Turna’yı Kürt edebiyatından, Evdalê Zeynikê’den ve zozanlardan soyutlayarak düşünmek mümkün mü? Düşünürseniz, Kürt edebiyatından geriye sadece birkaç alıntı ya kalır ya kalmaz. Edebi türlerde sıkça bir öğenin kullanılmasının farklı sebebleri olabilir. Şiirde imajın güçlendirilmesi veya tahayyüle bir doping görevi görebilirken, hikaye, roman ve benzeri türlerde genelde anlatım boyunca elinizde tutabileceğiniz, nerede olduğunuzu hatırlatan unsurlar olarak öne çıkabilirler. Elbette bu edebi türlerin sadece yazılı olması, kullandıkları tekniğin onlara has olduğu anlamına gelmez. Genellemeye kaçmadan quling (turna) ve onun oluşturduğu imge toplamının Kurmancî sözlüğündeki yerine bakacağız. Bunu yaparken yazılı ve sözlü edebi türler arasındaki etkileşime ve bazen geçişkenliğe değinmeyi de unutmayacağız. Burada en önemli ayrıntının, farklı bağlamlar ve bununla ilintili farklı anlam yüklemeleri ve farklı ifadeler olduğunu baştan belirtelim. Okuyucu açısından yazının devamındaki argümanları takip açısından avantajlı olacaktır.

Tersten olmasa da kronolojik olarak pek de doğru olmayacak şekilde, Mehmed Uzun’un bir romanına, bana göre nadir başarılı romanlarından “Rojek ji Rojên Evdalê Zeynikê/Evdalê Zeynikê’nin Günlerinden Biri”ne bakalım. Romanda anlatıcı olarak seçilen Ehmedê Fermanê Kîkî, Hawar’ın dengbêji olarak da bilinir. Ehmed, dengbêjlerin miri, pir-i hülasa ne makamı uygun görürseniz becerisinde kusursuz biri için, dengbêjlikte o olan Evdalê Zeynikê’yi, onun bir günüyle, Mehmed Uzun için ve elbette hatırası, hayali, anlatıları ile bize hiçbir zaman bir günün bir güne sığmayacağını hatırlatarak yapıyor bunu. Romanın has ve neredeyse başından sonuna kadar okuyucuya refakat eden bir de qulingı vardır: 


Qulingo, perhêşîno,

Rabe baskan li hev de serê çengan pê re bihejîno,

Xwe bi hekîm û toxtorên dinyayê tev bigihîno,

Hekîm û toxtoran li min bicivîno

Her du çavên min kor in, tu sax bike

her du baskên şikestîno

Baskên xwe bi çavên min ve bicebirîno,

Şalûl û bilbil li halê me dixwîno…(1 (s.44))


Bu turna, Evdal’ın oğlu Temo tarafından bahsi geçen günden bir yıl önce yaralı, kanatları kırık olarak bulunur. Romanın sonunda; yaralı turna, kanadı kırık turna iyileşir ve uçabilir; hem de Evdal’ın gözleri ışığı görebildiği, yasın ve umudun karmaşık bir birlikteliğinin anlatıldığı o günde. Ancak yukarıda alıntıladığım ve sözlüğün estetiğiyle yoğrulmuş turnaya çağrının yanıltıcılığına kapılmamak gerekir. Arada bu şekilde serpiştirilmiş orijinal dengbêj anlatımlarına rağmen bu yazılı türde hiç kuşku yok ki, turna okuyucuya bir tarafta dengbêji/ dengbêjliği hatırlatmakta, diğer yandan romanın kurgusunda bir unsur olmakta ve simgenin ötesine geçmektedir. Okuyucunun bilinçaltına hitap eden yönü, sözlü anlatım ve onun estetiğinin kısmen muhafaza edilmesiyken romanda kırık kanat ve Kör Evdal alegorisi ile yası ve umudu içiçe geçirmekte önemli bir unsur olmuştur. Gerçi Evdal’ın kendi edebi becerisinin bu ürünleri ile romanın içeriği arasında dolaysız bağ kurmaya gerek yok. Çünkü anlatıcı olarak seçilen figür aslında Evdal’ın hikayesini az bilebilecek olan biri ve Serhadlardan bir dengbêjin seçilmesi daha mantıklı olabilecekken Uzun’un bilinçli olarak Hawar’ın dengbêjini tercih ettiğini görürüz. 

Buradan sözlü edebiyata bir geçiş yapıp şiire de geri dönmeyi ihmal etmeyeceğiz.


Erê qulingo erê, li Sîpanê Xelatê diqîrînî

Dil û cergê min dihelînî

Xweziya wan salan wan zemanan,

Perwazên te sax bûn, ez jî bi silametî li zozanan(2)


Evdalê Zeynikê’nin kendini tasvir ettiği düşünülen bu turnalı dizeler, Kurmancî sözlülüğüne yabancı değil. Turnayı bir simge olarak kullanırken sözlükteki estetiği imajlardan çok alegoriler ve onların muhtemel dinleyici üzerinde etki yaratmaktadır. Aslında turnanın göçmen bir kuş olması, yaylalara koçerlerle çıkması, onlarla da kendi germiyanlarına dönmesini bilmeyenlerin, yine zozan yaylalarını özgürlük hissi ile ilişkilendiremeyenlerin bu estetiği anlamalarını bir yana, farkına varabilmelerini beklemek bile yersizdir. Bu haliyle turnanın kelime ve imaj olarak estetiğinden öte onu tanıyan, gören insanların onu sırf tahayyül etmesinin, bu ögeye sözlü edebi eserler içinde estetik kattığını söylemek abartı olmaz. Elbette sırf bununla sınırlı bir estetiğe saplanmak sığ bir yaklaşım olur. Turna olmak veya onun gibi olmak anlatımın önündeki bazı sınırları da sözlü türlerde kaldırabilmektedir:


Bê de lo lo zemano ax ay

Dewrê qurban mi go,

Ez ê quling im, rabîme têmê lê ji beriyê

Ez ê hêlîna xwe çêkim li kûriyê, li şûriyê (3)


Burada Dewrê’ye aşık bir gence umut vermek ya da umutlanmak için kullandığı ‘turna olma’ benzetmesinde, sözlü anlatımı ağırlaştıracak imaj kullanımından ziyade umut taşıyan, dayanıklılık, asalet ifade eden sözlü edebiyata ait geleneksel bir imge kullanmak, sözün şairinin tercihinden çok “adetin” gereğidir. Burada adet kelimesi, sözün şairin yaratıcılığının nispeten az olmasına işaret etmiyor. Bilakis yazılı edebi türlerde, hepimizin üzerinde uzlaştığı kelimelerin kullanımının adet olduğunu varsayarsak; sözlülükte edebi türler için tek tek kelimelerin yanı sıra bazı kelime gruplarının, formüllerin de bu şekilde kullanıldığını ifade edebiliriz. İşte turnanın estetiği, içinde kullanıldığı bu kelime dizinleri veya formüllerde saklı, daha doğrusu onlarla apaçık ortada. 

Qulingo, aylê qulingê mino, qulingê deşta Mûşêwo

Weylê te mala xwe ji bêriyê bar kir firrênego, 

Xwe yê bire zozanê bilind, ber Behra Wanê kar kir

Ay heylê te hêlêna xwe danî ber ripnê vê pîjanê wey lê ax (4)


Yukarıdaki payîzok türü örneğinde, turna giriş için kullanılmaktadır. Payîzok, sonbaharın ve hüznün Kürtçe kelimelerinin edebi türüdür. Hüzünlü bir giriş ve hüzünlü bir sonu illa ki vardır payîzokların. Onların taşıdığı umut, her zaman kıştan sonra baharın geleceği ve turnaların zozanların yolunu tutacağıdır. Turna hüznün olduğu kadar umudun da estetiğidir Kurmancî sözlüğünde. Yani turna, koçerlerin hayatları ile kurduğu bir alegorinin, aynı zamanda Kurmancî sözlüğüne de yansımasıdır; ki her turna anıldığında zozanlar da anılır. Turnanın heybeti, yüksekten uçuşu ve zozanlara koçerler gibi her sene sefer yapması, belki de kışın, baharın gelmesini bekleyenler için, yine sonbaharın zozanları terketme hüznünü anlatmak için uygun bir estetik öge olarak görülmüş. Koçer olmayan, zozanlara gitmeyenler için de haber taşıyan, haber götüren ve diğer diyarlardan, hele ki bir maşuğun bulunduğu diyardan bir haber bile olsun, getirendir turna.


İlk söz vardı ama Feqî sözün ustasıydı

Elbette ilk söz vardı, sonra yazı demek dile kolay. Ancak ol deyip de oldurtan Tanrı da yazmamış mıydı çehrenivisleri? Kürtçe, özellikle de Kurmancî sözlü türlerinin Mehmed Uzun örneğinde olduğu gibi yazım türlerini turna figürü konusunda etkilediği, en azından onun kullandığı şekliyle ilham verdiği kuşku götürmez. Celadet Bedirxan’ın şiirleri, Seydayê Tîrej ve hatta Osman Sebrî’nin şiiri için de bunu kolaylıkla iddia edebiliriz. Ama 16. yüzyıl şairlerimizden Feqiyê Teyran için, özellikle de aşağıdaki şiirde olduğu gibi turna ile diyalogu için aynı iddiada bulunmak güç:


Hey Qulingo, xwe newestîne 

Per û baskan her hilîne 

Here, ji tebiyetê ji min ra giliyan bîne 

Îro li ser riyan ez rêwî me 

Tu li hewa xweş cibar be 

Ser gaz û gêdûkan bilind xwar be 

Hema ji derdê dilê min hişyar be (5)

Bu şiirin Feqî’nin ustalığından çok ilgi çeken yanı; suyla, dilberle olan diyaloğu gibi turna ile diyalog kurmasıdır. Yani bu şiir Feqî’ye aittir. Onun kendine has halk dili ve tasavvufu ile birebir uyuşmaktadır. Onun birçok şiirinin sözlü türleri, aktaran anlatıcıların repertuarına girdiğini de hesaba kattığımızda Kürt yazılı edebi türlerinin de sözlü türleri belli bir seviyede etkilediği sonucuna varırız. Kurmancî’nin 19. yüzyıl sonundan itibaren karşılaştığı felaketler silsilesi olmasaydı, bu yazılı ve sözlü türler arasında var olan etkileşimin de bugüne daha sağlıklı gelebileceğini varsayabiliriz.


Dert ortağım turna

Osman Sebrî’nin turnaya seslenişi, gidemediği, özlemini çektiği mekanla ilişkili olmakla birlikte, kendi hayatının davası, ya da onun tespiti ile Kürt’ün üçe bölünmüşlüğünü anlatmak için bir vesile olmaktadır; ağa ve şeyhler, zenginler ve geriye kalan rea millet. Aslında geleneksel turnaya çağrıyı “Ho quling kude diçî” ile kullanan Osman Sebrî, bir nevî Uzun’un romanda yaptığını şiirde yapmış oluyor. Bir şekilde söze ve sözlü edebi türlere bir şekilde aşina bir gruba hitap ettiğini varsayarak turnaya bu şekilde seslendiğini kabul edebiliriz. Elbette sürgünde olması, kuzeyde “dostları” olması turnanın kuzeye yolculuğunu bu şekilde şiirde kullanmasını açıklayabilir. Yine de bunun kendisinden önce sözlü ve yazılı türlerde bu kalıp veya formülle kullanılmış olması, onun bilinçli olarak bu tercihi yaptığı kanısını güçlendirir. Şiirin tamamı, turnanın sonuç olarak dert ortağı olarak seçildiği intibahı bırakmaktadır.

Seydayê Tîrêj için ise turna aynı şekilde siyasi bir davanın peyamının taşıyıcısıdır. Kürt ulusal davasıdır bu. Ve onun aksine sınırlara takılmayan turnaya, Seydayê Tîrej, onun adına cennet ve zengin vatanının dört bir yanına mesajlarını taşımasını salık verir. Amed’den Mahabad’a, Şêx Seîd’den Qazî Mihemed’e davanın büyükleri de anılır ve turnaya salık verilirken, bu okuyucuyu ve Seydayê Tîrêj’i tanıyanları şaşırtmaz. Seydayê Tîrêj’le hala evimizin önündeyiz hatta sözlü ve yazılı edebi türlerimizin ortak kapısının eşiğindeyiz.

Ancak modern şiirde, şiirin ve şiirsel olanın tartışılır olduğu hatta sözlüğümüzün mücerretleştiği meydanlarda turna nasıl ifade ediliyor ve neyi ifade ediyor/edebiliyor? Bu sorunun cevabından çok cevabına bir giriş mahiyetinde, Fatma Savcı’nın bir şiirine “Ez li benda nofê qulingan mam/ turna sürüsünü bekledim” şiirine göz atabiliriz. Evdalê Zeynikê ve kavalı anılmakta, kırlangıçların uğramaması, Midyad’ın üzüm sıkılan mekanlarının kurumuş hali ve gülsuyu içenlerin olmayışının, bu olabildiğine mücerret (soyut) şiirde turnadan daha yabancı durduğunu söylemeliyim ama, muhtemelen turnaya seslenerek ifade edilen şu sözler, modern ve ötesi mücerretlik arayışının tekeline çomak sokmaktadır. Ama bu fena da olmamaktadır. Belki de turnanın bir tür sîmir (simurg) algısının etkisidir. ‘Bildiğin halamın konuşma dili’nin birbirine tahammülüne, hatta yakışmasına izin veren şudur:


Tu bi qedrê qumriyan kê

Bêje Hecîreşkan

Bila vegerin careke din (6)


Sözün ve Quling’in serencamı

Lo Qulingo, belki de sözlü türlerde Evdal ile bu kadar yer bulabilen bir öge olan turnaya çağrıdır. Belki de Feqî’nin Kürt kulaklara üflemesidir. Ancak bu kadar yaygın kullanımı, özellikle  şiirde, Kürtçe sözlü ve yazılı edebi türlerde uzun zamandan beri var olan bir geleneğin karşılıklı etkileşimle sürmesidir. Bu geleneğin özellikle de Kuzey Kürdistan’da asimilasyon cenderesinde zarar görmesi, belki de Mehmed Uzun’u bir cevap olarak Evdalê Zeynikê ve onun kendini kanadı kırık bi turnaya benzetmesinden esinlenerek, turnayı kurgusunun bir öğesi yapmaya itti. Bu öğenin Fatma Savcı’nın mücerret ile somutluğu aşinalığından kaynaklı dil kullanımı olan şiirlerinde de yer bulması, belki de turnanın göçmenliği, peyamberliği, haber götürüp getirmesi, çağrıcılığı gibi özelliklerinin sözlü ve yazılı edebi türlerde yüzyıllarca başarılı işlenmesinden kaynaklıdır. Daha doğrusu, Kurmancî edebi türler üretenlerin üzerinde çok etkili kültürel bir sembolün bu yolla oluştuğunu da rahatlıkla savunabiliriz.

 

(1) Turna, mavi kanatlı,

kalk ve kanatlarını çırp, kanat uçlarını sars

Dünyanın bütün doktor ve hekimlerine ulaş

Hekimleri ve doktorları etrafıma topla

Her iki gözüm kör, senin iki kanadın kırık

onlara şifa ol

Kanatlarını da gözlerimle iyileştir

Arıkuş ve bülbüller halimize ağlamakta...


(2) Evet turna evet, sen Sîpanê Xelat’ta çağırmaktasın

Yüreğimi ve ciğerimi eritmektesin

O yıllar o zamanlara imreniyorum

Senin kanatların sağ, ben ise sağlıklı yaylalardaydım 


(3) Ah zaman, de ki gel

Devrê, kurban, dedim ki,

Ben bir turnayım, yola çıkmışım ben gelmekteyim düzlükten

Yuvamı yapacağım derinliklerde, yamaçlarda


(4) Turna, benim turnam, Muş ovasının turnası

Sen yuvanı düzlükten kaldırdın, sen uçacaksın,

Yüksek yaylara taşıdın onu, Wan Denizi’nin kenarında hazırlıklara koyuldun

Sen yuvanı şu yarpuzun kökünün yanına kurdun ah


(5) O turna, yorma kendini

Kanatlarını her daim topla

Git, tabiattan bana haberler getir

Bugün ben yollarda yolcuyum

Sen yukarıda hoş güç sahibi ol

Tepe ve derbentlerin üzerine yukarıdan eğilerek süzül

Ne olur sırf yüreğimin derdi için uyan


(6) Kumruların hatırı için

Kırlangıçlara söyle

Geri dönsünler yeniden