Lanetliler, sadece Frantz Fanon’a göre köleleştirilenler veya sömürgeleştirilenler olarak aktarılanlar değiller.

Faşizm dönemlerinin "lanetlileri" gelecek dalgaya ayak uydurmak istemeyen tekel sahipleri, faşist tırmanışa ayak uyduran tekellere rakip olan diğer tekel sahipleri olabiliyorlar.

Kolonyal faşizmin yükseldiği ve iktidarlaştığı Türkiye’de, bu oyunun da bir tarihçesi var.

Mussolini’nin kara gömleklileri;

Hitler’in yükselişini SA’lar ve düzeni devralan SS’leri;

Erdoğan’ın yükselmesini sağlayan 15 Temmuz milisleri ve devamında kurulan "gizli/yarı resmi silahlı milisleri".

Tümünün tarihi bileşkesi aynı.

Burjuva rasyonelleri "dışında“ oluşturulan, yeni bir sistem. Bu sistemin amacı, burjuva düzenini yeniden ayakları üzerine oturtmak.

Olağanüstü bir dönemdir bu.

Bunun çarpıcı örneklerinden birini "Lanetliler" oyununda izledim.

İtalyan tiyatro ve film rejisörü Luchino Viskonti’nin 1969 Alman/İtalyan ortak yapımı "Lanetliler" Filmi’nin tiyatro versiyonu Berlin’de Brecht Tiyatro’sunda sahneye kondu.

Konu, Nazi Almanya’sında, Krupp Firması sahibi ailenin yaşadığı sosyalpsikojik dram. Oyunun kahramanları, 1934 yılında yaşamış olan Essenbeck ailesi. SA komutanları, ailedeki rakipleri (baba, anne, kardeşler amca vs.) ve onlara rakip aileleri, tuzaklar sonucu biribirlerini katlettirir ve terör estirirler. Reichstag yangını, kitap yakma gibi tarihi olaylar yaşandıktan sonra, Hitler 30 Haziran 1934’de Bad Wiesse’de SA öncü kadrosunu ve komutanlarını öldürtür. Ve zaman geçer… Yeni yaşam, harabeler üzerinde yükselir.

Oyunla ilgili hazırlanan broşürde, "Gizli Otoriterizmi nasıl tanırsınız?" başlıklı bir bölüm var.

2013 yılında Amerika’da yaşamını yitiren, İspanyol/Alman Politolog Juan J. Linz’in bu konudaki teorilerinin özeti şöyle aktarılıyor:

Anayasa reddedilir ya da onu tanımamayla ilgili davranış sergilenir;

Seçimlerin iptali, belli örgütlenmelerin yasaklanması, temel vatandaşlık veya politik haklarının kısıtlanması gibi anti demokratik yaptırımların gerekli olduğu ilan edilir;

Hükümet, anayasa uygun olmayan yöntemlerle değiştirilir, askeri darbe, şiddete dayalı toplu protestolarla, hükümet değişikliğine gidilmesi gerektiği dayatılır;

Legal seçimler, güvenilir seçim sonuçlarını tanımamakla, hasıraltı edilmek istenir;

Politik karşıtlar, devlet düşmanı veya mevcut düzenin düşmanları olarak suçlanırlar;

Politik karşıtlar, ulusal güvenliği, mevcut yaşam şatırlarını tehlikeye düşürenler olarak ilan edilirler;

Hiçbir gerekçe ileri sürülmeksizin, politik karşıtlar, yabancı güçlerin ajanları olarak suçlanırlar;

Silahlı çetelerle ilişki kurulur, şiddet uygulayan paramiliter gruplar, milislerle ilişkiye geçilir;

Söz konusu politikacılar ve karşıtlara saldırı için talimatlar verilir;

Taraftarların şiddet eylemleri, cezai yaptırımlar uygulanmadan ve suçlanmaksızın, sessizce onaylanır;

Ülkedeki veya başka ülkelerde geçmişte vuku bulan politik şiddet suçları onaylanır…

Türkiye senaryosuna uyar bu. Ancak birbiriyle örtüşen iki adam da var bu senaryoda:

Mussolini, Kral’ın davetine uyarak, 30 Ekim 1922’de Marsilya’dan Roma’ya hareket etmişti;

Başbakan olarak görevlendirilecekti. Kral’ın karşısına çıkmadan önce, Savoy oteline gitti ve kara gömleğini giydi. Kral’a: "Haşmetlim, kılığımla ilgili affınızı diliyorum…savaş alanından geliyorum…" dedi ve iktidarı ele geçirdi.

Erdoğan, 15 Temmuz gecesi, "gizli bir mekanda saklandı“ televizyonda halkı, tezgahlanan savaş alanına gönderdi ve iktidarı ilellebet ele geçirdi(!) mi? Kalacak mı. Daha neler olacak?

Mussolini’nin başına gelenler biliniyor. Ya O adamın başına gelecekler?