Lordlar Kamarası’da Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın düşünceleri tartışıldı. Bugün tecrit altında tutulan Öcalan’ın projesinin Ortadoğu’da sorunların çözümü için tek alternatif olduğu vurgulandı. ,

ALADDİN SİNAYİC / LONDRA

İngiltere’de Birleşik Krallık Parlamentosu’nun üst kanadı Lordlar Kamarası, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın fikirlerinin tartışıldığı bir günlük konferansa ev sahipliği yaptı. Konferansı, İngiltere’de Öcalan’a Özgürlük Kampanyası düzenleyen sendikalar tarafından organize edildi.

Öcalan’a yönelik gerçekleştirilen uluslararası komplonun 20. yıldönümüne denk gelen konferans, “Ortadoğu krizinin çözümü: Abdullah Öcalan’ın düşünceleri” adı altında gerçekleşti.

Açılışında konuşmasında konferansın 15 Şubat tarihinde yapılması ve Öcalan’ın İmralı’daki tutsaklığının 20. yılına denk gelmesi açısından çok anlamlı olduğu belirtildi. Açıklamada ayrıca, konferansın Ortadoğu’daki kriz, Kürt sorunu ve bu sorunların çözümünde Öcalan’ın fikirleri ve rolünü, konuya hakim akademisyen ve politikacılar ile tartışma fırsatı yaratacağı ifade edildi.   

Dün sabah başlayan konferansın açılış konuşmasını ev sahipliği sıfatıyla Lord Maurice Glassman yaptı. Lord Maurice Glassman “Böylesi önemli bir konferansa katkıda bulunmak ve ev sahipliği yapmak benim açımdan onur verici” dedi.

Glassman “Lordlar Kamarası’nda, ilk defa Öcalan ile ilgili tüm gün sürecek etkinliğini burada düzenlemiş olacağız ve umarım bu konferans daha fazlasına yol açar. Demokratik Konfederalizm fikri her açıdan çok önemlidir. Yerellerin kendilerini yönetmesi perspektifi gerçekten yapılabilirlik anlamında gerçekçi ve önaçıcı duruyor. Bugün tüm gün boyunca Öcalan’ın fikirlerini ve düşünceleri öğreneceğiz, tartışacağız” dedi.

Leyla Güven’i selamladı

Konferansa katılan HDP Milletvekili Hişyar Özsoy da açlık grevindeki Leyla Güven’i selamlayarak konuşmasına başladı. Özsoy “Kendisini selamlıyorum. Bugün 100 günden beri açlık grevinde. Sayın Öcalan’a uygulanan bu tecrit, Kürtlere karşı uygulanan politikayı simgelemesi açısından oldukça önemli. Hapishanelerde şu anda çok büyük oranda politikacı, gazeteci ve politik aktivist bulunuyor. Yine, son yıllarda çok sayıda Kürt kendi yakılıp, yıkıldı. Bizler HDP ve Kürt halkı olarak direnişimizi sürdürüyor. Bizler inadına direnme ve inadına yaşamaya çok iyi öğrendik. Ortadoğu’da kapitalist modernite çöktü. Çünkü daha başında yanlış bir şekilde formüle edilmişti. Ulus devletler, etnik ve dini yapılandırmalar yanlış temellendirilmişti. Burada Sayın Öcalan’ın öngörülerini görmek gerekiyor. Onun kadına, ekolojiye ve bölgeye yönelik önemli çözüm perpektifleri var. İtiraf etmeliyim ki ben de bir akademisyen ve politikacı olarak onun düşüncelerini başlangıçta anlamamıştım. Ancak, şu anda onun düşüncelerinin bir çözüm gücü olduğunu görüyorum” dedi.

   

26 milyon mayın

Akademisyen Dr. Rebwar Raşid de Öcalan’ın düşüncelerinin arka planını anlamak için öncelikli olarak Sykes-Picot anlaşması ve bunun Ortadoğu’da yaprattığı tahribatın boyutunun anlaşılması gerektiğini vurguladı. Raşid örnek olarak Irak’ı gösterdi. Irak’ın 2003 yılında Sünni bir azınlık tarafından yönetildiğini ve bu tarihten sonra ise yıkıma uğradığını söyledi. Kürdistan’ın dört parçaya bölündüğünü ifade eden Raşid, Özellikle İran ve Türkiye’nin Kürt halkının kazanımlarını ve varlığını kendisi için bir tehlike olarak gördüğünü ifade etti.

Akademisyen Mehri Rezai de Öcalan’ın Demokratik Konfederalizm perspektifi ile Ortadoğu’da her kesimin barış içinde bir arada yaşayabileceğini vurguladı. Mehri Rezai “Doğu Kürdistan’da İran tarafından döşenmiş 26 milyon mayın var. Bu İran’ın Kürtlere karşı ‘güvenlikçi’ politikalarının bir sonucudur. İşte tam da bu noktada Demokratik Konfederalizmi savunmak bir ahlak meselesidir. Hayatın her alanındaki toplumsal sorunlar, Öcalan’ın projesiyle çözülebilir” dedi.

Rojava’daki değişimi anlattı

Konferansa Demokratik Suriye Meclisi (MSD) Eşbaşkanı İlham Ehmed de konuşmacı olarak katıldı. 15 Şubat gibi Kürtler açısından son derece anlam ifade eden bir tarihte yapılan konferans için düzenleyicilere teşekkür eden Ehmed şunları söyledi: “Öcalan’ın Demokratik Konfederalizm projesi, bir çözüm dinamiğidir. Ortadoğu’da Türkiye, İran, Suriye, Irak ve diğer ulus devletler sorunlar karşısında çözüm olmak yerine bizzat sorunun kendisi oldu. Örneğin, Suriye 60 yıl boyunca bir parti ve bir aile tarafından yönetildi. Tek Arap ulusu, Arapça ve kadın erkek ilişkilerinde de sadece erkek ön plana çıktı. Toplumun diğer kesimleri hep görmezlikten gelindi. Başından bu yana da Kürtlerin hep muhalif bir duruşu var. 2011’de ise ortaya çıkan şansı Kürtler iyi değerlendirdi. Kürtler üçüncü bir yolu tercih etti. Devlet ve diğer gruplar ise sadece silaha sarıldı ve güvenlikçi politikayı tercih etti. Kuzey Suriye’de ise gerek toplumun farklı kesimleri gerekse de cinsler arasında bir eşitlik var. Yüzde 50 kadın kotası uygulanıyor. Kadınlar, politikanın aktif katılımcıları durumunda. Kürtler devlet kurmadı ama demokratik bir yaşamın öncü gücü oldu. DAİŞ’e karşı savaşta kahraman ilan edildi. Kürtler, diğer halklarla birlikte demokrasi ve barış içinde nasıl yaşanacağının iyi bir örneğini ortaya çıkardı. Ancak bu düşüncenin mimarı Sayın Öcalan üzerinde şimdi büyük bir baskı var. En temel haklarından bir yararlanamıyor ve büyük bir tecrit altında.

Günümüzün Mandelası

Kürt kadın hareketinin bakış açısı jineoloji başlıklı oturumda konuşan insan hakları aktivisti Margaret Owen, Öcalan ile Mandela arasındaki benzerliğe işaret ederek, “Günümüzün Mandelası Abdullah Öcalan 20 yıldır tam bir tecrit durumu yaşıyor” dedi. Öcalan’ın demokratik konfederalizm projesinin dünyanın her tarafına uyarlanabileceğini söyleyen Owen, “Öcalan sadece Kürt kadınının haklarını değil aynı zamanda Ortadoğu’daki her toplumun kadın haklarını koruyor” diye konuştu.

Emin adımlarla ilerliyorlar

Akademisyen Dilar Dirik, Kürt kadınlarının özgürlük mücadelesinin tarihi hakkında bilgi vererek, “Amed zindanı işkenceleri döneminde Kürt kadınları ilk defa bir otonom yapı girişiminde bulundu ve bu PKK kurucularından Sakine Cansız öncülüğünde oldu. Kürt kadınları Hebûn’dan Xwebûn’a yolculuğunu halen yaşamakta ve şu an Xwebûn aşamasında emin adımlarla ilerlemekte” ifadelerini kullandı. Öcalan’ın çalışmalarının hakettiği saygıyı görmeye başladığını ifade eden “Üniversitelerde, sivil toplum kuruluşlarında, ekolojist örgütlerde, kadın özgürlüğünü gündeme alan topluluklarda ve bütün özgürlükçü gruplarda bu durum söz konusudur” diye konuştu.

Jineolojiyle ilgili konuşmasına geçmeden önce Leyla Güven’in direnişini selamlayan Lave Hadji, “Bu eylemin sebebini biliyorum ve diasporada yaşayan Güney Kürdistanlı bir kadın olarak bunun önemini çok iyi biliyorum. Öcalan kendimi bir Kürt kadın olarak tekrar tanımamda öncü güç olmuştur” dedi. Tarihsel olarak özgürlüğün tanımı ve sınırlarının erkek egemen sistem tarafından tayin edildiğini kayeden Hadji, “Öcalan modelinde bu başlıbaşına tekrar tanımlanıp, kadınların rolüne vurgu yapılıyor” diye konuştu.

Irak, İran, Türkiye çok farklı değil

Türk devletinin Türkiye’deki ve Suriye’deki Kürtlere karşı politikası; Öcalan’ın demokratik Ortadoğu projesine karşı savaşı başlıklı oturumda ise ilk sözü bilim insanı Udo Steinbach aldı.

Öcalan ile Ağustos 1994’te Suriye’de görüştüğünü anlatan Steinbach, Kürt sorununun Türkiye’nin en can alıcı sorunu olduğunu belirtti. Erdoğan iktidarının Kürt sorununa yaklaşımını ele alan Steinbach “Haziran 2015 seçimlerinden sonra strateji değişikliğine gitti. Bu aşamadan sonra tamamen savaş perspektifli bir politikayı uygulamaya koydu. O zamandan sonra Erdoğan her sıkıştığında Kürtlere karşı bir savaş geliştirme refleksine sarıldı” dedi. Steinbach, İran ve Irak’ın günümüzde Kürtlere ve diğer azınlıklara karşı pozisyonunun da Türkiye’den çok farklı olmadığını kaydetti.

Gazetemiz yayıma hazırlanırken konferans devam ediyordu.