Yine endüstriyalizm canavarı yapacağını yaptı. Ve henüz Soma’nın yaraları kapanmadan bu kez de Ermenek olayı yürekleri yaktı. Türkiye’de bu son yıllarda maden ocaklarında yaşanan ölümler -ki bunlara cinayet demek daha doğru olur- giderek artıyor. Avrupa ölçeğine göre bakılırsa, Türkiye  yaşanan maden kazalarında rekor kırmıştır. Nedense her şey olup bittikten sonra kafalar çalışıyor. Ve önceden alınması gereken tedbirler şimdi tartışma konusu oluyor. Peki, madencilik sektöründe bu kadar kaza ve ölüm neden yaşanıyor? Her gün yaşam ve ölüm arasında saniyelerin kol gezdiği bu karanlık geçitlerden ekmeğini çıkaran maden işçisinin bu kadar risk altında çalışırken neden can güvenliği yok? Bu ocaklarda çalışan işçilerin, emekçi insanların canları bu kadar ucuz mudur? Cinayetlerin başta gelen sorumlularını ve ölümlerin esas kaynağını irdelemek önem taşıyor.
Madenciliğin doğaya, özelde ise toprağa verdiği tahribatı iyi görmek gerekir. Maden işletmeciliğinin amacı, yeraltı zenginlik kaynaklarının ele geçmesidir. Nedir bu zengin kaynaklar? Linyit, krom, bakır, alüminyum, demir, mermer, doğal taş vb. gibi çeşitli madenleri içermektedir. Sondajlama işi ne kadar yerin derinliklerine giderse o kadar yer altı zenginliklerine ulaşılmış oluyor. Bu da küresel sermayenin bütçesini daha fazla büyütmesi anlamına geliyor. Zira madencilik sektörü küresel sermayenin denetiminde işletilen bir alandır.
Bu çalışma yürütülürken, doğaya ve topluma verdiği zararlar ise asla düşünmemektedir. Onlar için toprağın aşınması, insanların ölmesi hiç önemli değildir. Onların tüm derdi bu topraktan, madenden ne kadar kar-sermaye kazanırım üzerinedir. Kapitalist uygarlığın yüzyıllardır en büyük hedefi ülke coğrafyalarında maden, petrol ve diğer yeraltı zenginliklerine el koyması, bunun üzerinden sistemini büyütmesidir. Maden ocaklarından çıkan minerallerle daha fazla inşaat sektörünü geliştirilerek, her yer beton yığını haline getirilmek ve imalat sanayileri büyütülmek istenmektedir. Buradan da anlaşılacağı gibi madencilik sektörü, küresel ekonominin bir kar kaynağı, onun temel ayağı olmaktadır.
Maden arama ve işletme alanında yapılan en büyük tahribat ise, bölgede yaşayan insanları evinden, köyünden çıkartarak toplumu evsiz, yurtsuz bırakmasıdır. Maden alanı açmak için ağaçlar kesilir, yakılır ve arazide kullanılan patlayıcılarla coğrafyanın doğal biçimi yok edilir. Özellikle bireysel hırs ve çıkar için kontrolsüzce bir çalışma yürütülerek, tekniğin kullanılamadığı yerlerde ucuz emek ile üretim sürdürülüyor. Toprağın yüzlerce metre derinliklerine inilmesine karşın çalışan insanların can güvenlikleri ve çalışma koşullarına yönelik hiçbir tedbir alınmıyor. Kâr maksimize edilmek için tüm bu ‘masraf’lardan kaçınılmaktadır. Yeraltında yarıkların açılması, arazilerin bataklık haline gelmesi gibi yıkımlara yol açılıyor. Bu yaklaşım maden işletmesinde katliam diyebileceğimiz ölümlerin gerçekleşmesi olasılığını arttırıyor. Nitekim bugün Karaman’da, Soma’da yaşanan da budur. Maden ocaklarında ölümlere sebep olan diğer bir durum ise kapatılmış bir maden ocağının hemen yanı başında başka bir ocağın açılmasıdır. Yerin altı daha önceden oyulduğundan ikinci bir maden ocağının aynı alanda açılması kuşkusuz büyük risk taşımaktadır. Bu da daha çok ölümlere kapı aralamaktadır.
Madencilik sektörü, küresel sermaye güçleri tarafından faaliyet gösterilen önemli bir alan olmaktadır. Genelde özel şirketler tarafından işletilen bu ocaklar artık öyle bir duruma gelmiştir ki devlet her isteyene ruhsat vererek, maden rezervleri açtırmakta, denetimini ise dış şirketlere vermektedir. Bu şirketler azami kâr amaçlı hareket ettikleri için, bunların ekolojiyle, insan hayatıyla hiçbir alakası olmadığı gibi güvenlik tedbirleri de yoktur. Bugün Kürdistan coğrafyasına yönelik  ekonomik işgalde de hedef Kürdistan’ın zengin kaynaklarına sahip olmaktır. Birçok il-ilçe ve köyün boşaltılmasının temel nedenlerinden birisi de yine maden işletme amaçlı şirketlerin devlet yardımıyla bu alanlara el koymasıdır. Kürdistan'daki madenler, petrol, sanayi, HES ve baraj gibi işletmelerin geliştirilmesi, devletin küresel sermaye güçleriyle ortak yürüttüğü bir ekonomi politikasıdır. Tabi bu ayrıca bir sömürü politikasıdır.
Tüm bu maden ocakları ve diğer işletmelere karşı ortak, kolektif bir mücadele elzemdir. Madencilik sektöründe yaşanılan sorunları çözmek ve buna göre alternatif bir işgücünü oluşturmak gerekir. Öncelikle bu özel, genel şirketler başta Kürdistan toprakları olmak üzere, tüm Türkiye coğrafyasından çıkartılmalıdır. Ekolojik yaşam, ekolojik toplum ancak yeraltı zenginliklerimize sahip çıkmakla, onları ve en önemlisi emekçilere, insanlarımıza sağlıklı yaşam, çalışma ve üretim ortamları sağlamakla mümkündür.