Eski zamanlarda sistem karşıtı olanların suçlu kabul edilip öldürülmesi, bedenlerinin atlara bağlayıp parçalatılarak katledilmesi, sonra her bir parçanın bir yere gönderilerek bir daha bir araya gelmeyecek kadar birbirinden uzağa fırlatılması uygulamalarını duymuşuzdur. Hallac-ı Mansur katledildiğinde, Şeyh Bedrettin, Börklüce ya da tüm direnişçiler ve benzer hakikat ehilleri de uğradı bu zulmete. Kafaları koparıldı, bedenleri atlara bağlatılıp parçalatıldı. Onların yaşadığı ve yarattığı fikirler parçalansın ve bir araya gelmesin diye cansız bedenleri dahi parçalanıp atıldı birbirinden uzak dört yöne. Yine benzer uygulamaya bir örnek de Nefertiti’nin ölümü ve ölümden sonra onun bedenine yaşatılan acılardır. Nefertiti’ni öldükten ya da öldürüldükten sonra bedenin öbür dünyada konuşarak kimliğini açıklamasını ve ruhlar âleminde varolmasını engellemek için cesedin ağzının parçalanması da buna benzer bir durum.  

Bugün hala Hallac-ı Mansur hakikati aranıyor, Mansur’in parçalanan bedeninin yayıldığı kadar yayılan fikirleri tartışılıyor, Mansur gerçeği Êzîdîlerde ve Alevilerde olduğu gibi birçok inancın ve felsefenin hakikat arayışında devam ediyor. bugün hala Nefertiti’nin kemiklerine bakarak o kemiklerin söyledikleri dinleniyor ve oradan gelen anlamlar tarih oluyor. 

Ölüler ve parçalanan cesetleriyle ölüler konuşuyor. Tarihi, egemenlerin karşıt kutbunda olan gerçek tarihi onlar anlatıyor, bize söylüyorlar. 

Ve aynı vahşet bugün pervasız, sınırsız sömürü ve soykırım uygulayıcısı olan AKP iktidarında devam ediyor. Aynı vahşet Türk cumhurbaşkanı ve AKP’li başbakan öncülüğünde Kürdistan halkına uygulanıyor. İnkar imha siyasetinin zirve bir düzeyde dayatıldığı AKP iktidarında Kürtler insan tanımı içinde dahi anılmıyor. Meğer ki kendileri de Kürt inkarcısı ve imhacısı olmasın, kendi halkı karşısında düşman siyasetle işbirliği yapmasın. AKP iktidarı yüzlerce Kürt gencini Mansur gerçeğine uygulanan vahşeti uygulayarak imha ve inkar siyasetinden başka yol yordam bilmediğini ortaya koydu. 

En son, bedeninin parçaları bulunarak bir araya getirilen ve görkemli bir şehit töreniyle toprağa verilen Veysi Bademkıran buna bir örnek. 

Veysi’yi vurdular. Sonra bedenini yaktılar. Daha sonra bedenden geriye kalanları parçalayıp her parçasını bir şehre gönderdiler. Evet, AKP’nin vahşet uygulayıcıları Veysi’nin bedenini, parçalara ayırıp ayrı ayrı yerlere attı. 

AKP’nin hiçbir insanlık dışılığı, hiçbir akıl dışılığı, hiçbir anlamsız saldırısı ve vahşeti Veysel’i parçalamaya, ondan geriye kalan parçaları bulup birleştirmeye engel olamadı. Ve yine, binlerce insanın onu bir araya getirip mevcut olduğu kadarıyla beden bütünlüğü oluşturarak toprağa gömmesini, yüz binlerce insanın da Veysi’yi yüreğine gömmesini engelleyemedi. 

Veysi bir bütün, canıyla, bedeniyle, can verdiği davanın anlamıyla bir bütün ve yüreklere büsbütün bir hakikat tohumunu ekti. Yüz binlerin bir araya gelişi bu bütünlüğün ses verişidir. 

AKP iktidarı cumhurbaşkanıyla, başbakanıyla, bakanlarıyla, tetikçileriyle, Osmanlı ocağıyla, esedullahıyla, pehiyle pöhüyle, Daişçisiyle, basınıyla, rektörleriyle ve her şeye katlanır kılınarak yığın haline getirilen fanatik kitleleriyle tüm insani değerleri parçalamaya, bütünlükleri bozarak insanlığa saldırmaya devam ediyor. 

Kürtler, devrimciler, parklar, ağaçlar, kadınlar, topraklar, sular, ahlaki değerler, bedenler, ölüler ve daha neler neler AKP Hükümeti boyunca saldırı hedefi oldu, öldürüldü, parçalandı, yok edilmeye çalışıldı. AKP Hükümetinin bunca akıl sınırları dışına çıkan uygulamaları insan aklına saldırının da bir yöntemidir. Milyonlarca insanın kendi akıl gücünün yetersiz, anlamsız, anlam vermesiz olduğunu anlatır AKP saldırıları. Herkesin aklına tecavüzü amaçlar. 

AKP’nin akıl almazlıklarını en son yaşayarak gören İsveç parlamenterin açıklamaları da bu doğrultudaydı. İsveç parlamenterden dehşet verici deneyim olarak değerlendirilen birkaç saatlik AKP’li yaşam süresi Türkiye ve Kürdistan halkı için tüm yaşamın bir kâbusa dönüştürülmeye çalışıldığını gösteriyor. 

Türkiye halkına yapılan saldırılar bir karton filmden uyarlanır gibidir. AKP kartonlarını oynatan Erdoğan’ın Anayasa Mahkemesinin aldığı kararlara dahi karşı konuşması da bunun bir devamıdır. Cumhurun başkanı, cumhura kendi oyuncağıymış gibi yaklaşarak saldırılarını anı anına sürdürmektedir. Anaya saygısı olmayanın ana yasaya saygı duyması da beklenemez. Halka, değerlere, her şeye yönelen bu saldırı siyaseten bir iki söz etme dışında henüz bir onur karşı koyuşuyla durdurulamadı. AKP’li cumhurbaşkanının yavru geziciler dediği Artvin’deki anlamlı direniş, önce uzlaşmaya çekilerek sonra karşıya alınarak bastırılmaya çalışıldı.  

Türkiye’nin tarih yazmaya aday olacak kadar anlam yaratan, iddialı, özgür yaşamaya and etmiş ve insan olmaktan vazgeçmeyen insanların yüksek sesle konuşmasına ihtiyacı var. Türkiye’nin karton filmlerden gerçek hayatlara geçmeye hevesli, özgür insanları bir araya getiren yeni örgütlenmelere, demokratik ve devrimci duruşlara ve atılımlara ihtiyacı var. Türkiye’nin Kürt halkının başlattığı direnişe saygı duyarak ve Kürtleri örnek alarak mücadeleye başlayacak, Kürt gençlerinin ölü bedenleri üzerinden siyaset yapan iktidarları durduracak kadar insan olan, mütevazi ve iddialı girişimlere ihtiyacı var.