Kapitalist üretim ilişkileri yayılmadan önce, farklı toplumsal gruplar arasındaki simbiyotik ilişkilere yeryüzünün farklı coğrafyalarında yaygın şekilde rastlanabiliyordu. Bu dönemin şehir-çevre ilişkilerinde çokça rastlanan simbiyotik üretim ve pazar ilişkileri, grupların birbirlerine karşı rasyonel düşünmesini ve davranmasını da her zaman zorunlu kılmıyordu. Bunun Kürdistan bağlamında belki de en belirgin delili, Müslüman olmayan halkların kırımıdır. Kürdistan'ın ekonomik gelişimi anlamında da aldığı bilinen en büyük darbe olan kırımlar, geleneksel üretim yöntemlerinin neredeyse tamamen yok olmasına neden olmuştur. Kürdistan'daki sanayi üretimi, yüzde 70'ten fazla bir düşüş yaşamış*; insani ve ekonomik yanıyla coğrafya, etkileri halen süren bir felakete maruz kalmıştır.
Bu girişin temel gerekçesi, birbirine bağımlı ve birbirini besleyen simbiyotik ilişkilerin toplulukları rasyonel düşünmeye ve hareket etmeye tamamen zorlamadığını anlatmaya çalışmaktı. Burada bir anekdotla "Kürdistan'da çarşı ve sınıf" sorunsalına değinmeyi uygun görüyorum. Yakınen tanıdığım Botî bir dostum, anlattı: Bir yakını Cizre'ye alışverişe gitmiş. Çarşıda sorun yaşadığı bir esnaf, etrafındakilerin de yardımıyla üzerine yürümüş. Gerekçe gösterdikleri, "Kurmanc" olması... Linç kalabalığı karşısında devrilmiş. Umudunu yitirmek üzereymiş ki, yaşlıca bir adamın bastonunu sallayarak kalabalığı yardığını görmüş. Umutlanmış, "Sonunda aklı başında, makul bir insan bu saçmalığa son verecek" diye düşünmüş. Fakat yaşlı adam yaklaştıkça, sesi de yaklaşmış: "Ka xwe bidin alî ez gopalekî li vî yê Kurmênc bixim!" (Hele şöyle bir kenara çekilin de şu Kurmanc'a ben de bir baston indireyim!)
Sınıfsal tanımlamada devamlılık
Bu anekdotta görülen, çok ciddi bir sınıfsal ayrışmanın geleneksel üretim şekilleri yok olmasına rağmen devam edebildiğidir. Bahsi geçen esnaf, kendini "bajarî" (şehirli) olarak algılar ve karşısındakini "Kurmanc" yani silahsız küçük toprak sahibi köylü sınıfında görür. Bu ayrım, adlandırmalar farklı olsa da Kürdistan'ın ekseriyetinde mevcuttur. (Biz burada Kurmanc tanımlamasını genelleyerek kullanacağız.)
Şunu da belirteyim: Bunlar dışında, askeri bir gücü istediği zaman seferber edebilen yapılar da Kürdistan'da mevcuttu; ancak Kurmanc olarak tanımladığımız köylü sınıfı, 1970'lere kadar nüfusun çok büyük bir çoğunluğunu oluşturuyordu. Bugün bu sözcüğün Kuzey Kürdistan'da yaygın bir etnik tanımlama olarak karşımıza çıkması da bu gerçekle ilişkilidir.
HDP milletvekili Mithat Sancar'ın, 2015 yılında henüz milletvekili seçilmemişken karşılaştığımızda kendisini Arap kimliği dışında "bajarî" olarak tanıtması, bu sınıfsal kimliğin tesirinin somut ekonomik ve sosyal temelini yitirmiş olmasına rağmen hala devam ettiğine işaret etmektedir.
Şehirli esnafların bu sınıfsal kimliği, Kürdistan çarşılarında varlığını uzun süre korumayı başarmıştır. Bunun nedenlerin biri de, bu sınıfsal kimliğin kendini Kurmanc sınıfsal kimliğine göre daha saygın, daha üstün inşa etmesidir. Çoğu kez kendileri de aynı linguistik (dilsel) karaktere sahip olsa da, Kurmanc'lardan çekinme gereği de görmüyorlardı. Hatta onları küçük görmek, "bajarî"ler arasında çok yaygındır. Sırf Kurmancları küçük göstermek üzerine kurulu geniş bir sözlü edebiyat damarının varlığı da buna işaret ediyor.**
Ayrı bir sınıfsal yapı olarak 'eşîr'
Buna karşın çoğunlukla "eşîr" olarak tanımlanan sosyal yapılar, askeri güçlerine dayanarak hem şehirler için hem de Kurmanc olarak tanımlanan reaya sınıfı için baskı unsuru olabildiklerinden, vergilendirme ve cezalandırma kuvvetlerinden dolayı farklı bir yerde duruyordu. Zaten kendileri de bu iki sınıfı farklı yerlere oturtuyorlardı. Eşîrler için şehirliler korkak ve küçümsenmesi gereken bir sınıfı oluştururken Kurmanclar ise onların sömürdüğü üretimin bel kemiği olan sınıftı.
Bu bilgilere dayanarak Kürdistan'da çarşının, geleneksel olarak birbiriyle simbiyotik ilişkisi olan sınıfsal yapıların en fazla karşılaştığı bir ortam olarak üstünlük ve hor görmeye dayanan bu ilişkilerin de temel mekanlarından biri olduğunu belirtmek, hiç de abartılı olmaz.
Ayrıca belirtmekte fayda var, burada bajarî olarak tanımladığımız sosyal grup, birden fazla etnik ve dinsel yapıyı içerebiliyor. Buna karşın Kurmanc olarak tabir ettiğimiz -Kürdistan'ın farklı bölgelerinde Goran, Kirmanc veya başka tabirlerle isimlendirilen- sosyal sınıf ise çoğunlukla Kürt kimliğine dahil görülenlerden oluşur ve linguistik olarak da Kürt lisanları diye tabir edilen dilleri konuşurlar.
Bu belirlemelerle, başta da belirttiğimiz meseleye dönelim...
Sözü geçen sınıflar arasında mülkiyet ve üretim alanları açısından farklılıklar mevcut. Kurmanc/Kirmanc/Goranlar, küçük toprak sahibi, tarımsal üretim yapan, devlet ve eşîr vergilerinden olabildiğince kaçınmaya çalışan *** köylüleri oluştururken; çarşının hem esnafını hem zanaatkarını hem de üreticisini oluşturan sınıflar, devletle en sıkı bağlara sahip, devletin dolaysız vergilendirdiği grupları oluşturur. Bu iki grup arasında temel ihtiyaçlarını karşılamak için simbiyotik bir ilişki vardır. Kurmanclar, başta üretim aletleri olmak üzere birçok geleneksel sanayi ürününe ihtiyaç duyarken, bajarîler de temel gıda maddeleri için Kurmanclara bağımlıdır. Bu karşılıklı bağımlılığa rağmen her iki tarafın -kimliksel bağlamda- kurucu karşıtları yine birbirleridir. Bu durum, grupları hiç de rasyonel olmayan davranışlara itebiliyor. İşte bu bağlamda çarşı, sadece Kurmancların ihtiyaçlarını karşılamak için bajarîlerle karşılaştıkları mekanlar değildir; aynı zamanda bu karşıtlığın sürekli yeniden üretildiği mekanlardır da.
* Cuma Çiçek, "Ulus, Din, Sınıf: Türkiye'de Kürt Mutabakatının İnşası" kitabında Diyarbakır'daki bakır üretiminin bu dönemde yüzde 5'lere kadar düştüğünü belirtir.
** Bkz. Hugo Makas, Kurdische Texte im Kurmanji-Dialekte, Leningrad, 1926
*** Bkz. Lokman Turgut, Mündliche Literatur der Kurden in den Regionen Botan und Hekari, Berlin 2011, sy. 79-87