Evren, insan,
toplum ve tüm
varlıklar benzerlikleri ve
farklılıklarıyla bir bütünü
oluşturmaktadır. Bütünü
oluşturan bu parçalar, birbirini
yok etmez, aksine karşılıklı
yararlılık ilişkisi içeriğine
girerek birbirini daha
fazla güçlendirir.
Evren, maddeyi oluşturan atomlardan başlayarak, güneş sistemi, galaksileri ve tüm varlıkları içine alan sınırsız bir boşluk halidir. Bir anlamda var olan her şey bu varlığın bir parçası olarak kabul edilir. Evren bu parçaların bütüncüllüğünü ifade eder. İnsan ise, bilinçli toplumsal bir varlıktır. Kısacası insan iki eli olan ve iki ayağının üstünde yürüyen, araç kullanan, üreten, konuşma ve düşünme yeteneği olan bilinçli ve toplumsal bir varlıktır.
Tarih boyunca birçok filozof ve düşünür evren-insan ilişkisi ve benzerliği üzerine kafa yormuş ve her biri kendince sonuçlara ulaşmıştır. Evren sonsuz bir boşluk hali olarak kendi boşluğunda birçok olguyu barındırır. Güneş sistemi, göktaşları, dünyamız, diğer gezegenler ve gezegenlerden oluşan galaksiler bunlardan sadece bilinen bir kaçını oluşturur. Bunların her biri belirli bir boşlukta duruyor gibi görünmesine rağmen aslında her biri itme-çekme yasasına uygun olarak kendi ekseninde bir hareketlilik içerisindedir.
Bir yandan her biri kendi içinde müthiş bir mücadele içindeyken, diğer yandan birbirlerine karşı da muazzam bir mücadele vermektedirler. Bu mücadele bir devamlılık arz eder ve hiçbiri bu mücadelenin herhangi bir aşamasında bir diğerini yok etmeye yönelmez. Evrendeki denge ve ahenk de verilen bu mücadeleler sonucunda oluşur. Evren boşluğunda yer alan hiçbir şey anlamsız değildir.
Her varlık bir anlama sahiptir. Yararsız gibi görünen, evren boşluğundaki kara delikler bile evrenin sağlıklı işlemesinde büyük bir rol oynar. Kara delikler, evren boşluğunda oluşan ve doğal kışı olumsuz bir şekilde etkileyen tüm zararlı ışınları kendi içine çekerek evrenin organizmanın kendi ahengi içinde işlemesine katkıda bulunur.
Evren canlı bir organizma misali kusursuz bir işlerlik içinde olmakta ve bu şekilde kendini an be an yenileyerek yeniden yaratmaktadır. Evrende yer alan olguların kendi arasında vermiş oldukları amansız mücadele de ise birbirlerini güçten düşürme yok, aksine birbirini güçlendirici bir rol oynama vardır. Güneş sistemi, dünyamız ve ay arasındaki ilişki, buna bariz bir örnektir. Bu durum aynı zamanda bir evren kanunudur ve evrende yer alan her şey bu kanuna göre şekil almaktadır. Bir anlamda canlı-cansız devinim halinde olan her şey bu evren yasasına göre işler, işlemek zorundadır.
Mikro evren
İnsan biyolojik bir varlık olarak birçok iç ve dış organdan oluşur. İnsan, muazzam işleyen bir vücuda sahiptir. İnsan vücudunda milyarlarca hücre bulunmaktadır. Beyin ve kalp başta olmak üzere tüm organlar kusursuz bir şekilde işleyerek kendi işlevselliğine süreklilik kazandırmaktadır. İnsanın doğumundan itibaren, insan bedeninde yer alan tüm hücreler bir birileriyle amansız bir mücadele içerisine girerek bir denge hali oluşturmaktadır. Sağlık ve hastalık, hücrelerin kendi aralarındaki bu mücadeleye göre şekil almaktadır.
Hücreler arası mücadele kusursuz bir şekilde devam ettikçe beden sağlıklı yapısını devam ettirir, hücreler arası mücadele de aksaklıklar yaşandığında ise bedende hastalıklar oluşur; sağlıklı bir beden yapısı kendini tüm hastalıklardan korurken sağlığını yitirmeye başlamış olan beden ise çağın tüm hastalıklarına davetiye çıkarır.
İnsan bir canlı olarak bedensel yapısı itibariyle diğer birçok canlıya benzemektedir. Ancak düşünce gücü ve el becerileri insani diğer canlılardan farklı kılar. Ama bu farklılığı öncelikli olarak kendi içinde yaşar. İnsan kendini bir anda düşünce-duygu karmaşası içinde bulur. Bu karmaşa bir iç mücadeledir. Bu iç mücadele insanda anlam gücü yaratır ve insan, karşılaştığı olayları ve ilişkilendiği her şeyi anlamlandırmaya başlar. İnsanlığın ilk adımı bu anlam gücünün gelişmesiyle atılmıştır. Toplumsallığın oluşumu, ahlakın gelişimi gelişen bu anlam gücünün ilk yansımalarıdır.
Peki bir bedenin sağlık olması ya da kusursuz bir şekilde işliyor olması yeterli midir? Elbette yeterli değildir. Değişen koşullar ve yeni gelişmeler belli bir etkileyiciliğe sahiptir ve bu durum her zaman dikkate alınmalıdır. Bir beden çok sağlıklı olabilir. Ancak bu bedenin sağlıklı oluşu kendini yeni olan her tehlikeye karşı koruyacağı anlamına gelmez. Örneğin bir bedenin hücreleri ne kadar huzursuz işlerse işlesin bu hücreler bedenin o ana kadar karşılaşmadığı herhangi bir hastalığa karşı savunmasızdır.
Aşı bu durumda önemli bir rol oynar. Bedene aşı yapıldığında, beden hücreleri aşı yoluyla bu hastalığı tanımaya başlar ve daha sonra bu hastalıkla karşılaştığında bu hastalığa karşı topyekun bir mücadele içerisine girerek hastalığın bedene girmesini engeller. Yani aşının rolü bedeni korumak değil, bedene kendisini tehlikelere karşı korumasını öğretmektir.
Farklılıkların gücü
Evren insanın, insan da evrenin bir kopyası gibidir. Toplum ise toplumsallığını insandan alan bir gerçeklik olarak bu iki olgudan beslenir. Birey-toplum ilişkisi gelişip denge durumuna gelince doğada kendi doğal akışkanlığını bu dengeye doğurarak sağlıklı bir şekilde sürdürür. Bir toplumu güçlü kılan şey o toplum içindeki farklılıklar arasındaki mücadeledir. Farklılığını yitirmiş olan bir toplum, insani değerlerden uzaklaşmış ölü bir toplumdur. Ancak farklılıkların bir arada oluşu yetmez, var olan farklılıkların sürekli bir mücadele halinde olması gerekir. Çünkü toplumu, güçlü, sağlıklı ve yenilmez kılan şey bu mücadele halidir. Bu mücadele sonucunda değişim, yenilenme ve kendini yeniden yaratma gerçekleşir.
Toplum içindeki cinsel farklılıklar, yaş farklılıkları, sınıf ve katman farklılıkları, tercih farklılıkları ve benzeri tüm farklılıkların her biri kendisini diğerine karşı koruma ve gerçekleştirme mücadelesi verir. Farklılıkların her biri kendini kendi ekseninde ve rengine uygun olarak gerçekleştirdiği oranda topluma güçlü bir katkıda bulunmuş olur. Tıpkı evren boşluğunda yer alan güneş sistemi ve diğer gezegenler gibi farklı işleri olan her varlığın kendi eksenindeki işleriyle evrenin genel işlevine güç katmasında olduğu gibi.
Devinim halinde olan cansız maddeler bile canlılara benzer bir iç mücadeleyi yaşamaktadır. Örneğin bir elektron mikroskoplarla katı bir nesneye bakıldığında bu nesnenin değişen elektrik yükleri ve sürekli hareket eden partiküllerden oluştuğu görülür. Bu ister bir kaya, bir cam, bir demir parçası ya da bir kemik veya deri parçası olsun her şey duyularımıza katı olarak gelmesine karşın, elektrik yüklerinden oluşan bir denize dönüşür. Bu yük ve partiküller, sürekli hareket etmelerine karşın, birbirleriyle tam bir kaos içinde çarpışmayı başarır ve istikrarlı organizeli yollarla birleşir ve hareket ederler.
Bu nesnelere katılık izlenimini veren şey bu kusursuz mücadele ve organize halidir. Bu gerçeklik farklı bir şekilde tüm canlılar için de geçerlidir. Evren boşluğunda duran varlıkları dengede tutan, insana biyolojik, düşünsel ve ruhsal olarak şekil kazandıran ve toplumsallığı tüm farklılıklarıyla geliştiren, ilerleten ve büyüten bu gerçekliktir.
Toplumsal aşı
Bir bedenin olası hastalıklara karşı kendisini koruması aşı ve benzeri tedbirlerle olurken, toplumu, olası hastalıklara karşı koruma ve geliştirmenin yolu ise toplumcu bir ideolojidir. Yani ideoloji toplumsal bir aşıdır. Toplumlar ilk oluşumları itibariyle iyinin güzelin sembolü olmuşlardır. Ama daha sonra egemen sistemler kendi çarpıklıklarını topluma dayatarak toplumsal yaşamı çarpık bir hale -yani hastalıklı bir hale- getirmişlerdir.
Ancak toplumun toplumsal oluşum sürecinde toplumcu bir düşünceyle aşılandığı için tüm karşı çabalara rağmen toplumlar bir şekilde kendilerini koruyabilmiş ve insanlığın temelleri bu toplumsallık üzerinde şekillenmiştir. Ahlak ve politika harmanlanarak insanlığı ilerletip geliştiren ideolojilere zemin hazırlamışlardır. Kolektiviteyi esas alan toplumcu ideolojiler günümüzde de buna öncülük ederek toplumsal aşı rollerini sürdürmektedirler.
Sonuç olarak evren, insan, toplum ve tüm varlıklar benzerlikleri ve farklılıklarıyla bir bütünü oluşturmaktadır. Bütünü oluşturan bu parçalar, birbirini yok etmez, aksine karşılıklı yararlılık ilişkisi içeriğine girerek birbirini daha fazla güçlendirir. Darwin’in iddiasının aksine doğada var olan güçsüzler ortadan kalkmaz. Ya da güçlü olanlar sonsuza kadar hakimiyetini sürdüremezler.
Birinin varlığı diğerinin yokluğu anlamına gelmez. Güçsüz kendisini güçlendirip güç haline gelebilir. Güçlü olan ise gücünü paylaşmak sorunda kalabilir. Ama tüm bunları da kendi gerçekliğinin farkına varan ve toplumsal bir varlık olarak toplumsallığını yeniden ve daha güçlü bir şekilde oluşturacak olan insanla gerçekleşebilir ancak. Kısacası, küçük bir evren olmakta büyük bir insan olmakta insanın kendi elindendir.
Kırıklar 2 Nolu F Tipi Cezaevi
M. SAİT ZAMBAK: Küçük bir evren olmak