
İnsan anadan üryan, çırılçıplak halde gelir dünyaya; saf, tertemiz, hiçbir kötülüğü, kini, öfkeyi, nefret ve çirkinliği ruhunda taşımadan. İnsanın bu en güzel, en saf ve en yalın hali anlam bulur insanlığın belleğinde. Onun çıplak halini yadırgama, ondan utanma, bedenini farklı duygularla algılama ve buna göre kem bir düşünceye kapılma asla yoktur; çünkü dokuz ay on gün boyunca kaldığı ana rahmi onu saf ve temiz tutar ve böyle dünyaya getirir. Ana rahminin yaşamsallığı ve temizliği onu da temiz ve yaşamsal kılar, bedeni gibi ruhu da çıplak, temiz, saf ve berrak olur.
Doğal toplum, oluştuğu ve insanların topluluk olarak yaşamaya başladığı zamanda korunmaya, barınmaya ve kendini çoğaltmaya ihtiyaç duyar. İşte insan kendi yaşamını ve izlediği yükseliş rotasını bu üç temel üzerinde inşa ederek bugünlere gelmiştir. Giyinmek, insanın kendi kendine veya kendi karşı cinsine geliştirdiği bir tedbir değil, korunmak için ihtiyaç gereği olarak ortaya çıkmıştır. Bedenin belli bölgelerini gizleme veya o bölgelerden utanç duymadan kaynaklanan bir gereksinimden kaynaklanmamıştır.
Ancak ne yazık ki bugün giyinme eylemi insan karakterini belirleyen bir eylem haline gelmiştir. Neredeyse insanın kişiliği bir bez parçasına kurban edilme noktasına gelinmiştir. "Güzel giyinmek", "kapanmak", "bedenini karşı cinsten korumak" insanın olmazsa olmazı haline gelmiştir adeta. Gerçekten de neye ve kime göre "kapanmak" ya da "açılmak"? Bunu kim belirliyor, kimin kuralı olarak yaşam buluyor? Elbette zaman içerisinde şekillenen toplumsal ahlak ve bu ahlakın oluşturduğu zihniyet.
Ve Gimgim'da çırılçıplak bir gerilla. Düşünün; ruhunu, kalbini, düşüncesini ve dünyasını özgürlüğe adamış bir gerillayı düşünün. Elbette özgürlükten ve kutsal bir ruhtan başka hiçbir şey gelmeyecek aklınıza. Duygularınıza oturacak tek bir şey olacak: Bu kokuşmuş erkek egemen sistemden başka bir dünyanın da, zalimlerden gayri mazlumların da olduğunu…
Bir daha düşünün bir gerillayı. Gerillanın sadece düşüncesi, ruhu, yüreği ve bedeni vardır. Maddiyattan, paradan, dünya malından yoksundur. Aslında çırılçıplaktır, ama o çıplak halinden dünyaya verebilecek, dünyayı mutlu edebilecek kocaman umutları vardır.
Canavarlaşmış bu toplumda, kokuşmuş bu erkek egemen sistemde onun o kutsal olan çıplaklığı ezdirmek ve teşhir edilmek istenirken aslında teşhir olan, ezilen ve rezil olan sistemin kendisidir. Çünkü onun o çıplak bedeni bir halkın onuru, bir ulusun hakikati, insanlığın aşkı, yaşamın kutsallığıdır. Bir lotus çiçeği gibi kirlenmeyecek kadar soyludur. Ekin kadar bereketli, ekin kadar kutsal, ekin kadar soylu olan Ekin Wan’ın bedeni de böyledir işte. O bir gerilla; Kürt halkının, Ortadoğu halklarının umudu, kadınların özgürlük sembolü, yeni yaşamın kaynağıdır. Bunun özgürleşen Kürt kadınından intikam alma soysuzluğu olduğunu, özgürlüğe sevdalı Kürt kadınlarının kırılamaz iradesi karşısında aciz düşen Türk sömürgeciliğinin karanlık zihniyetinin bir sonucu olduğunu gayet iyi biliyoruz. Mezopotamya'da doğmuş kadim bir halkın kadim kadınları olarak bizler çıplaklığı en iyi bilen ve yaşayanlardanız. Çıplaklık bizim saflığımız, merhametimiz ve melek olduğumuzun simgesidir tıpkı Ekin Wan gibi...
SONGÜL GÜLER