapları suya düşen TC/Erdoğan oldu. Bunca belirsizlikler içinde Suriye bataklığı Erdoğan’a ihale edildi.
Kürtlerin ve bölge halklarının demokratik kazanımlarını yok etme arzusuyla yanıp tutuşan Erdoğan, birkaç gün içinde başlayacağını ilan ettiği işgal saldırılarını nedense ertelemek zorunda kaldı.
Çünkü saha bir anda karıştı ve bundan böyle Astana’da müttefik olduğu Rusya ve İran’a karşı mayınlı arazide top koşturmak zorunda kalabilecek.
ABD’nin Suriye’de tercihini TC’den yana yaptığı yönünde yaygın bir kanaat var. Bu Kuzey Suriye için saldırı riskini artırıyor elbette. Ancak “fişi çekilen Astana” bileşenlerinin artık ‘dost’ yerine birbirine ‘düşman’ olma olasılıkları da yükseliyor.
Burası Ortadoğu işte… ‘Müttefikler’ dahi herkes, birbirine karşı oyun içinde oyun peşinde.
Ağırlık kazanan senaryolar günlerdir yazılıp çizildiğinden tekrara gerek yok.
İşin özü: Yedi Kocalı Hürmüz misali hem ABD’yi, hem Rusya ve İran’ı, hem de selefi İhvancı çeteleri idare etmeye çalışan TC, artık çok ciddi tehlikelerle yüz yüze. Kürt düşmanlığının TC’yi getireceği noktanın bu olacağı yıllar öncesinden belliydi oysa.
ABD atına binerse Rusya, İran ve rejimi karşısında bulacak ve Fırat’ın doğusu rüyaları görürken Fırat’ın batısında işgal ettiği alanları da kaybetmesi gündeme gelebilecek.
Rusya ile yola devam ederse ABD, AB ve NATO’yu karşısına almış olacak.
S-400 ve Patriotlar arasında sıkışan bir TC, gün geçtikçe tercihe zorlanacak.
Yerel seçimler öncesinde kan kaybeden Erdoğan faşizminin elinde şimdi iki ucu boklu değnek var.
İdlib ve selefi çeteler elinde kalan ve Trump’ın gazıyla Suriye, hatta Irak ortalarına kadar açılma, Misak-ı Milli’yi gerçekleştirme hayalindeki Erdoğan, Ortadoğu bataklığında can çekişiyor.
ABD kararı sonrası Suriye’de Rusya daha çok önem kazanıyor. TC’ye dönük tavrını netleştirmek için Rusya’nın TC ile ABD arasındaki 8 Ocak 2019 tarihli toplantının sonuçlarını bekleyeceği görülüyor.
Ancak telaşa kapılan TC, cumartesi günü Dışişleri Bakanı, Savunma Bakanı, MİT müsteşarı ve Erdoğan’ın sözcüsünden oluşan üst düzey bir heyetle Moskova’ya gitmeye çalışıyor. Görüşme ve pazarlıklar, Efrîn işgali öncesindeki trafiği anımsatıyor.
Yeni yıla girilirken 2019’un Suriye ve Ortadoğu’da krizin ve kaosun daha da derinleşeceği, daha şiddetli savaşların kapıda olduğuna dönük işaretler artıyor.
Kuzey Suriye halkları ve yönetimi belki hiç olmadığı kadar bugün kendi özgücüyle her türlü olasılığı hesaba katarak uluslararası ve bölgesel alanda diplomatik çabalarını ve her türlü ittifak arayışlarını geliştiriyor. Muhtemel bir işgal saldırısına karşı ise sadece YPG/QSD değil, saldırı ve işgal tehlikesinin farkında olan her Kuzey Suriyeli, çok ciddi savunma tedbirleri alıyor. Osmanlı zulmü bölge halkının hafızasında canlılığını koruyor.
ABD’nin kararı sonrası toplumun bir kesiminde beliren ABD’ye güven de yerle bir olunca toplumun her kesiminde şimdi her türlü saldırıya karşı özsavunma bilinci tavan yapmış görünüyor.
Bu duruş, ABD içinde bile en üst perdeden ahlaki değerlerin sorgulanmasına yol açıyor, açıktan "bu halka ihanet ettik" dedirtiyor.
Kuzey Suriye halkı gerçekçi davranıyor ve Ortadoğu karanlığında geleceğini faşizme terk etmek istemiyor. DAİŞ barbarlığına karşı insanlık değerlerini nasıl savunduysa, bugün de bölgesel ve uluslararası gericiliğe, faşizme karşı insanlığın gerçek demokratik değerlerini hayatı pahasına savunuyor.
Kendi topraklarında geliştirdiği demokrasiyi canı ve kanı pahasına savunmaya bu kadar kararlı bir toplumun yenilmezliğini tarihten öğreniyoruz.