Bütün yazılı ve sözlü kaynaklardan edindiğimiz kesin bir veri var! O da; Réya Heq itikatı'nda (Batıni Kürt Kızılbaş Aleviliği) ibadetin belli bir mekanı, sabit bir toplanma alanının olmayışıdır. Lakin burada  sözkonusu olan, bir doğa inancıdır. Dahası bu inancın temelinde insanın kendisiyle, insanın evrenle, insanın insanla olan içsel kaynaşması ve hakikat sırrında kendisini vahdeti vücuda getirmesi olgusu yer almaktadır. Temel distur bu olunca, mabetin, tapınım merkezinin;  insanın kirletilmemiş vicdanının mekanı olan temiz kalbidir. Maalesef son 30 yıldan beri, itikat süreğine özgü ne kadar kavram varsa, hepisinin içi sinsice boşaltıldı. Antik olan teolojik adlandırmaların Kürtçe isimleri; 1928 de yasayla tespit ve kabul edilen karma dillerin ardılı olan Türkçe ile tahvil edildi. Nitekim, itikat süreğinin bütün ritüel ve tradisyonel kodekslerinin derin felsefik anlamları değiştirildi. İşte bunlardan birisi de inancın temel ögelerinin şahdamarı olan Cem-i Ciwat’larına ilişkin günümüzdeki yapısal oluşumlardır. Mesela itikat süreğinde kal-u bela’dan beri Cemevi tabirinin zinhar olmadığı, başta bu yolun uluları olan; Réberleri, Pirleri, Pirépiranları tarafından gayet iyi bilinmektedir. Fakat ne var ki bu alanda geliştirilen sunni oluşumlar karşısında bu yolun gerçek erenleri, büyük bir susukunluk içindeler. Ya da bu  olup-bitenlere bazı kılıflar uyduranlarla maalesef aynı paralelde yürümekteler! Tam da bu noktadan haraketle; bir yazılı metinde konumuzla alakalı şu görüşler yer almaktadır:

Dersim’in Pertek eski (1942-1945) savcısı Ali Rıza Önder (1918-1960), 1949 yılında Erciyes dergisinde neşrettiği "Pilvenklilerde Oruç ve Bayram" adlı makalesinde, ilginç veriler nazar-ı itibara getirmektedir. Önder, Sosoyo-dinsel, kültürel kalıntılara ait mekansal yapıyı ve ritüel adlandırmayı aynen şöyle açıklar. "Daha çok bayram günlerinde yaptıkları elverişli bir evde Seyit’in başkanlığı altında gizli bir tarikat ayini olarak cereyen eder.” Burada "Cem” tabiri yerine "Ayin” kavramını kullanan Önder, üzerinde konuşulan bu tarikat ayini’nin "elverişli (geniş/büyük) bir ev’de yapıldığını sade ve anlaşılır bir dille bellirtir. Yukarıda da sözünü ettiğimiz üzere, eskiden sıklıkla kullanılan "Ayin-i Cem” tabirindeki "ayin” kavramı, artık günümüzde kullanılmaz olmuştur!

1940'ların başında, tarafsız bir gözlemci konumunda olan hukukcu Ali Rıza Önder’in "gizli” ve "tarikat ayini” ibaresini kullanması oldukca manidardır! Günümüzde olduğu gibi, 1945 lerin dünyasında Batıni Kızılbaş Aleviler'in (İtiqat é Réya Heq)  ve  Bektaşilerin fiziki "cemevleri” nin olmadığı herkesin malumudur. Bilinen odur ki; geçmişte Réya Heq inancında, "Cemevi" kavramının izine asla rastlanmamaktadır. Bunun yerine sözkonusu toplanılan mekan; örneğin  Kurmanci ve Kırmanci diliyle Ocak evi için; "Mala Ocexé, Bano Pilé, Ziyaru Ewliyayé, Dergaxé Pilé, Ziyaru ...." diye anlılırdı. İran/Irak Kürtleri arasında gelişen Ehli Haq inancında; Kurmanci diliyle Cemxane (Cemhane) tabiri kullanılmaktadır. Ocak bağlıları tarafından takdis edilen bu türden mekanlar birer okul mahiyetinde kullanılmakta ve sönmeyen kutsal ateşin yakıldığı kadim mekanlardı. 

Bu dergahlarda yetişen yol önderleri (Réberler) anadilleri olan Kürtçe dışında, başta Arapça, Farsça olmak üzere çevre komşularının dillerini de okuyup yazmakta ve ilm-i ledün (batıni/ezoteric/içsel mana) tahsil etmekteydiler. Bu mekanlarda delil-i nurun ışığında hakkın lokması payedilmekte ve hakkın yolunda gidilmesi için asırlık yol kardeşliğinin iqrar é bırati felsefesi terrenüm edilmekteydi. Bu mekanlara gelenler, köy sınırlarına varırken ayakkabılarını çıkarar, yalınayak dergahın eşigine niyaz ederlerdi! Bu türden felsefik verileri elbette çoğaltmak mümkündür! Lakin bu mekanlar, genellikle ocak Evliyalarının kurdukları ilk mekanlardır. Bununla birlikte Pirlerin evleri/haneleri ve köylerdeki büyük ev odaları bu ihtiyacı asırlardan beri karşılamaktaydı. Büyük şehirlerde, ilçe ve nahiyeler bir yana, küçük köylere kadar bile götürülen Cemevi adı altında yapılan bu sözümona modern cenaze morglarında; otantik Batıni Kızılbaş Aleviliğin hangi sürekleri yaşatılmaktadır? Buralarda, ne türden eğitimler verilmekte, mesela yukarıda kısmen sıraladığımız geçmiş tarihsel süreçler yadedilmekte midir? Yoksa; "Vallah biz Aleviyiz, Bektaşiyiz, 72 milete (bazen 72 buçuk, bazen de 73 millet) bir nazarla bakarız! Biz milliyet ayırımı nedir bilmeyiz! Bizim için mühim olan insandır!” türünden, nakışlı tekerlemelerle hakikat savunuculuğu yapıldığı mı sanılmaktadır? Oysa bütün bu nakışlı cümlelerin toplamında; Türk-İslam sentezi sonucunun çıktığını bu bilim-teknoloji çağında bilmeyenlerin-kavramayanların olduğu mu sanılmaktadır? Mevzu uzun, yerimiz dar! 

Fakat bununla bağlantılı olarak itikat süreğinde bir de Cemât  diye bir toplanma meclisi bulunmaktadır. Itikat süreğinin asıl ana gövdesini, işte bu dizgeler öznesi teşkil etmektedir. Kurmanci dilinde bu merasim; "Cemat kirin, Cemat çêkirin, Cemat bûn!" gibi kavramsal benzerliklerle ifade edilir. Bu toplanmanın tek amacı, taraflar (komşular, kardeşler, eşler vs.) arasında meydana gelen husumetlerin giderilmesi için biraraya gelinir. Pirler divanında ve insan-i kamiller makamında toplanan husumetli canlar, sorunlarını bu meydanda karşılıklı faşederler. Uzunca konuşmalar, tartışmalar sonucu, taraflar uzlaştırılır. Aksi halde, yolun gereği oy birliğiyle haksız olan tarafa, bir takım "düşkünlük cezaları" verilir. Böylece resmi mahkemelere hiçbir can gitmeden, kendi sorununu, toplumsal bütünlük içinde haleder. Bu hukuksal yapılanma; 1980'lerin sonuna kadar süregelmiş ve ne ilginçtir ki; 90'larda tamamen sonlandırılmıştır. Pekela; bu mevcut cemevlerinde, bu türden hak/dar muhakemeleri yapılmakta mıdır? Ya da bu geleneksel mahkemelere başkanlık edebilecek, günümüzde kaç tane Pirépiran bulunmaktadır?