Irak’ın Saddam Hüseyin’i, Amerika’nın "sen büyüksün" gazıyla İran’a savaş açmış, kişisel gücünü göstermek için Dicle nehrini kulaçlamış, ermiş, evliyalardan bir evliya olduğunun kanıtı olarak bembeyaz ata binip dolaşmış, atının durduğu yerde, secadde serip, cadde ortasında namaza durarak dindarlığını kanıtlamış, bu kafanın son koşusunda Kuveyt’i işgal etmiş ve başı altında kalmıştı.
Eski bir çavuş olan Uganda’nın İdi Amin’i, etrafa savaş açmakla kalmamış timsahlarla güreşmişti.
AKP iktidarı, Amerika’nın sırt sıvazlayan "afferim avladım" gazıyla, kendini bölgenin bekçisi sanıyor ve "dehşetin korku lider" olarak racon kesiyor.
Ortadoğu böyledir. Gücü ele geçiren, kabuk altındaki açları doyurma yerine, etrafın dehşet karaltısı olmayı yeğliyor.
Ortadoğu sonradan görmelerin, ortalık kırıp, döktüğü bir düzlemdir. Sonradan görme seçilmiş de olsa diktatördür. Çünkü, bu topraklar hiç bir zaman demokrasi denilen icatla tanışmadı. Onun için, vefanın insaniyet duygusu da yoktur. Seçilmiş sonradan görme adam, "kardeşim, gözümün nuru" diyerek sarıldığı, şapur şupur öperek elinden değerli armağanlar aldığı, akşam ev gezmesine gittiği liderin gırtlağını kesmesi için, ertesi gün katil kiralayabiliyordu.
Ortadoğu, bu yönüyle belalı TC ise "dünyayı kurtaran güç" rolündedir. Recep Bey, rolün hakkını vermek için İsrail’den izinli Filistin’e gidip, orada İsrail'e posta atmaya hazırlanıyordu. Öbür yandan ta Burma’nın iç işlerine elini sokuyor, burnuyla dalıyordu.
İçeride, "ekonomik gelişmenin nurlu ufuklarına koşuyoruz arkadaşlar, durmak yok, yola devam" naraları birbirine dolanıyor, öte yandan çöplükte yiyecek arayan ev kadınlarının fotoğrafı Zonguldak’tan basına düşüyordu.
Recep Bey'in baş komutasındaki ordunun 34. Tugayı, hava gücü desteğinde ülkeye sızmış (belki de dini, mezhebi bozuk olduğundan) yabancı koyun sürüsüyle savaşıyordu. Savaş haberini, Doğan Haber Ajansı, İran’dan sızan 473 koyunluk sürünün esir alınıp, el konulduğu zaferini, "Şemdinli’de hava destekli operasyon" başlığıyla müjdeliyor, büyük taarruzun askeri stratejisini de şöyle özetliyordu:
"Havadan verilen koordinatlar doğrultusunda, bir anda koyunların etrafı sarıldı.
"Büyük zaferin meyvesi" el konulmuş koyun sürüsü ve dört çobanından ibaret değildi. Büyük taarruzda, 820 litre akar yakıtın ele geçirildiği de haber veriliyordu.
İyi de, TC yabancı koyunların sızmasına karşı ordusuyla savaş halinde olduğu bir sırada, yandaş bir televizyon kanalında, Türk halkının "sağlıklı" beslenme sorunu tartışılıyordu. Konunun "uzmanı" konuşmacılardan biri, piyasada at, eşek etinin "koyun, kuzu" etiketiyle, kedi ve köpeklerin de "keklik, tavşan" ambalajı içinde satıldığını söylüyor, ekliyordu:
"Çöplüklerde, orada, burada buldukları kokmuş leşi, taze kesilmiş et niyetine satanları biliyorum!.."
At, eşek etine, "nallı kuzu" deniyordu, halk arasında. Basın, aralıksız olarak kesilmek üzereyken kuşatılmış at ve eşek görüntüleri yayımlıyordu. At, eşek eti, "nallı kuzu" diye adlandırılıyordu. At ve eşek etinden biftek, sucuk, pastırma, basında sıkça arzı endam eden haberler arasındaydı.
Olsun, TC görülmemiş refahı ile Afrika'ya, Burma, Filistin’e yardım tertibinden makarna göndererek dünya yoksullarını doyuruyordu.
Dünyayı kurtarma varken, içeride yoksulluk yadırganmıyordu.
Şimdilik sadece, kokuşmuş leşin paketlenip piyasaya sürülmesi, sokaklarda kesilmek üzere kedi ve köpeklerin kovalanması, son Türk icadı diye yadırganıyordu. Bilindiği üzere her icat, başlangıçta yadırganır. Sonra sıradanlaşır.
Dinler diyarı, icatlar merkezidir. Burada düşmanlıklar aile boyu, genel haydutlaşmadır. Saddam Hüseyin, kendisini sevmeyen kişiyi değil, doğmamış bebeğini susturuyordu. Kürdistan’da insanlık 90 yıldır, vahşetle zehirleniyor. Son isyanda, oğula erişiyince, babasını rehin alıp yok ettiler. İnsanlık yangınıyla köyleri cayır cayır yaktılar.
Arjantinli general Videla, 87 yaşında hapishanede öldü. TC’de katillerin göğsüne madalya taktılar. "Kurşun atan da, kurşun yiyen de şereflidir" diyerek haydutlaşmayı kutsayan Türk’e şan olsun…
Bu arada Kürt aç kalsın diye, Türk’ü de leş yemeye mahkum ettiler.
1990’lara kadar Kürdistan yaylaları koyun sürüleri yatağıydı. Bu sürüler Ürdün, Şam, Halep, Süleymaniye, İran Kürdistan’ı, ta Suudi pazarlarına akıyordu.
Kürdistan’da yalnız köyleri, insanları kırmadılar. Kürt aç kalsın diye sürüleri de yediler. Kürt açlıktan ölmedi, ama Türk leşe mahkum hale geldi.
Leş yemeye mahkum olmak
Ortadoğu’da, gücü eline geçirmiş birini elde edip, kullanmak için "sen en büyüksün" demek yeterlidir. Bu gazla şişmiş liderliğin raconu ise göze kestirilen zayıfı bulup, ona saldırmak, can almaktır.