
Lale Koçgün daha ikibinli yıllarda müzik dersleri almaya başladığında, kısa sürede Kürt müziğinde yeni bir sesin dinleyicileriyle buluşacağını umuyorduk, ama olmadı. Avrupa yaşamının etkileri ve yaşadığı bireysel sorunlar bunu geciktirdi. Her ne kadar süreç uzamış olsa da, geçen yıllar içerisinde daha yetkinleşerek emin adımlarla müzik konusunda kendisini geliştirdi. Müziğini geliştirirken de, kendi kimliğine ve köklerine yönelmeye başladı. Bu, suyun toprakla buluşması misali müzikle özün buluşmasına dönüştü. Bunun ürünü ise, Dest Music etiketiyle müzikseverlerle buluşan ‘Sırrı Dem’ albümü oldu. Lale Koçgün’ü daha çok festivallerde ve farklı etkinliklerde dinledik. Bu kez uzun bir süre emek verdiği ilk albümüyle dinleyeceğiz. Lale Koçgün’le müzik yolculuğu ve albümü üzerine konuştuk.
Müziğe başlamanızda ailenizin ve yörenizin etkileri nedir? Müzik hayatınız nasıl bir gelişim izledi?
Ailede müzikle ilgilenme geleneği vardı, evde çalıyorduk ve zaten nenem de söylüyordu. Babam da bağlama çalıyor, deyiş söylüyor. Amcam aynı şekilde. Evde kendi aralarında ve dost sohbetlerinde saz çalıp söylüyorlar. Babam çalıp söylerdi zaman oldukça. Nenem cenazelerde hep ağıt yakardı. İzine gittiğimizde cenazelerde onun ağıtlarını dinlerdik.
Koçgiri’ye ait kulak alışkanlığı oradan geliyor. Sadece Türkiye’de değil, burada da aynı şekilde. Burada da birileri vefat ettiğinde yada insanlar duygulanınca aynı şekilde ağıtlar yakılıyor. Bunları burada da çok yoğun bir şekilde dinliyorsun. Çünkü büyüklerimiz o topraklarda yaşadı ve kokusu izi hala üzerlerinde. O dönem kulaktan çalıyorduk. Kulaktan çalıyorduk demek notasız çalıyorduk. Veroz’a da notaları öğrenmek için babam kaydettirdi. O zaman Mikail(Aslan) abi ile tanışmıştı. ‘Benim çocuklar bağlama çalıyorlar ama nota bilmiyorlar’ demiş. O şekilde Mikail abiyle buluştuk. Orada hem bağlama için notalara başladım hem gitar öğrenmeye başladım.
Avrupa’da yaşayan gençlerin kendi kültürlerine yönelmesi öğrenip üretmesi çok kolay olmuyor, sizde nasıl gelişti bu?
Burada okula başladığımda Almanca, İngilizce şarkılar söylüyordum. Etkilenme bilinçle başlıyor. Bazı şeylerin farkına varmakla başlıyor. Bundan önce bu tınılar sana yabancı geliyordu. Çünkü burada başka bir müzik, başka bir dünya var. Okul korosunda sürekli bana şarkı söyletiyorlardı. O da yabancı müzik, İngilizce pop müzikti. Böyle 12 yaşımdan 15 yaşıma kadar devam etti. Ondan sonra kimliğimle tanışmaya başladım. Biz Mikail’le tanıştıktan sonra biraz kendimizi de bulduk, gördük, öğrendik. Biz Kürt olduğumuzun farkına vardık. Ondan önce Alevilik nedir? Bahsedilmiyordu; çünkü kopuk yaşıyorduk. Şehir merkezinde değildik, biraz daha çok şehir dışındaydık. Çok fazla Kürt ve Türkiyeli yoktu etrafımızda. Evde de sadece Türkçe konuşuluyordu. Sonra Mainz’e geldik; değişik bir ortama girdik, ondan sonra nereden geldiğimizi araştırmaya ve öğrenmeye başladım. Kürt ve Alevi olduğumuzu öğrendik. Bu bilinç oluşurken müziğede ilgi başladı.
Bu süreç içerisinde zorlandınız mı?
Hayır. Çünkü hep kulağımdaydı. Çünkü çocukluk yada gençlik dönemimizde ne kadar ilgimizi çekmese de aşina olmuştu kulak. Diyorum ya; cenazelere gidiyorsun orada var, annem evde kilam söylüyor orada var. Yada babam söylüyor orada kulak alışkanlığı var zaten. Ama bilinçlenince özünü, kökünü aramaya başlıyorsun. Gerçek kimliğini aramaya başlıyorsun. Yörene ait müziklerle ilgilenmeye başlıyorsun, dilinle ilgilenmeye başlıyorsun.
Evinizde profesyonel olarak müziğe ilk siz mi başladınız?
Bizim evde evet. Ama ailede Cemil (Qoçgiri) başladı ilk. Okulda beraber başladık bağlamaya, ama o hep bir adım ilerdeydi. Çünkü benden önce başladı ben de onu takip ettim. Ben biraz koptum sonra, Cemil devam etti. Sonra ben tekrar geldim, geri başladım.
Sahneye ilk ne zaman çıktınız?
Profesyonel anlamda ilk Frankfurt’ta Yılmaz Güney anısına yapılan bir etkinlikte sahne aldım. Söz ve müziği başkasına, bestesi bana ait olan bir eserle sahneye çıkmıştım. Ve o yarışmada ödülde almıştık. Daha sonra Alevi derneklerinin gecelerinde sahne almaya başladım. Sonrasında farklı festivallerde davetler gelmeye başladı. Cemil’in bir albümünde vokal yaptıktan sonra bir çok davet gelmeye başladı.
Albüm yapma fikri nasıl ortaya çıktı?
Albüm yapma fikir hep vardı da, adım atma yoktu. Tamam, eminim artık albüm yapacağım dediğim zaman ise, üç buçuk yıl önceydi. Karar verdim artık albüm yapacağım dedim; çünkü insanlar hep soruyorlar, istiyorlardı. İnsanların ilgisi çoğaldıkça daha çok kafamda canlandırmaya başladım. Ondan sonra kararımı verdim ve yavaş yavaş repertuvarımı oluşturmaya başladım.
Albümdeki eserleri seçerken neye dikkat ettiniz?
Benim için sözlerin anlam yükü önemliydi. Hoşuma gitmesi önemli, okurken birşeyler hissetmem gerek. Severek okuduğum, içinde kendimi bulabilip aynı zamanda kaybolabildiğim kilamlar, ezgiler olmasına dikkat ettim. Albüm de 10 ezgiye yer verdik. Bunlardan ‘Sırrı Dem’ adlı eserin müziği bana ve sözleri Dilan Doğan’a ait. ‘Meyman oldum’un ezgisi de, söz ve müziği de yine Dilan Doğan tarafından yapıldı. ‘Pirimden öğüt’ adlı Ezgi Eser Baki’nin, Şah Hatayi’nin sözlerine bestelediği müzikten oluşuyor ve aynı zamanda beraber seslendirdik. Dayım Şevket Zengin’in söz müziğini yaptığı bir ezgimiz var. Davut Tekin’in eşine yazmış olduğu bir kilamımız yer almakta. Bunlar daha önce albümlerde okunmamış eserlerdir. Onun dışında geleneksel Qoçgîrî’ye ait iki kilam yer alıyor. Antep’li Aşık Hasan Hüseyin’den ve Pir Sultan’dan birer ezgi ve son olarak Erzincan’dan Ali Resul Güzel’e ait olan bir ezgi yer alıyor albümde.
Albümün tanıtım konseri olacak mı?
Evet olacak. 20 Eylül 2015’te bahsetiğim Mainz Dünya Müzik Akademisinde olacak.
ŞAHİN BOZLAR/MAINZ