MİHEME PORGEBOL
Türkiye hapishaneleri dünyanın en çok açlık grevi görmüş hapishaneleridir. Dünyanın hiçbir yerinde bu kadar sık ve bu kadar geniş katılımlı açlık grevleri görülmedi. Politik mücadelelerin zirve noktası olan açlık grevleri bedenlerinden başka hiçbir şeyi kalmayan insanların mücadelelerini sürdürme biçimidir. Elinde hiçbir silahı, mücadele aygıtı, ifade kanalı kalmayan insanlar bedenlerini aç bırakarak birer silaha dönüştürüp iktidara yöneltirler. Talep ne olursa olsun, açlık grevleri mücadelelerin en yoğun aşamalarıdır. Aslında bu paragraftan Türkiye devleti ve ona karşı onurlu mücadelelerini sürdüren açlık grevcilerine dair birçok sonuç çıkarmak mümkün.
Açlık grevlerinin en sık görüldüğü yer neden Türkiye Cumhuriyeti hapishaneleridir? Burada gerçekleştirilen açlık grevleri neden bu kadar geniş katılımlıdır? İnsanların taleplerini ifade edebilmeleri için neden bedenlerinden başka hiçbir şeyleri kalmaz? Hiçbir şeyi bile kalmayan insanlar neden mücadele etmekte ısrar ederler? Bu soruların cevaplarını herkes ama herkes biliyor. O yüzden bu soruların cevapları üzerinden tekrara düşmek yerine açlık grevlerine Kafka’nın “Bir Açlık Sanatçısı” adlı öyküsü üzerinden bakmaya çalışacağım.
Bir Açlık Sanatçısı
Franz Kafka’nın eserleri içerik, kurgu ve anlatımları itibariyle çok yönlü veya bozuk formlu karakterler barındırır. Öyle ki onun eserlerinde insani bilincini kaybetmeden bir eklem bacaklıya dönüşen karakterler, nasıl başlayıp nasıl sonuçlandığı asla bilinemeyecek olan bir dava, insanlaşamamış ama artık maymunluktan da iyice uzaklaşmış karakterler, kendi suçunun ne olduğunu asla bilemeyen mahkumlara rastlayabiliriz. Kafka’nın bu form bozma çabası sadece karakterler üzerinden değil olgular, kavramlar, nesneler vb. üzerinden de okunabilir. Kafka’nın Bir Açlık Sanatçısı adlı öyküsü de yine form bozmaya dönük bir çaba içerisindedir ve açlık ile sanatı birbirine bütünler. Kafka bu öyküde yaşama tutunup geçimini sağlayabilmesi için kendini aç bırakmak zorunda kalan bir karakter yaratır.
Açlık Direnişçileri üzerine bir performatif okuma
Ben de Kafka’nın Bir Açlık Sanatçısı adlı öyküsünü kısa bir şekilde Leyla Güven’in öncülüğünde Türkiye hapishanelerinde süren açlık grevlerine uyarlamaya çalışacağım. Bunun için öyküde geçen birkaç sözcüğü değiştirip anlamı aynen korumaya çalışacağım. Her paragraftan önce o paragrafta değiştirmek istediğim sözcüğü ve yerine koyacağım sözcüğü belirteceğim. Örneğin aşağıdaki paragrafta “sanat” sözcüğü yerine “grev” sözcüğünü, “gösteri” sözcüğü yerine de “eylem” sözcüğünü koyalım.
“Son on yıldır açlık sanatçılarına olan ilgi önemli derecede azaldı. Eskiden bu tip pahalı gösteriler ortaya koymak kazançlı bir işken, bugün bu tamamen imkânsız. İki farklı zaman dilimi. O zamanlar bütün şehir açlık sanatçısıyla ilgilenirdi; bir aç kalma gününden diğerine ilgi sürekli artardı; herkes en azından günde bir defa açlık sanatçısını görmek isterdi; aç kalma gösterisi devam ettiği müddetçe, küçük kafesin önünde bütün gün oturan müdavimler olurdu; etkiyi artırmak için kullanılan meşalelerin ışığı altında açlık sanatçısını seyretmeye geceleyin bile gelenler olurdu.”
Gerek etrafımdaki insanlarla yaptığım sohbetlerden gerek konuyla ilgili takip ettiğim haber ve yazılardan benim de çıkardığım ortak sonuç şu: Son yıllarda açlık grevlerine olan ilgi önemli derecede azaldı.
***
“Sanat” sözcüğünün yerine “direniş” sözcüğünü koyarak öyküyü okumaya devam edelim:
“Sürekli değişen seyirci öbeklerinin yanı sıra yine seyirciler tarafından üçlü gruplar halinde seçilen ve genelde kasaplardan oluşan daimi nöbetçiler de olurdu. Bunların görevi açlık sanatçısının kendisini gizli gizli besleyip beslemediğinden emin olmak için gece gündüz adamın başında nöbet tutmaktı. Yine de, bu sadece kalabalığı yatıştırmak için ortaya konmuş bir formaliteydi, çünkü oradakiler çok iyi bilirdi ki; aç kalma süresi boyunca sanatçı hangi şartlarda olursa olsun, hatta buna zorlansa bile asla en ufak bir şey dahi yemezdi; sanatının itibarı buna izin vermezdi.”
***
Bu cümlede sözcük değiştirmek yerine başka bir değişikliğe gidip, cümlede bahsi geçen “nöbetçiler” yerine kendimizi koyalım:
“Fakat [açlık sanatçısı] en mutlu anlarını sabah olup da, kendi cebinden ödediği ve nöbetçilerin yorucu, uykusuz bir geceden sonra büyük bir iştahla saldırdıkları devasa kahvaltı getirildiğinde yaşardı.”
***
Öykünün bu kısmında ‘aç kalmak’ yerine ‘direnmek’, “açlık sanatçısı” yerine de “direnişçi” sözcüğünü kullanırsak direnişçinin öfkesinin daha net kavranabileceğini düşünüyorum:
“Kendisi için üzülüp çektiği acıların aslında aç kalmaktan kaynaklandığını ona açıklamak isteyen iyi niyetli biri yanına geldiği zaman, özellikle aç kalma eylemi ileri bir aşamadaysa, açlık sanatçısının çileden çıkıp dehşetli bakışlar altında tıpkı bir hayvan gibi kafesin parmaklıklarını sarsması gibi bir durum ortaya çıkabilirdi.”
***
Hiç kimse günleri saymıyordu
Öykünün bu kısmında sözcüklerin yanında bir de mekanı değiştirelim. Mesela ‘küçük panayırdaki çadır’a ‘bir mücadele alanı’ deyip ‘aç kalma’yı da yine “direnmek” demeye devam edelim:
“Binlerce insanın alkışladığı adam kendisini küçük panayırdaki çadırlarda teşhir edemezdi ve başka bir meslek edinebilmek için fazla yaşlı olmasının yanında son derece fanatik bir şekilde aç kalmaya bağımlıydı.”
Öykünün bu kısmını da aynı şekilde okuyalım: ‘Açlık sanatçısı’ yerine ‘direnişçi’, ‘aç kalmak’ yerine ‘direnmek’
“Açlık sanatçısı daha önce hayal ettiği gibi aç kalmaya devam ediyordu ve söylediği gibi bunda tam anlamıyla başarılı da oldu. Fakat hiç kimse günleri saymıyordu ve kendisi de dahil hiç kimse ne kadar büyük bir iş başardığının farkında değildi.”
”Çünkü aç kalmak zorundayım, başka türlü yaşayamam. Çünkü sevdiğim yiyeceği bulamıyorum. Eğer bulsaydım, inanın bana, ben de siz ve diğerleri gibi tıka basa karnımı doyururdum.”
Sanatçılar kalplerini kaybetti
Kafka’nın açlık sanatçısının sanatına insanların ilgisizliği ile Leyla Güven’in direnişine insanların ilgisizliği benzerdir. Kendimin performatif okuması olarak ‘insan’ sözcüğünün yerine ‘sanatçı’ sözcüğünü getirelim: Leyla Güven’in direnişine sanatçıların ilgisizliği... Şimdi gelmek istediğim noktaya gelebildim ve lafı uzatmayacağım. Ölüm orucunda yaşamını yitiren Bobby Sands, açlık grevi sırasında sanatçılara dönük şöyle der:
“Sanatçılar kalplerini kaybetti
Rüya içinde rüya görüyorlar,
Bir parça altın fiyatına satıldı sihirleri,
Bir halkın çığlıkları arasında.
Ay resmi çizerler, açan çiçeği de,
Dehalarıyla, öyle derler.
Ama Castlereagh’de yatan
Ve titreyen zavallının resmini çizemezler.”
‘Castlereagh’ sözcüğü yerine ‘Türkiye hapishaneleri’ diyelim.
Not 1: Kafka’nın “Bir Açlık Sanatçısı” adlı metinden yapılan tüm alıntılar ALTIKIRKBEŞ YAYINLARI’ndan çıkan “Bir Açlık Sanatçısı” adlı kitaptan alınmıştır.
Not 2: Bobby Sands’ten yapılan alıntı VE YAYINEVİ’nden çıkan “Hapishane Şiirleri” adlı kitaptan alınmıştır.