Maraş katliamının yıldönümünde ilginç bir tartışma başladı.  Meclis başkanı İsmail Kahraman, Maraş katliamını ‘katliam’ olarak tanımlamanın birisi ‘kaba’ olduğunu, CHP genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ise katliamın ‘olay’ olduğunu söyleyerek tartışmayı başlattılar. Bu ikiliye karşı HDP, mağdurların sesini, duygu ve düşüncesini savunmaya çalışmaktadır. Gerçeğin anlaşılmasını kolaylaştırmak için bir alıntı yapmaktan fayda vardır.

“Her şeyden önce, yapılan bu tür saldırı ve katliamlar, bütün boyutlarıyla, “olay” tanımlamasına sığmayacak kadar kapsamlı ve çok yönlüdürler. Bakkal Mehmet’le, komşusu Hatice’nin yaşadığı bir sorun da, bir “olay”dır, köylü-şehirli herhangi bir insanın trafikte yaşadığı kavga da bir olaydır. Katliam ve saldırıların bilinçlerimize bu şekilde ‘olay’ tanımlamasıyla önemsizleştirilerek yerleştirilmek istenmesi özel amaçlı politik bir anlayışın dayatılmasının sonucudur. Bu dayatma mutlaka reddedilmeli, etkileri hızla aşılmalıdır.

Dahası ‘olay’ olarak tanımlanan bu saldırı ve katliamların olaylarda olduğu gibi geçici, sıradan sebepleri değil, tarihsel ve siyasal sebepleri bulunmaktadır. Dolayısıyla dünyanın her tarafında ve tüm zamanlarda yapılmış ve yapılan bu saldırı ve katliamlar ‘olay’ olarak değil, gerçek adlarıyla, katliam ve saldırı olarak adlandırılmaktadır.” (Maraş Kıyımı- Tarihsel Arka Planı ve Anatomisi- sayfa- 151)

Yukarıdaki alıntı, 2011 yılında yazılmıştır. Bu cümleleri yazarken, amaçlanan devletin yaptığı katliamları gizlemek amacıyla kullanıldığı bu argümanları deşifre etmek ve çürütmekti. O nedenle bugün bu tartışmanın yapılıyor olması hayırlıdır. Böylece bir gerçeğin daha açığa çıkması, politik bir yalanının çürütülmesi mümkün olacaktır/olmalıdır.

Meclis başkanının Maraş katliamındaki ‘katliam’ tanımını ‘kaba’ bulmasıyla Kılıçdaroğlu’nun ‘olay’ olarak ifade etmesi aslında devletin suçüstü yakalanması halidir. Türk devletinin bu iki yetkili ve ilgilisinin ifadeleri, aslında, katliamın devlet tarafında yapıldığının itirafı ve kanıtıdır. Öyle değilse neden, bu iki politik güç, el birliğiyle katilleri korumaktadırlar? Neden günlerce süren ve anne karnında bebelerin, savunmasız kadınların ve yaşlıların, sabah işine giden yoksul emekçilerin, duyarlı öğretmen ve polislerin içinde olduğu yüze yakın insanın katledildiği bir katliamı ‘küçük, sıradan, basit’ göstermeye çalışmaktadırlar? Yüzlerce evin ve işyerinin yakılıp yağmalandığı, sayısız yaralının olduğu bu katliam, katliam değilse, katliam nasıl bir şey? Yoksa meclis başkanı daha fazla insanın katledilmesini mi bekliyordu? Neden bunlar Alevi ‘kardeşlerinin’ acısını görmezden gelmeye, yok saymaya, bu kadar hevesliler? Hani bu yapıların ikisi de Alevileri ‘kardeş’ kabul ediyorlardı? Kardeş, kardeşin acısını görmezden gelip küçümseyerek, hafife alarak kardeşlik olur mu?

İtiraf etmek gerekir ki son cümleyi yazmak hiç hoşuma gitmedi. Çünkü Aleviler katliamcılarla hiç kardeş olmadılar, olmayacaklardır. Aynı şekilde katliamcıların yalanlarına da inanmadılar, inanmayacaklar.

Dünün katliamcısına bugünün meclis başkanına da zaten katliamı gizlemek yakışır. Ne de olsa bu politikaların hem uygulayıcısı, hem sorumlusu olarak yaşamıştır. Bir anlamda katliamcı politikalarla var olabilmiştir. Kanlı Pazar’da aldığı görev ve rol yıllar sonra taltif edilerek meclis başkanı olmasını sağlamıştır. O nedenle Maraş katliamının üstünü örtmeye çalışmasında şaşıracak bir taraf yoktur. Zaten bu devletin katliam yapmak suç değil, katliamları yazmak anlatmak suç! TIRlarla IŞİD’e silah vermek serbest, ama bunu yazmak yasak.

Maraş katliamını yapan devlet, yaptığı bu katliamı gizlemeyi katliam kapsamında planlamaktadır. Bu amaçla katliamların tamamı ‘olay’ olarak tanımlanıp sıradanlaştırılmaktadır. Böylece katliamların toplumsal hafızada kalıcı bir yer edinmesi engellenmekte, unutulması kolaylaştırılmakta, hesabının sorulmasının yolu kapatılmak istenmektedir.

Ayrıca meclis başkanı ile Kılıçdaroğlu’nun bu söylemleri hem katliamcı politikaların hem de bu katliamlardaki iş bölümünün sürdürüldüğünü göstermektedir. Bilindiği gibi 16 Nisan 1978 Malatya, 4 Eylül 1978 Sivas ve Maraş katliamları Ecevit-CHP hükümeti döneminde yapılmış katliamlardır. Dönemin başbakanı Ecevit’e bir MİT yetkilisi bir rapor göndermiş ve Maraş katliamının sorumlularının isimlerini açık açık yazmıştır. Ancak Ecevit bu raporu işleme koymamıştır.

Ecevit’in ölümünden sonra arşivinde çıkan bu belge, Maraş katliamının hangi devlet birimi/yetkilileri tarafında planlanıp gerçekleştirildiğini çok somut olarak göstermektedir. Ecevit dün bu gerçekleri gizledi, Kılıçdaroğlu da bugün aynı politikayı sürdürmektedir.

Bu iki ifade sıradan olmadığı gibi masum ifadeler de değildir. Bu güçlerin katliamcı politikalardan ortak tutum alındıklarının ifadesi olduğu gibi yeni katliamların gündemde olduğunu da düşündürmektedir. Böyle davranıldığı içindir ki bu politikadan cesaret alan katiller, Malatya’da Alevi evlerini işaretleyebilmektedirler. Bu politikadan güç alındığı içindir ki Alevilerin varlığına yönelik saldırılar aralıksız devam etmektedir. Tam da bu nedenle, bu yetkili ve ilgililerin açıklamaları vahimdir. Yapılmış katliam failleri gizlenmekte, katliamcılar taltif ve teşvik edilmekte ve böylece yeni katliamların startı verilmiş gibi olmaktadır. Bu durumda Alevi katliamlarının devam edeceğinin kaygısını taşımak bir kuruntu değil, somut bir gerçeklik halini almaktadır.

O nedenle bir yanda bu politik yaklaşımı teşhir ederken diğer yandan da olası muhtemel katliamlara karşı hazırlıklı olmak ve örgütlenmek hayati önemde bir görev olarak toplumun önünde durmaktadır.