En zor olan oldu. Erdoğan rejiminin Libya’ya “muharip asker gönderme” planına karşı TBMM’de tüm muhalefet birleşti.  TBMM Dışişleri Komisyonu’nda Erdoğan’ın planına HDP, CHP ve İyi Parti “hayır” dedi.

Eğer hafızam beni yanıltmıyorsa, Cumhuriyet tarihinde böyle bir karşı çıkış ilk defa gerçekleşiyor.

Libya’ya asker gönderme kararı, açıktır ki bir “devlet” kararıdır. Böyle bir karar Erdoğan’ın “bakkal defteri tutmaktan” ibaret kafasıyla alınmış olamaz. Önce MİT, ardından Genel Kurmay, sonra örneğin Merkez Bankası vs.; kısaca devletin istihbari, askeri, mali, diplomatik unsurları bu kararın altındaki gerçek imzalardır.

Muhalefetin tümü işte bu “devlet kararına” karşı oy kullanmıştır.

Suriye topraklarının işgal edilme kararlarına yalnızca HDP karşı çıkarken, CHP ve İyi Parti ilk defa böyle bir “milli” karara karşı oy kullanmıştır.

İlk bakışta “çok uzak bir diyar”a asker gönderme kararına karşı çıkışı küçümsemek mümkün gibi görünse de, “barışçı politikanın” üstünü kaplayan metrelerce kalınlıktaki buzda “ilk kırılma” sanılandan da önemlidir. Çünkü kırılan buz tabakası onun üzerinde yürüyen faşist rejim için felaketin habercisidir.

Konuyu biraz değiştirelim.

Özellikle CHP açısından “Libya” Kemalist tarihin çok romantik bir parçasıdır. O nedenle verilen “hayır” oyunun tarihe ilginç bir çentik attığı da açıktır. Enver’in rolünü Erdoğan Mustafa Kemal’in rolünü Hulusi Akar ve Kuşçubaşı Eşref ve Kara Kemal’in rolünü Hakan Fidan almış, CHP dımdızlak kalmış ve “Libya’ya gidişe” hayır demiştir.

Oysa ne günlerdi o günler? Buyurun CHP adına nostalji yapmak için rastgele bir kaynaktan “Libya”yı hatırlayalım:

“Trablusgarp direnişi için Özel Teşkilat, Enver Paşa tarafından gerçekleştirildi. Enver Paşa ve Ali Fethi Okyar binbaşı, Mustafa Kemal Paşa Kolağası rütbesindedir. Özel Teşkilat’ın kuruluşunu Atatürk’ün akrabası Fuat Bulca, Cemal Kutay’ın yayınladığı “Trablusgarp’ta Bir Avuç İnsan” adlı anılarında anlatır. Bulca, Mustafa Kemal’in muavinidir. Mustafa Kemal’in Bulca’ya ilk sözü şuydu: “Trablusgarp’a gidiyoruz, sen de geleceksin” olur. Mustafa Kemal, şöyle diyordu: “Enver’in planı şu: Bizler kendi arzumuzla ve hususi bir teşkilat olarak müdafaayı ele alacağız. Harbiye Nezareti de bizi istifa etmiş sayacak. Orada teşkilat yapacağız. Biliyorsun ki ben daha evvel de Trablusgarp’ta bulundum. Halet-i ruhiyeyi bilirim. Eğer ciddi olarak müdafaaya girişirsek başta Senusiler olmak üzere halk bize yardım eder. Enver Urban’ı teşkilatlandıracak, onların dillerini ve adetlerini bilen arkadaşları beraberimize alacağını söyledi. Eşref bey de geliyor. Mıntıkaları harita üzerinde taksim dahi ettik. Sen benim muavinim olacaksın. Bu akşam Beşiktaş’ta Enver’in evinde toplanacağız. Mahrem tut. Hiç kimse bir şey bilmiyor. Mahmut Şevket Paşa’yla Enver temas ediyor. Ali Fethi de Cezayir’e geçecek, oradan deniz vasıtasıyla münakale imkanlarını araştıracak.”

Şimdi siz kendinizi “ulusalcı” Kemalist CHP’linin yerine koyun. Tarihin sisli derinliklerine dalıp, “ah, şimdi hükümette biz olmalıydık” diye mırıldanmaz mısınız?

Bu açıdan baktığımda, Komisyon’daki CHP ve İyi Parti’nin “hayır” oylarını “tarihte yeni bir yaprak” gibi okuyorum.

Demokrasi ve barış güçleri için buz tabakasındaki bu çatlağı derinleştirmek, buzu kırmak, üstünde yürüyeni soğuk sulara yuvarlamak, “Libya’ya hayır da, Suriye Rojavasına, Irak Başuru’na neden evet?” diye sormak şimdi daha anlamlı.

A diyen B de demek zorunda.

Bakalım Komisyon’da AKP ve MHP oylarıyla kabul edilen karar TBMM’de nasıl tartışılacak. HDP’li kardeşlerimizin iyi bir hazırlıkla muhalefete “ikinci” bir adım attırması mümkün olursa, faşizme karşı mücadele yeni bir adım atmış olacak.

“Vatan söz konusuysa her şey mubah” geleneğine, küçük de olsa bir darbe indirilecek.

Quto birden devreye giriverdi: “Weysi abê, tarih tam uymiii…”

“Neden?” diye sordum.

“Çünkü dedi, Türklerin atasi Trablus’a çıqış yaptığında, Libya İtalyan sömürgecileri tarafından işğal edilidi, ama şimdi Türk devleti ile İtalyan devleti, Trablus’taki hükümeti, Xelife Hefter’e karşı desteklii…Yanê kendime diyim ki, Erdoğan, Fidan, Aqar Türk’ün atasının savaştıği İtalyanlarla işbırlığı yapii…”

Aklım başımdan gitti. “Yahu Quto, sen bunları nereden biliyorsun?” diye bağırdım.

“Sen baxma şimdiki hallerimize Weysi abê” dedi Quto, “Sur çocıği artıx her şeyi bilii…”