Tayyip Erdoğan savaş atına binmiş dört nala koşuyor. Bugünle yetinmiyor tüm tarihi geçmişi de bu ırkçı ve kanlı politikalarına malzeme yapıyor. Yeri geldiğinde tarihten düşmanlık çıkarmayalım da diyebiliyorlar. Ama tüm tarihi baştan başa işgalci ve ırkçı zihniyetinin zeminine çevirmekte bir sakınca görmüyorlar. Normalde halklara karşı işledikleri suçlar nedeniyle özür dilemeleri ve bu gerçeklerle yüzleşmeleri gerekiyor ama nerede o erdem.

Erdoğan büyük bir tantanayla Malazgirt savaşının yıldönümünü kutladı. Bundan böyle daha görkemli kutlayacağını da ilan etti. Bu toprakların sahiplerine karşı en ufak bir vefa ve anma ağzından çıkmadı. Herkes bilir ki, Alpaslan Kürtlerle ittifak yapmadan, onların desteğini almadan böyle bir savaşı kazanamazdı. Tarihe inkârcı yaklaşımı Erdoğan kendilerinden önce gelenler gibi tekrar etti. Kemalist geleneğin sadık bir sürdürücüsü olduğunu kanıtladı. Bir fark aranacaksa ırkçı ve inkârcı politika ve söylemi üst perdeden güncellemesinde görülebilir. 

Erdoğan, Malazgirt savaşını kazanmalarına yol açan Kürtleri anmak ve haklarını teslim etmek yerine onları nasıl yok edeceğini gürültülü biçimde tekrar ilan etti. Kürdistan’ı ele geçirmiş, Kürt halkının gırtlağını sıkmışlardı. Bir barış yapıp onlarla kardeşçe yaşamak yerine onları nasıl daha fazla sıkboğaz edip nefes alamaz hale getireceğinin oyunlarıyla uğraşıyorlar. Erdoğan’ın ağzından kin, ölüm ve savaştan başka söz dökülmüyor. Kürtler kayıtsız şartsız teslim olmalı, ırkçı tezleri benimsemeli ve Türkleşmeye itiraz etmemeliler. Ederlerse kan ve ölüm onları bekler. Erdoğan öldürmeyi ve Kürdistan’ı yıkmayı kendisine bahşedilmiş tanrısal bir hak olarak görüyor.

Kürtler dört parçada artık örgütlenip bir güç oldular. Ortadoğu’da dengeler değişiyor. Bölgede hızlı bir gelişme var. Türk devleti tutuşmuş. Ola ki, Kürtler bazı haklar kazanırlar diye, Erdoğan her gün ağzından kan damlayarak herkesi tehdit ediyor. Başta da sahipsiz gördüğü Kürtleri. Kürtlere karşı İran genelkurmay başkanını Ankara’da ağırlıyor. Kendisi Tahran’a gidecek. Rusya’ya yalvar yakar oldu. ABD ile ne yapacak, şaşırmış kalmış. Her türlü pazarlığı yapıyor. Türkiye’yi peşkeş çekmekten tehdit etmeye kadar tüm yöntemleri deniyor. Suriye’de Esad’a söylemediğini ve yapmadığını bırakmadı. Şimdi de İran’a yaltaklanarak Esad’ın başta kalması için güvence veriyor!

Kendi halinde, günlük yaşamıyla uğraşan Efrîn ve Şehba gibi bölgelere her gün saldırılar düzenliyorlar. Bu bölgeleri tecrit ederek düşürmeye, halkı göçe zorlamaya çalışıyorlar. Bu bölgelerden Türkiye’ye herhangi bir saldırının gelmediğini, herhangi bir tehdidi içermediğini bilmeyen yok. Ona rağmen bela olmuşlar. Türkiye hiçbir haklı gerekçesi olmadan belasını Rojava’ya sürüyor. Tek gerekçesi orada Kürtlerin olmasıdır. DAİŞ bu bölgelerde olduğu dönemler hiç sınıra böyle askeri güçler yığıp saldırmadılar. Türkiye tehdit altında demediler. Tüm dertleri varsa yoksa Kürtler.

Düşmanlık şimdi de Başur’a kayıyor. Onlarında bundan nasiplerini alacakları kesindi. İstedikleri kadar PKK karşısında KDP gibi güçleri kullansınlar. Bahçeli ağzından her gün Başurlular ağır tehdit ve hakaretlere maruz kalıyorlar. Kerkük Saddam’ın elinde olabilir, İran veya Irak’ın, fark etmez ama asla Kürtlerin elinde olmamalı. Kürtlerin eline geçerse dünyanın dibi delinir ne Türklere ne de başkalarına yaşam alanı kalmaz! 

Türkiye’yi yönetenler İmralı ile diyalog için görüşürken gidip Paris’te cinayet işlediler. Sakine Cansız ve arkadaşlarını katlettiler. Şimdi de MİT elemanlarını Başur’a suikast için gönderiyorlar. MİT’in Başur’daki faaliyetleri bilinmiyor değildi. Özellikle KDP çevreleriyle sıkı ilişkiler içindeydiler. Başur’da yakalanan veya PKK’den kaçanların sorgularına MİT elemanlarını aldıkları biliniyordu. Gerilla güçleri hakkında KDP’yi kullanarak dinleme ve izleme faaliyetlerini sürdürüyorlardı.

Şimdi yakalanan iki MİT yöneticisi direkt Erdoğan’ın talimatlarıyla PKK yöneticilerini vurmak veya kaçırmak için görevlendirilmişler. MİT’e yurtdışı operasyon yetkilerini bunun için verdiler. Savaşı Türkiye’nin sınırları dışına taşırmakta bir sakınca görmüyorlar. Avrupa bu konuda ne kadar rahatsız biliniyor. MİT’in bazı faaliyetleri deşifre oldu. Ama olmayanlar daha çok. Suriye MİT’çi ve özel harp daire elemanlarıyla doldurulmuş durumda. Suriye halklarından tüm kesimleri ve örgütledikleri çeteleri tümüyle Rojava Devrimi’ne karşı kullanmaya çalışıyorlar.

Görüldüğü gibi Erdoğan tam da Hitler gibi varlığını ve iktidarını savaşa endekslemiş durumda. Savaş dışında ayakta kalma şansını tüketmiş. MHP ve Ergenekon’a mahkûm! İçeride ve dışarıda alacağı başka bir destek de kalmamış. Her yönüyle deşifre ve teşhir olmuştur. Kürtleri durdurabilir mi? Kürtler ciddi bir hata yapmadıkları sürece asla! Artık treni kaçırdılar. Kürtler eski Kürtler değiller, bunu da bilmeliler.