Amed’in Licê (Lice) ilçesinde saldırılar her geçen gün şiddetleniyor. Binlerce askerin sevk edildiği ilçeye bağlı kırsal alanlara konuşlanan özel harekât timleri, her tarafı kuşatma altına aldı. Devlet güçleri köylere erzak girişini dahi engellemeye başladı. Köylerin girişini kapatan korucu, asker ve özel harekat timleri, ilçeye gidip gelen köylüleri araçlarından indirerek didik didik arıyor ve kimlik kontrolleri yapıyor. 

Licê ilçesinde 18 Haziran günü ilan edilen “sokağa çıkma yasağı” ile birlikte başlatılan askeri saldırılarda onlarca köyle bağlantı koptu. 

Dün sabah saatlerinde Licê’nin Çemê Elika bölgesinde bulunan Xelefi köyünün kırsal alanlarına dönük bombardımanın ardından yangın çıktı. Köy sakinlerinin bağlarının yandığı öğrenilirken, köylüler kendi imkanlarıyla yangını söndürmeye çalıştı. Telefonla ulaştığımız köy halkından Ceylan Dadlı, uçakların bir saat köylerinin etrafını bombaladığı bilgisini verdi. 


‘Çıkarsanız bombalarız’

Bombardıman ardından çıkan yangının her dakika büyüdüğünü aktaran Dadlı, yangının köy sakinleri tarafından söndürülmeye çalışıldığını belirtti. Karakol komutanlarının haber yolladığını ve “Kimse evinden çıkmasın, çıkanı bombalarız. Yangını kimse söndürmeye gitmesin” diye tehditte bulunduğunu aktaran Dadlı, “Dışarıdaki insanların hiç birinin can güvenliği yok. Onları öldürebilirler” dedi. 

Günlerdir köylerinin etrafının bombalanmasın tepki gösteren Dadlı, “Kendi köyümüzdeyiz, silahımız yok, günlerdir üzerimize bomba yağdırıyorlar. Evimizin sağını solunu bombalıyorlar. Bizi katlettiklerinde yine ‘yanlışlıkla yaptık’ diyecekler. Konuşacak bir şey yok artık. Yaşadıklarımız ortada” diye sesini duyurmaya çalıştı.

HDP Grup Başkanvekili ve Amed Milletvekili Çağlar Demirel, “Tarihten bu yana hiçbir iktidara boyun eğmedi. Eğmeyecek de. Bu nedenle özelikle hedef alınıyor” dedi. Demirel, köylerin boşaltılması ve tamamen devlet güçlerinin yerleştirilmesinin amaçlandığını söyledi.


Çiller’den Erdoğan’a değişmedi

HDP İlçe Eşbaşkanı Niyazi Erdoğan da 1993 yılında dönemin Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Bahtiyar Aydın’ın öldürülmesinden sonra Licê‘nin yakılıp yıkılmasını; dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in Licê’de “taş üstünde taş bırakmayacakları” talimatı verip Licê’ye çıkarma yaptığını anımsattı. Çiller döneminde çok sayıda insanın katledildiğini vurgulayan Erdoğan, Licê’nin imhasının planlandığını kaydetti. Erdoğan, şu an benzer bir süreçten geçtiklerinin altını çizerek, Licê’nin her tarafının abluka altına alındığını aktardı.


19 mahalle 58 mezra

Erdoğan, şöyle devam etti: “90’larda yaşadığımız günlerden daha beterini yaşıyoruz. 90’larda bütün köy yollarımız kapalı değildi. Ancak şimdiki operasyonda Licê’ye bağlı 19 mahalle 58 mezradan bilgi alamıyoruz. Yani orada ne oluyor ne bitiyor bilmiyoruz. Bildiğimiz tek şey yak-yık politikası izleniyor.” 


‘Esrar bahane’ 

Operasyonun “Esrar” adı altında kamufle edilmeye çalışıldığını kaydeden Erdoğan, “Devlet 20 dönümlük tarlaya ekilen esrarı ilk günden görmemiş mi? Esrar operasyonu adı altında köyleri insansızlaştırmaya çalışıyorlar. Bu operasyonlar Licê halkını sindirmeye yönelikti. Licê nasıl ki 1925 ve 90’larda direndiyse 2016’da da direnecek” şeklinde konuştu. 

90’larda evlerinde diri diri yakılan insanlar olduğunu anlatan Erdoğan, bilgi alınamayan köyleri sıraladı: Derxust (Dibek), Taxa Mala Mehê Bîro (Ecemir), Balîçnê (Esenler), Pêçar (Güldiken), Hedık (Hedik), Antax (Kabakaya), Hezan (Kayacık), Darakol (Kıyı), Şawerdiyan (Örtülü), Şağur (Saydamlı), Pîrik (Serin), Sipeyni (Şenlik), Heşederê (Ulucak), Bawerdê (Üçdamlalar), Kerwas (Yalaza), Xosor (Yalımlı), Tutê (Yorulmaz), Mele (Yönlüce) ve Sisê (Yolçatı). 

Köylere bağlı mezralar: Hêga (Yukarı Akbulgur), Kindos (Orta Akbulgur), Lêtuwer (Yukarı Akbulgul), Şahwek (Şaybek), Serla (Dağarası), Kuçunek (İvedik), Maştagê (Çotuk), Gavnor (Gelveri), Hesikê (Yaka), Gozerek (Gözel), Xilboç (Sevimli), Nebanê (Derince) Şeyhmus (Şeyhmuz), Saxure (Sağuda), Gorte (Görtan), Sayrekê (Seyrek), Manisor (Manisor), Cemar (Esenli) Şethê (Çanak), Heci Cemil (Hacı Cemil), Pirê (Zuhur), Hewselbeg (Hevselbeg), Derêk (Kolbağı), Bamusi (Yıldız), Bılbılık (Ağılcık), Serê Çır (Göz Ahmet), Dere Reş (Kara Dere), Dera Sa (Elmalı), Şewe (Gece), Vılo (Vilo), Kanî Sipi (Akçapınar), Bekuwe (Paşaçiya), Xanbaz Jer (Aşağı Hanbaz), Vaşîn (Vaşin), Xizrop (Hüzrep Deresi), Xanbaza Jor (Yukarı Hanbas), Avdırahman Ağa (Abdurrahman), Êliyan (Aliyan), Mezra Mıho (Çiftlik), Hêga Gozerê (Cevizli), Xodîka Jorîn (Yukarı Hodik), Xodîka Jerîn (Aşağı Hodik), Dalanê (Kayadibi), Koşkê (Köşk), Sêqase (Sewap), Goma Mistafa (Murat Mezrası), Karac (Karaç), Lê Xosor (Hela Sor), Horsêl (Hevsel), Koçwarê (Koçkare), Dewa Xêy (Aliyen), Dêk (Keskuvari), Bexşan (Kıratlı), Xasan (Külçe), Qurmik (Konuklu), Binê Aşan (Değirmenaltı), Elo Xuşo (Kuruçay) ve Henyat (Beyendik).


Erzaklara el konuluyor

İlçeden aldıkları erzakları köylerine götürmek isteyen yurttaşlar, köy girişlerinde durdurularak erzaklarına “Teröristlere götüreceksiniz” denilerek el konuluyor. Her geçen gün Pasur ve Farqin ilçelerine bağlı köylere doğru ilerleyen askerler, yol üzerindeki her köyü basarak köylüleri ölüm ve köyü boşaltmakla tehdit ediyor. 


Üç köyde karakol yapılıyor

Kerwas, Licok ve Xelxel köylerini boşaltan devlet güçleri, bu köylere DSİ kamyonlarıyla malzeme taşıyarak karakol yapımlarına başladı. 

Asker ve özel harekat timleri, Pasur ve Farqin’e sınır olan Licê’nin Beşiştê köyüne kadar gitti.


Devlet hiç değişmedi

90’lı yıllara tanıklık eden kadınlar, devletin Licê üzerindeki baskılarını ve yaşadıklarını anlattı. O yıllar yaşadıkları zulmün kat be kat artmış haline şahit olduklarını söyleyen Nadire Bozkuş (70), 90’lı yıllarda da köylerini işgal eden askerlerin “Köylerinizden çıkmasanız sizi yakarız” dediğini kaydetti. Yaşadıkları tüm baskılara rağmen o dönemde de köylerini terk etmediklerini ifade eden Bozkuş, “Topraklarımızı terk etmeyince her yeri yakıp yıktılar. Herkesi bir yere toplayıp ölümle tehdit ettiler. Sonra da yaktıkları evlerimizi ‘Teröristler yaktı diyeceksiniz’ diyerek tehdit ettiler” dedi. 

Bozkuş, yıllardan bu yana Kürtler üzerinde uygulanan sindirme politikalarına işaret ederek, “terörle mücadele” adı altında yeniden köyleri yakıp yıkmayı hedeflediğini söyledi. 

Bozkuş, Türk devletinin şunu bilmesi gerektiğini vurguladı: “Kürtler bitmez. Yıllardır öldürüp katliamlardan geçirdiler. Ama biz binleri bulup tekrar direnişlere akıyoruz. Bu yaşımda gücüm yettiği kadar zalimlere karşı direneceğim. Kanımın son damlasına kadar topraklarımı terk etmeyip tekrardan direneceğim.”


Eşi katledildi evladı dağa çıktı

1993 yılında yaşadıkları zulmü gözyaşları içinde anlatan 73 yaşındaki Hüsna Sevinç ise değişmeyen devlet politikasını şu sözlerle anlattı: “93’te Licê‘yi yaktıkları gün oğlumla birlikte bağda çalışıyorduk. Her yeri kara dumanlar kaplayınca eve koştuk. Herkesi alıp götürüyorlardı. Kızımı alıp götürdüler, eşim izin vermeyince eşimi öldürdüler. Hepimizin gözü önünde yapılan bu vahşi uygulamaları gören küçük oğlum daha sonra dağa çıktı.” 


Korkmuyoruz ve gitmiyoruz

Gerillaya katılan oğlunun kendisine Licê’yi terk etmemesini tembihlediğini söyleyen Sevinç, hiçbir şekilde Licê’yi terk etmediklerini ifade etti. Sevinç, “Çocuklarımıza hasret yaşadık. Hangi Kürt annesinin çocuğu yanında büyüdü. Erdoğan, döktüğü kanda boğulacak. Köyleri yakarak, mezarlıklarımızı yıkarak kendi sonunu hazırlıyor. Her yeri yasaklayıp yollarımızı kapatıyorlar. Biz onlardan korkmuyoruz, onlar bizden korkuyor. Bizi öldürseler de hiç bir yere gitmiyoruz. Şerefliyim diyen hiçbir Kürt toprağını terk etmemeli, toprağına sahip çıkmalıdır.” 


‘Licê direndi, direnecek’

Üç gün önce evine erzak götürmek için ilçe merkezine giden Bana Dêra köyü sakinlerinden Ramazan Mercan, köye girişte durdurulduğunu, askerin erzaklarına el koyduğunu anlattı. Mercan, 90’lı yıllarda yaşadıkları zulmün 10 mislini yaşadıklarını dile getirerek, “Köylerimizi yakıp yıktılar, insanlarımız Amed merkeze gittiler. Oradan yeniden köye döndüler. Şimdi yine köylerimizi yakmaya, boşaltmaya çalışıyorlar. Kerwas’ı, Licok’u yaktılar” şeklinde konuştu.

Tankların, topların ve uçak bombardımanının altında yaşadıklarını belirten Mercan, saldırılara karşı halkın duruşunu şu şekilde ifade ediyor: “Kürtler teslim olmayacak. Bizde teslimiyet yoktur. Licê aynı Licê’dir; direndi, direnecek. Ormanlarımızı, arazilerimizi yakıyorlar ama onlar da Licê gibi direniyor, yeniden yeşeriyor. Bu kez de yeşerecek.”


‘Buğdaylarımız tarlada kaldı’

Kürt halkı barış dedikçe devletin güçlerini üzerlerine yığdığını ifade eden Mercan, “Bugün yaşananlar geçmişte yaşadıklarımızdan daha kötü. Buğdaylarımızı biçme zamanıdır ama yolları kapatmışlar biçerlerin köylere girmesine izin vermiyorlar. Bütün buğdaylarımız tarlalarda kaldı” dedi.


‘Mecburuz direnmeye’

Köyün sakinlerinden Nazlı Mercan ise şunu vurguladı: “Bu zulüm karşısında mecburuz direnmeye. Direnmezsek başımıza neler geleceğini bütün Kürt halkı biliyor. Vücudumuzda bir damla kan kalana direneceğiz.”


Kürdistan yakılınca ses yok

Öte yandan Türkiye ve Kürdistan’da ekoloji mücadelesi yürüten sivil toplum kuruluşları, ormanlık alanların ateşe verilmesini kınamak amacıyla ortak yazılı açıklama yayınladı. Günlerdir ateşe verilen ormanları, tarlaları ve yaşam alanlarını izlediklerini ifade eden kurumlar, Türkiye’nin batısındaki orman yangınlarına verilen tepkinin, savaşın sürdürüldüğü Kürt kentleri için çıkarılmadığına dikkat çekti. Binlerce hektarlık ormanla birlikte geçim kaynağı olan tarım alanlarının da ateşe verildiği anımsatılan açıklamada, şöyle denildi: “Saray gladyosu tarafından yapılan bu kıyım yalnız halkları değil, ormanları, hayvanları, börtü böceği, kuşu kurdu da katlediyor. Tüm Türkiye halklarını, yanan ormanlar için toprak ve su olmaya seslerini yükseltmeye davet ediyoruz.” 


 DİHA/AMED




Licê’nin 82’lik çınarı: Baş eğmedik, eğmeyeceğiz


Sîsê, Derxust ve Entax arasındaki kırsal alanı karşıdan gören Bana Dêra köyü de asker ablukası altında. Köyde yaşayan 82 yaşındaki Gurê Tekin, “Ben 82 yaşındayım, bu güne kadar baş eğmedim. Bundan sonra da baş eğmem” diyerek, Licê halkının direnişini özetledi. 

Katliam, savaş, göç ve direniş yıllarının tanıklığının verdiği ağırlıkla elindeki bastonuna yaslanarak konuşmaya başlayan Tekin, “Erdoğan Kürtlerin katilidir” dedid ve ekledi: “Asker geldiğinde elimdeki bastonla kkafalarını kıracağım. Evimden asla ayrılmam. Ha bugün öldüm ha başka bir gün. Ne olacak? Sonuna kadar haklı mücadelemizin arkasında olacağız kimsenin bundan şüphesi olmasın.”





Halk göçe zorlanıyor


Askeri operasyon, köy boşaltma ve orman yangınlarının sürdüğü Licê’deki incelemelerini raporlaştıran İHD Amed Şubesi, amacının halkı göçertmek olduğuna vurgu yaptı. 

Saldırıları yerinden incelemek üzere ilçeye giden İnsan Hakları Derneği (İHD) Amed Şubesi, hazırladığı raporu dernek binasında düzenlediği toplantıda açıkladı. İHD Şube Başkanı Raci Bilici, “esrar ekimi” nedeniyle yasakların uygulandığı söyleminin manipülasyon olduğuna dikkat çekerek, Licê’de asıl amacın göçertme politikası olduğunu söyledi. Tüm engellemelere rağmen önceki gün ilçeye girip incelemelerde bulunduklarını belirten Bilici, “Tüm izlenimlerimizi bugün (dün) uluslararası birliklere yollayacağız. Çünkü Lice’de durum ciddidir. Tek neden halkın göçertilmesine yöneliktir” dedi. 

İHD Yönetim Kurulu üyesi Gamze Yalçın de inceleme, tespit, soru ve önerilerini kapsayan raporu paylaştı:

*  Birçok köy ve mezra ile iletişimimiz koptu ve bazı alanlardan hiçbir şekilde haber alamamaktayız. 

*  Kerwas (Yalaza) köyünün tamamen boşaltıldığını, insanların traktörlere bindirilerek gönderildiğine ilişkin bilgimiz var. 

*  Yine Kerwas köyünün Mahle mezrasında birçok insanın eşyasını bile alamadan köyden çıkarıldığını biliyoruz. 

*  Sisê, Hênyat, Derxust, Hüseynik, Cezur alanlarının tamamı boşaltılmış ve buralarda hiç kimse yok şuan. 

* Yine Sisê, Henyat ve Derxust köylerinin tamamıyla yandığına ilişkin bilgimiz var. 

*  Lice- Kulp- Bingöl üçgenindeki köy ve mezralarda bulunan hiç kimse ile iletişim kuramıyoruz.


İHD’nin yanıt beklediği sorular

Yalçın, ilçede yaşananlara ilişkin gözlemleri sıraladıktan sonra, şu soruları sordu: 

*  İletişimin koptuğu alanlarda yaşayan insanların akıbeti ile ilgili olarak yetkililerce herhangi bir açıklama yapılacak mıdır?

* Sokağa çıkma yasağının yasal dayanağı, gerekçesi ve süresi nedir?

*  Uluslararası insancıl hukuk ilkelerine uygun davranılmakta mıdır?

*  Sivillerin yaşam hakkının korunması bakımından negatif ve pozitif yükümlülükler yerine getiriliyor mu?


İHD’nin önerileri

* Ulusal ve uluslararası mevzuat ile insancıl hukukun ilkeleri gereğince hiçbir yasal dayanağı olmayan sokağa çıkma yasağına son verilmelidir. 

* Devlet kendisine yasa, Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle yüklenen sorumluluklarına uygun davranmalı.

* Sokağa çıkma yasağının ilanında hiyerarşik olarak dahil olan tüm yetkililer hakkında gerekli yasal takibat yapılmalıdır.

* Hiçbir şekilde haber alınamadığı belirtilen köy ve mezralarda yaşayan insanların akıbeti hemen açıklanmalıdır. 

* İletişim sağlanamayan bölgelere biz insan hakları savunucuları ve STK’ların girişine izin verilmelidir. 

* Geniş bir alanı kapsayan yangınların nedeni ve söndürülmesi girişimleri konusunda bilgi verilmeli.

* Yangınların devam ettiği alanlara itfaiye araçlarının girişi ve müdahalesi bir an önce sağlanmalıdır. 

* Zorla yerinden edilme ve mülkiyet hakkının ihlaline ilişkin iddialar ivedilikle soruşturulmalı, sorumlular yargı önüne çıkarılarak cezalandırılmalı.