Tarihin hangi döneminde ve hangi rejimde olursa olsun o rejim için en önemli ölçütlerin başında adalet sistemi gelir. Adalet sistemi de somut olarak infaz sisteminden yani o ülkelerin hapishanelerindeki durumdan anlaşılır. Hapishaneler tıka basa doluysa, tutuklu-hükümlü sayısı hızla artıyorsa ve var olan cezaevleri yetmediği için bir yatakta 2-3 kişi kalıyorsa hatta spor salonları-stadyumlar hapishane haline getiriliyorsa orada adaletten söz edilebilir mi? O cezaevlerinden her gün işkence-dayak-tecavüz haberleri geliyorsa adalet denen şey nedir?
Buna her gün tedavisi yapılmayan-engellenen ve bu nedenle yaşamını yitiren insanları ekleyin. Sevk sırasında yanan cezaevi aracında diri diri yanan insanları düşünün. Çocuk koğuşlarındaki onlarca çocuğa tecavüz edildiğini ve bunun idare tarafından örtbas edildiğini hatırlayın. Suçluların ortaya çıkarılıp cezalandırılması gerekirken korunduğunu ve saldırıya-tecavüze uğrayanların bir daha cezalandırıldığını da unutmayın.
Hapishanelerdeki insanlar adli ya da siyasi suçlardan olsun, neyle suçlanırsa suçlansın ya da hükümlü olsun yasalarla açıkça belirtilmeyen biçimde cezalandırılamaz. Hapishanedeki insanların can güvenliği o kararı veren mahkemelerin ve devletin sorumluluğu altındadır. Ama bugüne kadarki uygulamalarda adalet ve infaz sisteminin tümüyle hukuk dışına çıktığını görüyoruz. 12 Eylül askeri faşizminin yasa ve düzenlemeleri hala egemendir. Bu hukuksuzluk ÖYS ve ÖYM’ler (Özel Yetkili Savcılık ve Özel Yetkili Mahkemeler) ile iyice zıvanadan çıkmıştır. Cezaevleri ise 12 Eylül faşizminin cezaevleriyle yarışmaktadır. Demokratikleşme, açılımlar ve çözüm laflarının havada uçuştuğu AKP’nin on yıllık tek parti iktidarı süresinde tutuklu ve mahkum sayısı kat kat arttı. Öyle ki hapishaneler doldu taştı. Bu nedenle AKP Hükümeti Diyarbakır’a bile müjde verir gibi yeni cezaevi vaat ediyor. Oysa sorun zaten öncelikle cezaevlerine doldurulan siyasi tutsaklar sorunudur. TMK gibi ucube yasalarla, KCK, DK benzeri hukuk dışı operasyonlarla on binlerce insan zindanlara doldurulmuştur. Benzeri operasyonlar halen de sürdürülmektedir.
Yöneticilerinin çoğu tutuklandığı için BDP olağanüstü kongre yapıp yeni yöneticiler seçmek zorunda kalmıştır. Seçilmiş BDP’li yöneticilerin tümüne yakını, milletvekilleri zindanlardadır. Kürt halkının özgürlüğünü ve eşitliğini savunan herkes örgütlü olsun olmasın, yazar-bilim insanı-avukat-gazeteci-öğrenci demeden zindana atılmaktadır.
“Eceli gelen it cami duvarına işer” denir. Tarih boyunca çürüyen bütün rejimler de özgürlük isteyenleri zindanlara doldurarak çürütmeye, yok etmeye ve böylece tüm ezilenlere göz dağı vermeye kalkışmıştır. Ama hepsi de bu şekilde kendi mezarlarını kazmıştır. Çünkü dikta rejimlerinin zindanları sonunda yıkılmış ve o zindanlardaki direniş sonucu diktatörler kendileri boğulmuştur.
Engizisyon mahkemeleri ve Bastil zindanları orta çağ karanlığını sürdürmeye yetmedi.
Ne firavunların, ne çarların zindanları, ne Saygon zindanları ne de Hitler’in toplama kampları halkların özgürlük selini durdurabildi. Bu halk düşmanı sistemlerin hiç biri halkların bentleri yıkan ve aşan özgürlük selinde boğulmaktan kurtulamadılar.
Halk ozanı Neşet Ertaş o güzel türküsünde “hapishanelere güneş doğmuyor” demiş. Ama o gurbet elde, kazaren düştüğü bir zindanı anlatıyor. Dikta rejimlerinde ise GÜNEŞ hapishanelerden doğuyor ve herkesi aydınlatıyor, ısıtıyor.
Tarihteki dikta rejimleri zindanlarda doğan güneşlerin ışığı ve ısısı altında kar gibi eridiler.
Amed zindanlarında Mazlumlar, Kemal Pirler, Hayriler, Ferhatlar ve Mamak, Metris vd. zindanlarda 12 Eylül karanlığını yırtan nice güneşler doğdu.
Bugün kanlı inkar ve imha rejimine karşı güneş yine zindanlardan doğuyor. İmralı’da hukuk dışı zulümle, ağırlaştırılmış tecritle susturulmak-söndürülmek istenen “Halkların Güneşi”ne özgürlük için, zindanlardaki ve halklarımız üzerindeki zulme karşı binlerce tutsak bütün cezaevlerinde güneş gibi doğuyor. Tutsaklar açlık grevinin 39. gününde ve ölüm sınırında direniyor. Onları katletmek isteyen hükümete suç ortağı olmamak için “Gün onlara sahip çıkma günü”dür. Aslında onların şahsında kendi özgürlüğümüze, onurumuza, geleceğimize sahip çıkma günüdür.
ZİNDANLARDAKİ TÜM TUTSAKLARA ÖZGÜRLÜK!
Maphushanelere güneş doğmuyor mu?