İslam’ın lanetlediği Ebu Cehil tipine özgü cehalet, esasta yaşam için vazgeçilmez önem taşıyan bu sezgiselliğin ya da duygusal zekanın yitimi üzerinde vücut bulur. En tehlikeli cahil kendisinde duygu yoğunluğunun yerini güdüselliğe bıraktığı, aynı anlama gelmek üzere duyguları saptırılmış insandır. Toplumu bir arada tutan ahlakî örgüyü çözerek egemen olan kapitalist sistem, yalnızlaştırdığı bireyi çarpıtılmış ve saptırılmış güdülerinin esiri haline getirmiştir. Toplumun dağıtılmasının ve yerine sürü toplumun ikame edilmesinin kaçınılmaz sonucu budur. Kitle toplumu veya sürü toplum insanlığın temel değerleriyle bağı koparılmış toplumdur. Kapitalist modernite çağının devlet tipi olan ulus-devlet bu yönüyle bir toplumkırım aygıtıdır. Ulus-devlet kendisini bu sürü toplumun tanrısı olarak görmekte, bu görüşünü sürüye ve sürünün unsurlarına empoze etmekte zorluk çekmemektedir. Milliyetçilik sürü toplumun dini halini almıştır. Bu dinin temel özelliği, ‘öteki’ denilen herkesin aşağılanması kadar bir tehlike olarak algılanması ve gerektiğinde imha edilmesine cevaz vermesidir. Milliyetçiliğin her türü histerik bir saldırganlık haline götürür.
Son zamanlarda Türkiye kentlerinde Kürtlere karşı tırmandırılan linç eylemlerini gözünüzün önünde canlandırın: Kalabalık topluluğun içinden biri “Burada Kürtler var” diyor ve kendisini işiten herkesi işaret ettiği insanların üzerine saldırtıyor. ‘Asıl düşman’ diye lanse edilen PKK ile çoğu zaman organik bir bağı bulunmadığı ve deyim yerindeyse kendi halinde yaşadığı halde, sırf Kürt oldukları için bazı insanlar kendilerini bir anda küçük bir çocuğu ısırmış bir yılana gösterilmemesi gereken bir öfke selinin ortasında bulabiliyor. Kürt olmak veya Kürt olarak yaşamakta ısrar etmek saldırıya geçen güruh nezdinde suçların en büyüğü sayılıyor ve zaman geçirmeksizin cezası infaz edilebiliyor. ‘Kürt’ sözcüğü duyulduğunda, etrafta bulunan kişilerin kafasında anında tehlike yüklü bir imge oluşuyor ve ‘canavar’ imgesinin dahi yol açamayacağı bir saldırganlık dürtüsüyle harekete geçen güruh kendisine gösterilen hedefi hiçbir acıma duygusu hissetmeksizin linç etmeye yönelebiliyor. ABD’nde benzer eylemlere öncülük etmiş Lynch soyadını taşıyan bir kişi bu kavramın doğuşuna babalık ediyor. Tamamen ırkçı-faşist bir ruh haliyle sanki vahşi hayvanlarmış gibi kara derili insanları avlayıp yok etmeyi anlatan linç kavramı böylesi bir kişinin adından türetiliyor.
Dikkat edilirse, böylesi insanlık dışı bir eyleme yönelen kimselerde düşünerek hareket etme söz konusu değildir. Bu tiplerin hemen hepsinde refleksif davranışlar egemendir ve uyanan güdüsellik hızla harekete geçmelerini sağlayan temel dürtü oluyor. Kürt’ü gösterip ‘tehlike’ işareti verildiğinde sürüde ilkin bir dalgalanma yaşanıyor. Sözü edilen ‘tehlike’ ilkin ortalığa korku salıyor. Ancak birikmiş kalabalıktaki hareketlilik korkuyu siliyor. Aynı sapkın ruh halini yaşayan kişilerin arasında bulunduğu inancı, korkuyu bir tarafa atma sonucunu doğuruyor. Kalabalığın harekete geçmesiyle birlikte hedefi parçalama istemi herkeste yaşanan temel eğilim haline geliyor. Bundan sonrası etle beslenen sırtlanların avladıkları bir ceylanı iştiyakla parçalamalarını anımsatıyor. Hayvanın dişleri ve pençelerinin yerini insan kılıklı yaratıkların elleri ve ayakları alıyor. Yerde kıvranan kurbanın başına, böğrüne, her yerine tekmeler iniyor. Sürünün tepe noktadaki çobanları ya da bilinen adlarıyla milliyetçi politikacılar sürüyü daha da saldırgan kılmak için sözün gücüne ağırlık veriyorlar. “Ya tam susturacağız ya kan kusturacağız” diyerek, sürüye ne yapması gerektiğini açık seçik ortaya koyuyorlar. Bununla kurban olarak seçilenlerle ortak bir kimlikte buluşan insanlara bir mesaj veriliyor ve yaşamaları için tek seçeneklerinin bulunduğu belirtiliyor: Sürüye dahil olmak!
Ahlaklı ve vicdan sahibi hiçbir insanın asla tasvip etmeyeceği ve sağlıklı düşünebilen her insanın yüreğini dağlayan bu vahşet gösterilerinin müsebbibi Başbakan’ın sorumsuz açıklamalarıdır; üslupta adeta hık deyip onun burnundan düşmüşe benzeyen yeni İçişleri Bakanı’nın çirkin tahrikleridir; tahrikçilikte birbirleriyle yarışan AKP yöneticilerinin linç eylemlerine davetiye çıkaran ırkçılık yüklü duruşlarıdır. Silvan’daki çatışmanın ardından “Kimse bizden iyi niyet beklemesin” diyen ve BDP başta olmak üzere nerdeyse tüm Kürtleri PKK’ye karşı mücadele cephesine katılmaları için tehdit eden Başbakan, bu akıl almaz yaklaşımıyla yeni dönemin linç eylemlerinin fitilini ateşlemiştir. Bir somun ekmek için emeklerini pazarlayan ve ailelerini geçindirmek amacıyla büyük kentlere göçmüş yoksul Kürt emekçilerinin kafasına, gözüne ve göğsüne inen her tekme aslında Başbakan’ın ve onun partisinin yöneticilerinin tekmeleridir. Kangrene dönüşmüş haliyle orta yerde duran ve sadece Kürtleri tarifsiz acılar içinde bırakmakla kalmayıp Türk insanını da patolojik davranışlar sergilemeye yönelten Kürt sorununun acil çözüm beklediğine inanan herkes, bu gerçeği teslim etmekte kesinlikle zorluk çekmeyecektir. Hükümetin ve onun başının Kürt sorunu karşısındaki mevcut duruşu, elindeki çubukla kokuşmuş bir pisliği karıştırıp mikropların etrafa saçılmasına yol açan adamın duruşuna benzemektedir. Bu duruşla sadece Kürt mikropla yaşamaya zorlanmamakta, aynı mikrop Türk’e de bulaşmaktadır.
Yürütmenin en üst düzeydeki temsilcisi olan Başbakan’ın “Kimse bizden iyi niyet beklemesin” sözü son derece ürkütücüdür. Çünkü Hükümet politikaları doğrultusunda uygulamada bulunma yükümlülüğü altındaki tüm güçlere verilmiş bir mesaj niteliğine sahiptir. Bu sözün PKK’ye söylenmediğini herkes bilir. Başbakan’ın bu sözlerinin gerçek muhatabı, Kürt sorununun çözümünde onun gibi düşünmeyen ve onun gibi “Kürt sorunu yoktur” demeyen tüm Kürtlerle onların Türkiyeli tüm dostlarıdır. İşte tam da bu noktada halkın meşhur özdeyişi yerli yerine oturmaktadır: İmam yellenirse cemaat altına kaçırır. Nitekim imamın paramiliter cemaatinin hiçbir günahı olmayan Kürt öğrencileri ve emekçilerini linç etme girişimleri altına kaçırmaktan farksız, utanç verici ve rezilce eylemler olmuştur.
Sayın Başbakan, Kürt sorunu söz konusu olduğunda senin hangi iyi niyetini gördük de senden iyi niyet bekleyelim? “Kürt sorunu yoktur” diyecek kadar görmek istemeyen gözlerin sahibi bir kimseden nasıl iyi niyet beklenir ki! İster iyisi ister kötüsü, tüm niyetlerin senin olsun. Kürt’ün yakasını bırak, başka ihsan istemez.