Leyla şafaktan önce sökerdi

Kadın Haberleri —

7 Eylül 2020 Pazartesi - 23:00

  • Leyla’nın isyanı, itirazı ve direnci Kürtleri hedefleyen karanlığaydı; ya kendi toprakları üzerinde özgür yaşayarak, tüm insanlıkla ilişkisini eşit kılacaktı ya da kavga yaşamının esası olacaktı.

FATMA ADIR

Şafak Leyla’dan önce mi sökerdi, çok emin değilim. Güneşi ve şafağı karşılayan dağlı kadınlar hep bir hikaye ve söylence değildi. Onlar güneşi erken karşılamanın yüreği, güneş kadar sıcak kılacağına inanırlardı. Yaşam şafak kadar hafif, serinletici ve dinlendirici olsun isterlerdi. Gün şafaktan önce başlamalı ki, dolu ve bereketli olsundu. Erken yaşama başlamalı ki, tüm güzellikleri kucaklayabilesin ve hiçbir şeyi kaçırmayasın. Geç kalarak tüm güzelliklerden mahrum kalmak çoktan bu coğrafyanın kaderi kılınmıştı. Geç kalmanın, oluşturduğu koyu karanlık örtü, en önce kadınların şafak ışığını karartmıştı. Analarımızın her sabah Güneş’i karşılamaları ve niyazları da yetmemişti. Analarımızın niyaz ve dualarına; şafak ile yürek birliği ve ortaklığını oluşturmayı eklemek gerekti, hem de hiç geç kalmadan. Belki de kızlarının, analarının Güneş’e yüz sürmelerine ekleyecekleri, bu toprakların yeni gününü-geleceğini aydınlatmaya yetecekti. Bu toprakların kadınını ışıksız ve şafaksız kılmanın büyük kördüğümünü aşma vaktiydi Leyla.
Erken kalkmanın, şafağı hep karşılamanın mistik, ruhani ve derin hissiyatını yaşamanın farkıydı belki de. Ama herkesten, hepimizden önde olduğunu hiç unutmadım. Tüm dağlı kadınlar şafakla birlikte uyanmayı alışkanlık ve yaşam tarzı kılmışlardı. Ama hiçbir mazeretin kaideyi bozmasına izin vermeyen yoldaşlardan biriydi Leyla. Şafağın serin esintisine, yaprakların rüzgarda hafif hışırtısına mutlak anlamda elinde tutuğu radyodan yayılan yüksek sesli müzik eşlik ederdi. Uyumak adına buna itiraz ve mırın kırın etmenin pek faydası olmazdı. Gün müzikle başlamalıydı, devamı bereketli ve sevgi yüklü geçsin diye. Güne müzikle başlamak ruha sevgi, güzellik, paylaşım ve yumuşaklık katardı. Her dilde müzik ama tüm hislerinizi harekete geçirsin diye deyiş, dengbêjlik ama en çok da Rojhilat müziği...

Ey kervancı, Leylam’ı nereye götürüyorsun?

Son zamanların en çok sevdiği parça, yoldaşları ile paylaştığı Mohsen Namjoo’nun Ey Sareban idi. Ey kervancı, Leylam’ı nereye götürüyorsun, Leyla benim canım ve yüreğim olduğu halde?

Müzik ruhun kutsallığının hissiyatı ve önceden duyumsamak değil miydi? Gelenin önceden sezinlenmesi ve haber alışı. Ya da en gizemli olanı, dünyayı en derinden hissetme, algılama, anlama ve ilişki kurma yolu. Veya güzel, derin paylaşım ve yaşamlara kulaç atmanın hafifleticiliği. Özgürce davranabilme farkı ve rengini oluşturabilme derinliği. Evet, belki de gidişine yoldaşlarını hazırlama.

Bedel vererek güzellikler yaratmak...

Kürdistan’dan dünyaya yayılan özgür kadın mücadelesi büyük ve yeri kolay doldurulamayacak güzelliklerimizi bedel vermeyi bizim neslin görevi kıldı. Bedel vererek güzellikler yaratmak herkesin, en çok da özgürlük mücadelesini görev kılmış kadınların tercihiydi. Ama yüreği, ruhu kara-karanlık erkek akıl, çoktandır çullanmıştı tüm güzelliklerin üzerine. Sevgi, paylaşım, ortak ve birlikte yaşamak tersti bu karanlık akla. Yok etmeyi, katletmeyi ve öldürmeyi; var olmanın gayesi ve amacı kılmıştı. Yok etme, çoraklaştırma ve çölleştirmeye karşı, yüreği ve beyniyle direnen ve dövüşen kadın ve erkekler vardı. Bu kadınlar ve erkekler orman, çiçek, böcek ve insan birlikte, farklılıklarıyla yaşasın diye direnmeyi mücadelenin amacı kılmışlardı.
En çok da Kürtler bu karanlığın hedefindeydi. Coğrafyası-doğası kadar kadınları da esir kılınmış ve işgal edilmişti. Hafızası, tarihi, biriktirdikleri talan ve yasaklı kılınmıştı. İlmek ilmek ördüğü ve ruhunda, yüreğinde bugünlere taşırdığı kültürü yok ediliyordu. Dilsiz ve sözsüz bırakılmak isteniyordu. Ruhunda, yüreğinde biriktirdiği ve sakladığı sözlü arşivini dengbêjliğinde ve ağıdında biriktirerek bugünlere ulaştırdığı ezgisi susturuluyordu. Göçebelik kaderi kılınmıştı. Başkalaşıma uğrama, kendinden vazgeçme ve başkalarına özenerek-benzeşerek yaşama tercihi haline getiriliyordu.

Kavga ona yakışıyordu

Leyla’nın isyanı, itirazı ve direnci bunaydı; ya kendi toprakları üzerinde özgür yaşayarak tüm insanlıkla ilişkisini eşit kılacaktı ya da kavga yaşamının esası olacaktı. Leyla ve yoldaşlarının en yüksek tonda karşı koyuşu ve kavgası bu gerçeğeydi. Kavga Leyla yoldaşa da çok yakışıyordu. En çok da dağda, yükseklerin en üstünde ezgiye ve müziğe döndüğünde.
Yüreğimiz ve canımız olan bu kadın ve erkeklerin yürüttükleri kavga, toprakları yeniden sevgiye, aşkın hakikisine, farklılıkların özgür ve eşit birlikteliğine açılacak. Dirençleri ve direnişleri ile güzelleşen yüzleri ve yürekleri buna olan inançtandır.
Bundan sonraki kervanlar Leylaları özgürlüklere, sevginin ve aşkın hakikatını taşıyacak. Güle güle saçlarının her lülesinde özgürlükleri ördüğümüz yoldaş. Unutulmayacak, özgür kadın ve Kürdistan mücadelesinde ve hakikatinde yaşayacaksınız.

“Yıldızlar süpürürsün, farkında olmadan,
Güneş kucağındadır, bilemezsin.
Bir çocuk gözlerine bakar, arkan dönüktür,
Ciğerinde kuruludur orkestra, duymazsın.
Koca bir sevdadır yaşamakta olduğun, anlamazsın,
Uçar gider, koşsan da tutamazsın…” W. S

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.