1988 yılının 1 Eylül Dünya Barış Günün'de Kürt Özgürlük Hareketi'nin ilan ettiği ateşkes süreci tek taraflı olarak 5 yıl devam etti. Şimdi olduğu gibi o dönemde de Kürt tarafı bu sürecin kalıcı bir barışa evrilmesi için üzerine düşeni yaptı. Fakat bunu bir zaaf olarak değerlendiren Türk devleti, süreci çözüm değil, tasfiye edilmesi için bir fırsat olarak ele almayı tercih etti; barış adımlarına tasfiye konseptiyle yanıt verdi. Kürt Özgürlük Hareketi, tasfiyeciliğin içeriye kadar sızdırılması gayretini de dikkate alarak meşru savunma hakkının bir gereği olarak 1 Haziran 2004 yılında devrimci hamle sürecini başlattı. Ardından barışa yönelik atılan adımlar da aynı akıbetle sonuçlandı; gönderilen barış grupları tutuklandı, Oslo görüşmelerine şiddetlenen savaşla karşılık verildi.
İçinde bulunduğumuz süreci diğer ateşkes süreçlerinden ayıran yön, İmralı'da resmi zemine oturtulmamış görüşmeler olsa da, toplumda sorunu çözecekmiş gibi bir algı yaratan Türk devleti, bir kez daha savaş eksenli askeri ve siyasi stratejiyle sahneye çıkıyor: Karakol, kalekolları ve barajları Kürdistan'ın dört bir yanında inşa ediyor, siyasi soykırım operasyonlarında tutuklananlar cezaevlerinde tutuluyor, hasta tutsaklar ölüme terkediliyor. Halkı, gerillayı hedef alan özel savaş politikalarını derinleştiriyor. Tüm bunlarla birlikte yapımında ve faaliyetlerinde belirleyici unsur olduğu çetelerin, Rojava'da katliamlara imza attığı kirli bir savaşı sürdürmenin konforunu yaşıyor.
Sonuç olarak, yükselen mücadele ile birlikte, buna karşı şiddet ve saldırının arttığı bir süreçle karşı karşıyayız. Halkların özgürlük ve demokrasi talepleri karşısında baskı ve şiddette ısrar eden Türk devlet iktidarının çıkmazı derinleştikçe, her güne bir kaos ve saldırı sığdırılıyor. İktidarın tasfiye konsepti ve zulmü, Kürt Özgürlük Hareketi ile sınırlı kalmıyor; Türkiye'deki tüm devrimci ve muhalif güçleri -emekçi, Alevi, kadın, genç, çocuk, iktidar dışı müslüman, demokrat- tüm kesimleri hedef alıyor. KCK'nin ifade ettği gibi tasfiye konseptinin halklar tarafından tasfiyeye uğraması, Lice'den Taksim'e uzanan direnişin birleştirilmesinden geçiyor: ''AKP hükümetinin zorbalığına karşı direniş yükseltilmelidir. "Gezi'den Lice’ye direnişe selam" diyen Türkiye halkıyla Kürt halkının direnişi birleştirilmelidir. AKP'nin saldırılarına ve psikolojik savaşına verilecek en iyi cevap, Kürt halkıyla Türkiye halklarının direnişini birleştirmek olmalıdır.''
Lice-Taksim hattı
1 Haziran 2004 yılında başlatılan hamle, 10 yılı geride bıraktı. İçinde bulunduğumuz ateşkes ve diyalog sürecinde Türk devletinin çözümsüzlükteki ısrarı, bir 'dejavu'yu daha yaşatıyor. Bugün de Türk devleti, on yıl öncesindeki gibi Kürt Özgürlük Hareketi'nin stratejik hamlesini ciddiye almayarak, çözümden uzak tavrını sürdürüyor. Zamanın koşulları ve Kürtlerin üstünlüğü sayesinde ateşkese riayet ediliyor ama savaş hazırlığından imtina edilmiyor.