Kürtler ve diplomasi kavramı yan yana geldiğinde, ister istemez Osmanlı İmparatorluğu'nun son nefesini verdiği yıllara uzanmak gerekiyor. Bir Osmanlı diplomatı Şerif Paşa’nın Sevr'de Kürt temsiliyetine soyunması, müzakereler sırasında özellikle de Ermeni heyetleri ile uzlaşı arayışı, Kürt diplomasi tarihini araştıranlar tarafından irdelenmiş, aynı şekilde Lozan'da Kürt temsiliyet(sizlik)i de çeşitli kereler yazarları meşgul etmiştir. Ayrıntılara girmeden, şunu ifade etmekte fayda var; bahsi geçen her iki deneyim de Kürtler açısından travma derecesinde olumsuz diplomatik deneyimler olarak Kürtlerin mücadele hafızasında yer edinmiştir. Daha sonra Güney Kürdistan'da ABD, İsrail ve çeşitli Avrupa ülkeleri ile geliştirilen diplomatik ilişkiler ve Kürt Özgürlük Hareketi'nin özellikle 90’larda dünyanın dört bir yanında geliştirmeye çalıştığı diplomatik çalışmalar da, bu travmatik deneyim üzerine kurulmuş sayılabilir. Genellikle farklı grupların dış temsilcilikler üzerinden yürüttüğü çalışmaları kapsar. 

İkinci ana eksen olarak karşımıza -burada kasıt, farklı Kürt siyasi gruplarıdır- Kürtlerin baskılanmasına taraf devletler ile ilişkileri çıkar, ki burada bir ayrım yapmak zaruridir: Savaşılan baskıcı güçle görüşme ve müzakereler bir tarafta yer alırken, savaşılan baskıcı güçle komşu ve 'diğer' Kürtleri baskılayan devletlerle ilişkiler. Burada söz konusu ilişkilerin diplomatik ilişkiler olarak görülüp görülmeyeceği sorusunu ortaya atıyorum ve onların da belli oranda başarısızlıklarının ilk deneyimdeki gibi travmatik olabileceğini hatırlatmakta fayda görüyorum. Cezayir Antlaşması'ndan sonra*, tamamen İran’a bağımlı Güney Kürdistan'daki direniş, 1975 senesinde "Aş Betal (Değirmenin Durması)" olarak bilinen büyük bir kırılmayı yaşar. 


Demokratik ulus diplomasisi

Son dönemde ise özellikle Kürt Özgürlük Hareketi, Abdullah Öcalan’ın geliştirdiği bir kavram ekseninde sivil diplomasi alanı olarak da algılanabilecek olan 'halk diplomasisi' kavramı temelinde yeni bir diplomatik alanı değerlendirmeye başladı. İngilizce 'public diplomacy' teriminin tarif ettiği olagelmiş diplomasinin ötesinde, hükümet dışı örgütler aracılığı ile yürütülen diplomasi ile eş görmek, elbette burada yaklaşımda ve diplomasi yapma felsefesindeki ana farklılıkları görmemizi engeller. Zira 'public diplomacy' hükümet dışından öte, daha çok hükümetlerin kendi çıkarları doğrultusunda hükümetler dışı veya 'üstü' organizasyonları etkileme aracı olarak kullanmasını tarif eder.

O zaman Kürt Özgürlük Hareketi bağlamında 'halk diplomasisi' kavramını Öcalan’ın 'demokratik ulus diplomasisi' çerçevesinde ele almak daha yararlı olacaktır. Öcalan alışılagelmiş diplomasiyi daha çok bir savaşa hazırlık aracı olarak tanımlarken, demokratik ulus geleneğinde diplomasiyi barış ve dayanışmanın, yaratıcı alışverişlerin aracı olarak tanımlar ve ana misyonunu da sorunların çözümü olarak ifade eder. O halde, alışılagelmiş diplomaside en karlı hal hangisi ise o aranır, amaç edinir. Yani savaşta barıştan daha fazla kar kotarılabiliyorsa, o savaşı alışılagelen diplomasi engellemez. Bilakis taraflar, kendileri için en karlı olabilecek şekilde savaşa hazırlar.


Kürtler için ortak platform

Aynı bağlamda demokratik ulus diplomasisinin en temel misyonlarından biri olarak parçalanmış ve farklı çıkarlar etrafında bölünmüş Kürtler arasında bir platform oluşturulması da önemle ifade edilir ki, bu platform Demokratik Ulusal Kongre olarak Öcalan tarafından tasavvur edilmiştir. Bu anlamda yürütülen çalışmaların ve tartışmaların şu ana kadar olumlu nihai bir sonuca ulaşmadığı rahatlıkla ifade edilebilir. Bunda hem farklı grupların çeşitli çıkarları hem de başta Türkiye ve İran olmak üzere Kürtleri baskılayan devletlerin zor araçlarını ve bağımlılık ilişkilerini kullanmalarının rolü bulunmakta. 


Dayanışmayı örgütleme aracı 

olarak diplomasi

Bu tasavvurla gelişecek diplomasinin hükümetler dışı ayağı toplumların birbirine yakınlaştırılmasında, sorunların çözülmesinde ve dayanışmanın örgütlendirilmesinde rolü önemlidir. Yani hükümetlerin kontrolünde, onların çıkarları doğrultusunda bir "public diplomacy" aksine, toplumların en temel çıkarı olarak barışı algılayan özgür halk diplomasisi anlayışlarının burada söz konusu olduğunu özetle ifade edebiliriz. Halk diplomasisi, Kürtlere son dönemde daha önce şahit olmadıkları bir dayanışma örgütlenmesini kazandırdı. Latin Amerika’dan, Afganistan’a gelişen dayanışma gösterileri, halk diplomasisinin sınırlarının olmadığını gösteriyordu. 

Bu diplomaside umut, alternatif yaşam perspektifleri dayanışmanın kitlesel mobilizasyonunda ana faktörler olarak işlevselleşirken, ana aktörler de devlet ve hükümetler dışı örgüt ve toplumsal gruplardır. 

Kürt kadınların özellikle Rojava’da sergilediği öz savunma, dünyanın birçok köşesinde kadınların dayanışma gösterilerini tetiklemiş. Bu yanı ile halk diplomasisinin Kürtler bağlamında bir hususiyetine daha değinmeden geçmek olmaz. Alışılagelmiş diplomasiden dışlanan grupların diplomatik ve siyasi öznelere dönüşmesi fırsatı oluşturuluyor. Bu anlamda Kürt kadın hareketinin örgütlediği diplomasi, başarılı bir gelişim hattında hem dayanışmayı örgütlemekte, hem de alternatif yaşam perspektifi ile enternasyonal özgürlük mücadelesi için bir umut kaynağı oluşturuyor. 

Genel hatları ile tanımlamaya çalıştığımız bu diplomasinin, Kürtler'in birlikte yaşadığı halklar ile ilişkisinin normalleşmesi için de hayatidir. Ancak özellikle Türkiye’de kısmi ve nisbi bazı başarılar (Haziran seçimlerinde HDP'nin gösterdiği başarı gibi) henüz savaşı önleyecek geniş bir dayanışma ağı oluşturabilecek seviyeye varmaktan uzak. Buna rağmen halk diplomasisinin adil bir barışın tesisini zorlamakta belirleyici olabileceğini öngörmek yanlış olmaz.


* Cezayir’de imzalanan anlaşma gereği, Irak’ın sınır anlaşmazlığı ile ilgili sorunu İran’dan yana çözmeyi kabul etmesiyle İran sınırlarını Kürt güçlerine kapattı ve Kürtlere ulaşan her türlü lojistik ve silah yardımını da kesti veya engelledi.