Hamburg’da açlık grevine katılan Bilican Eroğlu, ‘Söz konusu Önderlikse akan sular durur’ diyerek, tecridi kıracaklarını söylüyor. Leyla Güven’in dönemin sembolü olduğunu belirten Huri Açıkça ise “Bizim yapamadığımızı o yaptı. Eylemiyle hepimize yol gösterdi” diyor.
M. ZAHİT EKİNCİ / HAMBURG
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki ağırlaştırılmış tecridi protesto etmek ve HDP Milletvekili Leyla Güven’in eylemine destek vermek için Almanya’nın Hamburg kentinde 6 Aralık’ta başlatılan açlık grevi devam ediyor. Hamburg Demokratik Toplum Kültür Merkezi binasında devam eden eyleme Hamburg’un yanı sıra Bremen, Kiel, Oldenburg, Lübeck, Leer ve Stade kentinden gelen Kürdistanlılar katılıyor.
Eyleme katılan kadınlar ‘Sözkonusu Önderliğimiz ise akan sular durur’ diyerek, tecridi kırmakta kararlı olduklarını ifade ediyor.
‘Önderlikle var olduk’
Eyleme Kiel’den katılan 9 çocuk annesi Meryem Muhammed Elî,
kendisini bildi bileli bu mücadelenin sempatizanı olduğunu belirterek şöyle diyor: “Bu yol şeref yoludur. 9 çocuğumu da önce insan ve yurtsever olsunlar diye büyüttüm. Umarım emeğimi boşa çıkarmaz ve ülkelerine faydalı insanlar olurlar. Önderliği çok istememe rağmen göremedim. Ama hep yüreğimde yaşatıyorum. Düşüncelerine bağlı kalarak mücadele ediyorum. Değil üç gün, uğruna ölüme bile giderim. Biz onunla var olduk, onu korumak için elimizden geleni yapacağız.”
‘O’nun için akan sular durur’
Yine Kiel’den katılan Bilican Eroğlu, iki hafta önce kaldığı hastaneden çıkıp açlık grevine katıldığını, eşinin ise evde hasta yattığını belirtiyor. Eşinin ‘birimizin eyleme katılması gerekiyor’ demesi üzerine ‘Önderlik sözkonusuysa akan sular durur’ diyerek geldiğini söyleyen Eroğlu, “Ben aynı zamanda şehitlerime bağlılığımın bir gereği olarak katıldım” diyor ve kuzeni olan Nazlı Eroğlu’nun Amed’de şehit düştüğünü hatırlatıyor. Eroğlu, başta Öcalan olmak üzere tüm siyasi tutsakların serbest bırakılması talebini yineliyor.
6 aylık mülteci
Sêrtli Huri Açıkça’nın 6 ay önce Avrupa’ya mülteci olarak geldiğini ve eşinin şehit olduğunu öğrenince hayat hikayesini merak ediyoruz ve soruyoruz.
Açıkça, ailesi yurtsever olmasına rağmen henüz 13’ündeyken evlendirilmiş. Eşi ise 15’indeymiş. ‘Bizim söz hakkımız yoktu, ailemiz öyle uygun görmüştü’ diyerek izah ediyor bu durumu.
Eşi Sabri Açıkça’nın (Ferhat) 2001’de gerillaya katılınca kendisi için zorlu olduğu kadar onurlu bir hayatın başladığını belirtiyor.
Üç çocuğunu bir başına büyüttüğünü, yurtseverliğinden ödün vermeyince devlet baskısıyla karşı karşıya kaldığını anlatıyor: “
“Eşimin Mart 2014’de Qendîl’in Dola Kokê mıntıkasında 8 arkadaşıyla birlikte çığ altında kalarak şehit düştüğünü öğrendim. Kaldığı manga, olay yerine yakın olduğu için, mahsur kalan arkadaşlarına yardıma koşmuş, o esnada çığ altında kalmış. Bundan sonra eşimle görüştüğüm gerekçesiyle hakkımda açılan davadan 2 yıl 8 ay, ayrıca yardım yataklıktan 3 yıl 8 ay hapis verdiler. Bunun üzerine devletle adeta köşe kapmaca oynadım. İstanbul’daki akrabalarımın evlerine ihbar gerekçesiyle baskın yapıp, onları gözaltına aldılar, o baskınlardan kıl payı kurtuldum. Türkiye’de yaşama şansım kalmayınca Almanya’ya geldim.”
Leyla Güven dönemin sembolü
Huri Açıkça, eylemi duyunca tereddütsüz gelip katıldığını, Leyla Güven’in eylemiyle kendilerine yol gösterdiğini belirtiyor: “İlk grubun içinde yer aldıktan sonra 3 gün ara verdim. Ama vicdanım tekrar katılmamı emredince 3’üncü grupta da yerimi aldım. Bu eylemi sadece Önderlik için değil kendi geleceğim için de yapıyorum. Öcalan sadece Kürtlerin değil, dünyada ezilen tüm insanların önderi ve umudu. Bir çok mazlum halk geleceğini onun felsefesinde buluyor. Onun için sahiplenilmesi lazım. Onun etrafında kenetlenmeliyiz. Onun paradigmasii ile düşünce dünyamız, kadınlığımız yeniden hayat buldu. Nasıl ki Bêrîtan Güney’de, Zîlan Dersim’de, Arîn Mîrkan Rojava’da sembol olduysa Leyla Güven de bu dönemin sembolüdür bence. Bizim yapamadığımızı o yaptı. Bu eylemiyle hepimize yol gösterdi aslında. Ben içerde ancak bu kadarını yapıyorum, peki siz dışarıdakiler ne kadar Önderliği sahipleniyorsunuz mesajını verdi bize. Eksik ve yetmezliğimizi yüzümüze vurdu. Bence bu eylemi böyle anlamak gerekiyor. Sonucu ve bedeli ne olursa olsun bu eylemin takipçisi olacağız. Bu münasebetle faşist Türk devletinin mazlum Maxmur ve Şengal halkına alçakça saldırısını kınadığımı da belirtmek istiyorum.”