- Kürt halkı için bizim kadar mücadele eden hiç kimse olmadı, bizim kadar bedel ödeyen de olmadı ve hiçbir şey boşa gitmedi. Kürdistan söz konusu olduğunda hiç kimsenin kaygısı olmasın, Kürtler olarak kimliğimize sonuna kadar sahip çıkacağız, kendi ana dilimizle eğitim yapacağız, kendi ana dilimizle şarkılarımızı söyleyeceğiz, yerelde kendimizi yöneteceğiz...
- Ne bedel verirsek verelim sonuçta yine de bir devletimiz olsun deniliyorsa, evet bir de Ortadoğu gerçekliğini göz önünde bulunduralım. Dört parçaya bölünmüş bir ülkenin birleşik, bağımsız bir devlet haline getirilmek istenmesi tüm Ortadoğu'nun Gazzeleşmesi anlamına geliyor. Kürdistan'ın da tamamen Gazzeleşmesinden başka bir sonuç doğurmaz.
GÜLCAN DERELİ
Zihnimde uçuşan sorular, merak, heyecan, belirsizlik, kafamda kurduğum ile karşılaşacağım şeyin birbirine uyup uymayacağını kurcalayarak yola çıkıyorum... Kandil yolundayım... Federe Kürdistan'ın Süleymaniye kentine geldikten sonra, söyleşi talebim için yanıt bekliyorum. Bu bekleyiş sırasında başka haberlerin peşine düştüm, ama zihnimin bir yanı hep gelecek haberde. Ne zaman gideceğim, kiminle görüşebileceğim, nasıl bir karşılaşma olacak... Sorular çoğaldı ancak nihayet bir yanıt da geldi. Biraz kendimi bir aksiyon filmindeymiş gibi hissediyorum. Merak, heyecan, ritim artıyor; dağların arasında yol alırken, etrafa, doruklara bakınıyorum... Şimdi Kandil'deyim... Nurettin Demirtaş'ın söyleşi talebimi kabul ettiğini öğreniyorum. Kandil dağlarının derinliklerinde sürecin nasıl göründüğünü, yeni dönemin patikalarını, Sayın Abdullah Öcalan için Selahattin Demirtaş'la birlikte kurdukları hayali, Türkiye'yi ve Kürtleri bekleyen yeni olanakları ve kendilerine yönelik eleştirileri konuştuk. İşte iki bölümlük söyleşinin ilk bölümü...
Şuradan başlamak istiyorum. Gazeteci arkadaşımız İrfan Aktan ile yaptığınız söyleşi yankı uyandırdı. Birçok konuda da tartışmaları alevlendirdi diyebiliriz. Bu konulardan biri 'devlet' meselesi. Şöyle değerlendirmeler oluyor: Kürtler devlet olmadan özgürleşemez. Birçok halk işte devlet kurdu Kürtlerin neden devlet kurma hakkı yok? İki açıdan değerlendirmenizi isteyeceğim. Birincisi Kürt jeopolitiği, 4 devlet arasında bölünmesi, bölgesel ve küresel denklemler bu konuda ne diyor?
Öncelikle hoş geldiniz diyoruz. Önemli bir süreç yaşanıyor. Kürt sorununun diyalogla, demokratik siyasal yöntemlerle çözümü adına tarihi bir fırsat ortaya çıkmış. Bunu değerlendirmek, mümkünse şiddet olgusunu sadece ülkemizde değil tüm Ortadoğu'da devreden çıkarmak, sorunların çözümünde yeni bir kültür iklimi oluşturabilmek elbette tarihi önemdedir. Ortadoğu gerçekten de sorunların şiddet dışında çözümüne alışmamış ya da şöyle diyelim özellikle de emperyalist politikaların uygulandığı günden bugüne kadar Ortadoğu'da sorunların konuşarak çözülmesi imkansız hale getirildi. Şiddet ise hiçbir şeye çözüm olmadı. Bugün eğer şiddet dışında bir çözüm fırsatı çıkmışsa bunu değerlendirmek kadar büyük, insani, politik ve ahlaki bir durum olamaz. Bu anlamda çok değerlidir. Önder Apo, Kürt sorununun çözümü için 35 yılı aşkın bir süredir hep bir diyalog kapısını aradı.
İlk ateşkeste nasıl ki bir muhatap arıyorum dediyse bu arayışı hep sürdü. Dolayısıyla bugün yaşananlar sadece bugüne ait değildir. Çünkü Önderliğimizin yaklaşımında şiddet hiçbir zaman esas olmadı. Ha şu söylenebilir: 12 Eylül faşizmi karşısında şiddet kaçınılmaz hale geldi ve gerçekten de o faşist saldırıyı kırmak için bir meşru savunma anlayışı gelişti. Fakat Önder Apo'nun şiddete yaklaşımı, savaşa yaklaşımı hep şöyle oldu: Eğer şiddet dışında en küçük bir çözüm imkanı varsa bunu mutlaka değerlendirmek ve o imkanı yaratmak için sürekli bir arayış içerisinde oldu. Mücadele tarihimiz de bunu defalarca kanıtlamıştır. Defalarca yapılan ateşkesler, diyalog girişimleri, çözüm arayışları, muhatap arayışları bunu gösteriyor. Öncelikle bu anlayışın hakkını herkesin teslim etmesi gerekiyor.
Bir de tabii ki Kürt halkı varlığı bile inkar edilen, dili, kültürü yasaklanan bir halk durumundaydı. Bunun üzerine 12 Eylül gibi bir vahşet de gelince o faşizan şiddete karşı meşru savunma kaçınılmaz oldu ve bir süre sonra Kürt halkı kendisini varlığıyla bütün dünyaya kabul ettirmeyi başardı.
Savaş dediğimiz olgu hak arama aracı değildi. Gerçekten bir meşru savunma aracıydı. Yanlışlarıyla doğrularıyla birlikte bu böyleydi. Bugün eğer Kürt varlığı kabul ediliyor ve Kürt halkı olarak kolektif haklarımız için demokratik siyasal zeminde kendini ifade edebilme koşulları oluşuyorsa, bunun önü açılacaksa bundan daha değerli ne olabilir ki?
Devlet olgusunu Kürt halkının talepleri üzerinden ele alırsak ne söylersiniz?
Kürt halkının hem varlığı hem de hakları için bizim kadar mücadele eden hiç kimse olmadı, bizim kadar bedel ödeyen de olmadı ve hiçbir şey boşa gitmedi. Bugün eğer bir diyalog söz konusuysa, herkes gururlu bir şekilde ben Kürt'üm diyebiliyorsa, haklarına sahip çıkmak istiyor, dilini konuşuyor, kültürünü özgürce yaşatmak istiyorsa, bunun mücadelesini veriyorsa elbette ki bugüne kadar ödenen bedeller sayesindedir. Bunu asla unutmamak gerekiyor. Amaç halkın kendi diliyle, kültürünü özgürce yaşayabilmesi, kendi düşüncelerini özgürce ifade edebilmesi, eğitimini, sosyal yaşamını kendi diliyle ifadeye kavuşturabilmesi ki halkımızın en temel talepleridir. Bunlara kavuşmak için illa ki bir devletinin olması gerekmiyor. Çünkü devlet olgusu daha fazla çatışma, daha fazla şiddet demektir.
Peki bu durumda olası sonuçları ne olur?
Hayır bundan kaçınmayalım, ne olursa olsun, ne bedel verirsek verelim sonuçta yine de bir devletimiz olsun deniliyorsa, evet bir de Ortadoğu gerçekliğini göz önünde bulunduralım. Dört parçaya bölünmüş bir ülkenin birleşik, bağımsız bir devlet haline getirilmek istenmesi tüm Ortadoğu'nun Gazzeleşmesi anlamına geliyor. Kürdistan'ın da tamamen Gazzeleşmesinden başka bir sonuç doğurmaz.
Bir de küresel güçlerin bu oyundaki yerine baktığımız zaman devlet hem bağımsız olamaz hem de bunun kavgasını vermek istediğiniz zaman karşınızda sonu gelmez, bitmez, tükenmez bir savaş görürsünüz. Biz bunları yaşayarak, tecrübe ederek gördük. Kan akmadan, insanlar ölmeden, çözüm üretilebilecekse, yaşam yüceltilecekse demokratik zeminin önü açılacaksa bundan daha değerli bir şey olamaz. Çünkü Kürt halkı haklarına bu yöntemle kavuşabilir. Yani toplum hakları, kolektif hakları, örgütlenme ve düşünce ifade edebilme hakları, kendi kendisini yönetebilme hakkı, yerel demokrasi diyoruz buna. Evet, bu hakları demokratik yöntemlerle elde edilebileceği tarihi bir aşamaya gelmiş bulunuyoruz. Bu haklardan vazgeçilmiş değildir. Evet devlet olma gibi bir idealden vazgeçilmiştir, savaştaki yanlışlar da görülmüştür, örgütlemedeki eksikler, hatalar, yanlışlar görülmüş, büyük bir değişim dönüşüm süreci başlamıştır. Ki bu değişim dönüşüm süreci de Önder Apo sayesinde gerçekleşmektedir. Dolayısıyla her şey daha yeni başlıyor.
Sürece dair kaygılar, belirsizlik ruh hali hakim. Nasıl yaklaşmak gerekir?
Yeni bir tarihsel döneme geçildiğinin müjdesi vardır. Bir bayram coşkusuyla karşılanmalı Önderliğin geliştirdiği süreci, heyecanla, coşkuyla, sevinçle, büyük bir iddiayla sahiplenmek gerekiyor. Fakat bunun mücadelesi, elde edilmesi gereken demokratik hakların mücadelesi verilmeden her şey anlaşmalarla olmuş bitmiş gibi bakılırsa, evet devlet olmadan olmaz bunlar gibi düşünülebilir. Oysa ben size bir hatırlatmada bulunayım.
Lütfen buyrun, merak ettim...
Eskiden hayal kurardık. Bir gün biradere (Selahattin Demirtaş) sorulursa o da hatırlar, birlikte kurduğumuz bir hayaldi, konuşurduk böyle aile içinde, derdik ki bir gün devletimiz olursa televizyonumuz da olur, televizyonumuz olunca Önder Apo çıkar televizyonda konuşur, acaba neler söyler televizyonda, nasıl konuşur, bunu sohbet konusu yapıyorduk. Büyük bir hayalimizdi. Gün geldi 95 yılı oldu, baktık Kürt halkının bir televizyonu var. O zaman dedik ya demek ki televizyon kurmak için devletin olması gerekmiyormuş. Devlet olmadan da televizyon kurabiliyormuşsun! Rahmetli Egîdê Cimo'nun meşhur bir sözü vardır. “Bir halkın tiyatrosu, orkestrası, edebiyatı varsa o halkın devleti de vardır” diyordu. Şimdi devletimiz olmadan tiyatromuz var. Sanatın her dalı, her alanı var. Bir devlet sahibi olmadan Kürt halkı kendisine ait birçok değer yarattı. Öyle ki Kürt kültürü şimdi Türkiye sinemasının en temel konusu değil mi? Çarpıtılarak da işlense değil mi diziler, sinemalar yani her yerde aslında bir hayranlık var. Bugüne kadar aşağıladıkları kültüre bir hayranlıkla dönüp bakma var. Daha ötesi işte Rojava'da açığa çıkan bir demokratik kültür var. Hayranlıkla karşılanıyor.
Devlet demek iktidar ve güç demek. Şöyle düşünenler olabilir yani bir devletimiz olsa o gücü ve iktidarı halkımız için kullanırız. Dünyada öyle bir örnek yok, kimse kendini kandırmasın. Yeryüzünde hiçbir devlet tüm topluma ait olmamıştır. Halkların adıyla anılıyor olması o halka ait olduğu anlamına gelmiyor. Sadece elit bir kesime hizmet ediyor. Tüm devletler elit bir kesim hizmetindedir. Peki bu devletler sür git böyle mi devam edecek? İşte biz başka bir şey daha iddia ediyoruz. Önder Apo'nun dediği gibi Demokratik Cumhuriyet'in içine girmek istiyoruz. Bu aslında değişen dönüşen devlete girmektir.
Biz mevcut devlete girmek istemiyoruz, mevcut devlet anti-demokratik özellikler taşıyor. Ne yapmak istiyoruz, bu devleti demokrasiye duyarlı hale getirmek, cumhuriyeti demokratikleştirerek sahiplenmek istiyoruz. Cumhuriyet demokratikleştiğinde hepimizin cumhuriyeti olacaktır.
Çoğunlukla sürece dair kaygılar, olumsuz yaklaşımlar öne çıkıyor. Peki ya süreç barışa doğru ilerlerse ne olur? Sizin tasavvurunuz ne?
Savaş birçok potansiyelin ortaya çıkmasını sağlamıştır ama bazı potansiyellerin de önünde engel olmuştur. Örneğin yarın barış koşulları oluştuğunda Kürtlerde dünya çapında inanılmaz düzeyde kültürel gelişmeler yaşanacaktır. Mesela sinemada patlama olacaktır. Sanatın tüm alanlarında, tiyatro dünyaya açılacaktır, müzik zaten şimdiden dünya çapında insanlığın ilgisini çekiyor.
Bunlar barış koşullarında olacaktır. Bunu uzak bir hayal olarak düşünmeyelim, şimdiden oluyor, gerçekleşiyor. Gerçekleşen budur, biz bundan kıvanç duyuyoruz. Bunu büyütmek, bunu geliştirmek, Kürt halkını demokratik özellikleriyle, kültürel özellikleriyle, tarihsel değerleriyle ve güzellikleriyle tanıtmak varken neden sadece şiddetle anılsın ve neden sadece bir devlet peşinde koşup da devlet sahibi olamayan bir halk olarak anılsın? Neden hep mağdur gibi anılsın. Hayır, Kürt halkı kültürüyle, sanatıyla, demokratik karakteriyle, tarihsel değerleriyle ve her şeyden daha da önemlisi kadın özgürlüğüne öncülük yapmasıyla tanınmıştır ve bundan sonra bu konularda tüm insanlığa gerçekten ışık olacak bu değerleri bütün insanlıkla paylaşmanın onurunu yaşayacaktır. Bunlar devlet sahibi olmaktan daha değerlidir.
Kürdistan söz konusu olduğunda hiç kimsenin şundan kaygısı olmasın, bugüne kadar adı, varlığı yok sayılmış olan Kürtler olarak kimliğimize sonuna kadar sahip çıkacağız, Kürt’üz ve Kürt olarak kalacağız. Kendi ana dilimizle eğitim yapacağız. Kendi ana dilimizle şarkılarımızı söyleyeceğiz ve bundan her zaman gurur duyacağız. Ama bununla beraber hiçbir halk karşısında üstünlük taslamayacağız; ne kendimizi başkasından küçük göreceğiz ne de başkasına karşı üstünlük taslayacağız. Doğrusu halkların bir arada yaşaması; kültürel, ekonomik, demokratik paylaşımlarda bulunması, yaşamı birlikte paylaşmasıdır.
Komün ve devlet konusunu veya ilişkisini sormak istiyorum.
Kimisi buna sivil toplum kuruluşu diyor, bilinen anlamıyla biraz sınırlandırılmıştır yani bir dernektir, bir vakıftır, bir sendikadır, sivil toplum örgütü olarak tarif edilir. Çalışma kapsamı ve anlayışı itibariyle reddetmiyoruz ama tarif bütün toplumu kapsamıyor. Tüm toplumu kapsamadığından dolayı komün demeyi tercih ediyoruz ama sivil toplum örgütleri de komüne dahildir. Ama komün tarifi ve tanımı karşısında dar kalır.
Sendikalarıyla, emek hareketiyle, eğitim ve örgütlenme hareketiyle, sağlık hizmetleriyle, ekonomisiyle bir bütün olarak toplum kendisini örgütleyebilir. Devlet bunun önünde engel oluşturmamalı. Toplumun her kesimi, her farklılık, her inanç grubu kendi inancını yaşayabilmeli. Devlet hepsine eşit yaklaşmalı. Türk'e de, Kürt'e de, Müslümana da, Hıristiyan’a da, Alevi'ye de, Süryani'ye de eşit yaklaşmalı. Sağlıktan spora, sanattan ekonomiye her alanda düşündüğümüzde toplumun ihtiyaç duyduğu her konuda örgütlenmesi ve harekete geçmesi muazzam bir dinamizm ortaya çıkaracaktır.
Yıllardır Türkiye'de tartışılıyordu, deniliyordu ki işte savaş var. Dolayısıyla demokratikleşme adımları atamayız. Sürekli olarak şiddeti gerekçe yaptılar, şimdi şiddet devre dışı, artık hiç kimsenin gerekçesi yok. Bundan sonra demokratikleşme adımlarının atılabileceği bir iklimi oluşturmak zorundayız. Demokrasiye geçiş sağlanmış değildir, ancak demokratik adımların atılabilmesini sağlayabilecek bir sürece kapı aralanmıştır diyoruz.
YARIN: Tarihten örneklerle komünalite; Hangi Hürrem, Mazdek, Karmatiler, İsmaililer, Hassan Sabbah, Şeyh Bedreddin, Marx, Denizler, Mahirler, İbrahimler, Hayriler, Hakiler...