İtalya’ya bağlı bir küçük ada. Ada sakinlerinin yaş ortalaması yüksek. İş olanağı olmadığı için gençler çoktan terk etmiş adayı. Yaşlı kadınlar, balıkçılıkla uğraşan erkekler ve sokaklarda kediler... Akdeniz’in ortasında olması hasebiyle hiç eksilmeyen rüzgar, sonbahar ve kış aylarında bol fırtına, derin karamsarlık. Tipik bir ada. 

Adanın tek doktoru var: Dişçi, doğum uzmanı, hemşire, gözcü... her şey işte. Bir kişinin her şey olabildiği bir yer Lampedusa. Galiba ada sakinleri içinde ağlayabilen, o sessizliğin büyük bir gürültüyü boğmasına gözyaşlarıyla tanıklık ettiği için ağlayabilen bir o doktor. Her şey olabilen doktor tüm ada sakinleri adına çok çok insan aynı zamanda.

Lampedusa İtalya’nın Afrika’ya en yakın kara parçası ve göçmenlerin en çok kullandıkları rotanın başında yer alıyor ada. 2013’te 20 metrelik bir balıkçı teknesi, çoğu Eritre ve Somalili 500 kişiyi taşıyordu. Mevsim sonbahar... Balıkçı teknesinin motorları durdu ve su almaya başladı, Lampedusa’nın hemen yakınlarında. Tıka basa dolu bir teknede birkaç günlük yolculuk, susuzluk, nefessizlik ve sonrası ölüm... 400’e yakın insanın cansız bedeni bulundu o gün ve sonrasında. Sağ kalanlar Lampedusa’daki kampa yerleştirildi. Kamp adanın diğer ucunda. Ada sakinlerinin derin sessizliğe gömüldükleri noktada. Ada ne kadar sakinse, o kadar kalabalık, gürültülü ve hareketli diğer ucu. Bağırtılar, gözyaşları, birbirine karışmış acılar, büyüyen hastalıklar, depreşen yaralar, geride kalanlar ve denizde bırakılanlar... yerde oturmuş büyük acılar biriktiriyor göçmenler. 

Ada çok sessiz. Gürültüsüz bir yaşamın sıra neferi onlar. Bir adam hemen her akşam denize iniyor derin falezler arasında. Deniz kestanesi topluyor birinde, birinde mercan galiba... Yaşlı ama çok sessiz. Bir adam balıkçı kayığı ile açılıyor, sübye avlıyor, oğlu Samuele ve yaşlı annesi ile akşam yemeği için. Teknesinde gençlik zamanlarının delifişek fotoğrafları. Kalabalık etrafı ve neşeli, muzip. Şimdi ise gözaltı torbaları şişmiş, yüzü asık ve sürekli bir mutsuzluğu yansıtıyor sokağa. Teknesinin rengi mavi, onun umutları kapkara oysa. 

Benim favorim adanın melankolik radyocusu ve sadık istekçisi yaşlı kadın. Radyosuyla mutfakta pek bi kalabalık görünen teyze, yürüme güçlüğü çeken kocası için harika şarkılar istiyor telefonla. Mesajını da okutuyor ve biricik aşkına sıkı bir espresso ile birlikte ikram ediyor. Zaman işte, bir içimlik kahve kadar. Oysa bir akşam önce telsizden gelen imdat anonsları ile ışıklar denizin en karanlık yerine götürdü bizi ve orada yüze yakın ölüyle birlikte ölmek üzere olan bir o kadar daha insan bulundu. Sarılıp sarmalanarak çıkarıldılar ölüm kayığından. Kadınlar, çocuklar, Afrika’nın her ucundan ve bucağından... İşte o ağlayan doktor dışında adayı temsilen kimse yok orada gördükleri karşısında yüreği dağlanan. Geri kalan için tüm bu olup bitenler bir uzay mekiğinde ve kendilerinden birkaç milyon ışık hızı ötede. Dem bu dem...

Bu filmi yani Denizdeki Ateş (Fuocoammare)’i geçen hafta izledim. Bu hafta da Williams’la tanıştım, Kamerunlu Williams. 15 yaşında, annesine bile söylemeden düştü yola. Sorsaydı annesi, “oğlum nereye gidiyorsun?” diye, “kendime farklı ölümler bakmaya”, falan derdi galiba. Tek başına upuzun bir yol. Çöller geçti, vahşi doğada tek başına kaldı, korkmadı ya da çok korktu... Her şeyden sonra bi başına Frasa’daydı artık. Batıya giden tren garında. Doğduğu köyün dışında nereyi biliyordu ki sahi? Ne fark ederdi batıya ya da doğuya ya da kuzeye giden bir tren? Bindi, Brest’te indi ve şimdi 3 yılda Fransızca şakır şakır, muhteşem bir ailenin yanında yaşıyor ve ferforje sanatında o kadar hızlı bir beceriye sahip ki, yakında Fransa’yı temsil edeceği bir yarışmaya hazırlanıyor! 

Williams konuşurken ağladım. Aklıma Dünya Günü’nde tek tek denizyıldızlarını denize atarak yaşam şansı tanıyan adamın öyküsü geldi. Williams kendine şans tanımıştı ama şu yanında yaşadığı aile yıldızını kucaklayan deniz değil miydi? O deniz kendilerinden başka yüz görmemiş köylerine Halepli bir aileyi de konuk etmiş! Şimdi de Kamerunlu bir genç!

Williams Fransa’yı temsil edecek evet ama hala Fransalı olduğuna dair kağıdı küreği yok! Vermemiş zalım ülke. Şimdilik tek derdi bu gibi. 

Ahh Lampedusa. Sessizliğinin hükmü sökmüyor bu düzende. Bilesin istedim!