Anlatılar, topluluk oluşun anahtarları gibidir. Onlar, kilitlerini dünden yarına açma yetisine sahiptirler. Kürtlerde ise anlatı, -ki taşıyıcısı sözdür, sestir; hülasa dengbêj ve şairlerin hüneridir- düne dair çok vefalı davranmıştır. Acılarını, direnişlerini, zaferlerini, umutlarını hiçbir silahın delemediği söylemlere, destanlara sararak yarına taşımayı bildi.

Acılar, direnişler, zaferler ve umutlar sıradan deyimler değildir. Hem birey hem de topluluk açısından kimliklerin kurucu unsurlarını oluştururlar. Onların mekanla ayrılmaz bir bütünlüğü vardır. Bunu söylerken sadece 'hatıranın mekanına' bir göndermede bulunmuyorum. Mekanın, bireyin veya topluluğun varlığı ve özgürlüğü ile dolaysız bir bağlantısı mevcuttur. Zaten varlığın özgürlükten bağımsız düşünülmesindeki kofluğu burada açıklamaya gerek yok, ancak mekanın bu bağlantısına kısaca değinmekte fayda var. Zira en dar mekanlarda bile, bireyin veya topluluğun kendisi olabileceği belli bir alana ihtiyacı vardır. Var olmak için de bu mekanı savunur. Bu savunma meşru bir haktan öte, neredeyse içgüdüye eşdeğer bir sosyal mekanizmadır. 

Böyle bir girişle size Xanê Lepzêrînî'yi; (Xanemîr veya Temîrxan) Kürtlerin Hanı'nı anlatacağım. Tek bir kişinin, kılı kırk yararak yarattığı mekanı savunmasının en güzel manzumelerindendir. Bir kalenin direnişinin bir halkın direnişine dönüştüğü destansı anlatımın hazzı değil, bir halkın direnişi hatırlaması ve umudu taşımasıdır Kela Dimdim’ın hikayesi. 

Vefa ile başlar, dostluk ile, hak ile. Xanê Lepzêrîn, İran Şahı'nın (Şah Abbas olduğu rivayet edilir) atlarını çalan çetelerle mücadele ederken bir kolunu kaybeder. Şah, Han'ın durumuna üzülür ve ona altından bir kol yaptırır. Ki adı da bu takma koldan gelir: Altınkollu Han. Xanê Lepzêrîn bir de ricada bulunur Şah'tan: “Bana bir mekan ver, bir öküz postu ölçüsünde. Orada kendi mekanımı inşa edeyim.” 

İnşa edilecek olan sadece bu mekan değildir. Zira anlatıda İran Şahı çoğu kez 'Acemlerin' şahıdır ve Xanê Lepzêrin hep 'Kürtlerin' hanıdır. Mekanla beraber inşa edilen nisbi ikilik, kolektif kimlik ve aidiyetin ihtiyaç duyduğu varolmanın gerçekleşeceği mekana işaret eder.

Hanlara karşı dikkatli olan Şah, bir öküz postu ölçüsünde kendisine tehdit oluşturabilecek bir kaleden fazla kuşku duymaz ve izni verir.

Anlatının bu kısmı muhteşem bir zekanın eserine övgüdür aslında. Han, Şah'ın kendisine 300 Acem işçi vermesini sağlar. Altı ay boyunca bu işçilerle su yolları, sarnıçlar ve kuyular kazılır. Xanê Lepzêrîn, kalesinin en stratejik yapı taşları tamamlanınca işçileri öldürtür ve kalenin temeline gömdürür. Bu sırrı sadece Xan ve Mehmûdê Melebendî isimli ‘güvenilir’ adamı bilir. Şah, yeniden 700 işçi onun hizmetine verir. Han, taşlara kurşun dökerek kalesini yaptırır. İşçileri ve ustaları razı eden Xanê Lepzêrîn namlı Xanemîr düzenini kurduğunda, Mîr Seydo isimli komşusu onu Şah'a şikayet eder ve Şah'ı, Xan'a karşı savaş açmaya ikna eder. Bu savaşın seferini de Mîr Seydo alır. Şah orduları ve hanları onun hizmetine verir.

Dimdim Kalesi muhasara altına alındığında anlatı, Xanê Lepzêrîn'in oğluna verdiği nasihatlarla devam eder ve ona aynen şöyle der: “Oğul, ben Dimdim değildim, daha yeni Dimdim oldum. 700 işçiyi çalıştırdığım gün bu savaşın hazırlığını yapmıştım.”*

Bu kuşatmayı yaran ve seferi kıran Xan'a karşı, bu kez Şah Abbas'ın başında olduğu ordu yola çıkar. Şah'ın emrinde 32 Han'ın olduğu rivayet edilir. Kaleyi kuşatma altına alan Şah, Xan'a teslim olmasını önerir. Anlatının bu kısmı belki de ilk ulusal inşa anlatılarındandır: “Ey Şah! Ben bunu yapmam, bunu kabul etmem. Yedi ceddine ve babana lanet olsun. Şunu iyi bil ki, ben Kürtlüğü namsız bırakmam.” **

Bütün gücü ile kaleya top saldırısı başlatan Şah Abbas, kısa sürede topların kale duvarına hiçbir etkisi olmadığını fark eder. Kuşatma anlatıya göre yedinci senesine girdiğinde, Xanê Lepzêrîn'in emri ile bir köpek sağılır ve sütünden yoğurt yapılıp Şah Abbas'a gönderilir. Bunun üzerine Şah Abbas kuşatmayı sonlandırmaya karar verir. 

Anlatının bundan sonrası ise ihaneti dillendirir. Gözü gibi baktığı Mehmûdê Melebendî beraber yemek yemediği için Xanê Lepzêrîn'e ihanet eder, su yolları ve sarnıçların yerini Şah'a bildirir. Hem de “İster ayıp ister rezillik olsun, benim Acem Şahı'ndan istediğim ona hizmetçi olmaktır” *** diyerek.

Ancak anlatı ihaneti cezalandırmak için sonu beklemez. Şah Abbas'ın “Bilesin, ben hainlere sırtımı dayamam Mahmudko”**** sözleri ile bir topun ağzına sürülür ve kale duvarına yapıştırılır. Anlatı, ihaneti iğrenç olarak gösterirken, hainin de cezalandırıldığını özellikle öne çıkarır.

Buradan sonra su kaynakları kullanılamaz hale getirilen Xanê Lepzêrîn, Şah'la görüşmeye karar verir ve bütün oğulları ile birlikte görüşmeye gider. Ancak Şah Abbas ile görüşme tuzaktır ve Xan'ın oğlu Evdal Beg öldürülür. Diğer oğulları Şah Ordusu ile savaşmaya başlar. Xelîfe isimli hanın çadırında olan Xanê Lepzêrîn ise çatışarak tuzaktan kurtulmaya çalışır ve Şah Abbas'ın 12 vezirini öldürdüğü rivayet edilir. Xanemîr'in askerleri de savaşa katılır ve Şah Abbas'ın ordusuna büyük kayıplar verdirilir. Anlatıda, tam da burada, özellikle Xanê Lepzêrîn'in Şah'ı, hanlarını ve vezirlerini hedef aldığı ve 'günahsızlara' saldırmak istemediği bilgisi öne çıkarılır. Amansız kılıç çarpışmasında en sonunda aynı gece 'Kürtlerin Hanı' hayatını kaybeder.

Anlatının en dramatik yeri ise, kalede kalanlarla ilgilidir. Cephanelik ve içinde yaşayanların havaya uçurulma kararını Xanê Lepzêrîn'in annesi Esmîrxan verir ve kale içindekilerle birlikte havaya uçurulur. Kela Dimdim efsanesi, bir kuruluş anlatısı olarak Kürt halkına armağan edilir.

Bu destansı anlatım aslında Kürtlerin varlık iddiasi ve bu iddiayı gerçekleştirme mekanının savunusunu da bir özgürlük mekanı savunusu olarak işler. Direnişin yenilmediği, direnenlerin boyun eğmediği mesaji çok açık olarak defalarca verilirken, trajik ve acı son ise bir başlangıçtır aslında.


* Kurê min ez ne Dimdim bûm, dinya alem civiya li ser min, ez hê nû bûm Dimdim. Ew roja min heftsed pale xebitandî, ev kevir û ber lê kirin, min kar û barê xwe û vî şerî kir.  

** Erê şaho, ez vê nakim, ez vê yekê qebûl nakim. Ez heft naletan li te û bavê te dikim. Vê baş zanibe, 

ez Kurmanciyê bênav nakim.

*** Heke şerm e û heke fihêt e, 

ya min divê xulamiya şahê ecem e.

**** Da tu bizanî ez pişta xwe bi xayînan rast 

nakim Mahmûdko.