“Yurtsever Maraş-Malatya-Adıyaman-Antep halkına;

Tarihimizin en anlamlı ve zorlu mücadele yıllarını geride bırakıp başarıya doğru daha emin adımlarla yürüdüğümüz 2010 yılını Önder APO’ya dönük komplonun boşa çıkarıldığı bir yıl olmasının büyük sevinci ve mutluluğu ile yöre insanımızı en içten selam ve sevgilerimizle kucaklıyoruz.
Siz yöre halkımız, bu mücadelenin ilk başından itibaren hiç tereddüt etmeden maddi-manevi destek ve katkılarınızı sunmaktan çekinmediniz. Mücadelemiz sizlerin değerli katkılarıyla bu düzeye geldiği tartışma götürmez bir gerçektir. Belki birçok insanın Kemal Pir’ler ile başlayıp Abbas, Aziz, Xorto, Sabri, Erdal, Sultan, Nucan yoldaşların yörede yaptığı mücadele ve kahramanlıklara şahit oldunuz. Birçoğunu da duymuşsunuzdur. Yörenin bir insanı olarak ve halen bu yoldaşların anıları yöremizin en asi meskenleri olan Engizek, Nurhak, Kandil, Berit, Tilkiler, Bêzar dağlarımızda sıcaklığını korumaktadır. Bende uzun yıllar bu merkezleri karış karış dolaşma şansına, onuruna sahip olanlardan biriyim. Yörenin dağına, ovasına, taşına, köylerine, sularına her baktığımda bizden önce buralarda yaşam veren insanları hep düşündüm ve hep hatırladıkça yöreye sevdam ve aşkım katlanarak büyüdü.
Evet, bu yöre sahiplerinin sesi, kulağı, gönlü ve yüreği olmak; yörenin cennet misali güzelliklerini hissetmek, bilmek ve yaşamakla oluyor. Öyle bir yurt ki, herkesin uğruna bu kadar bedel verip, kendi mülküne almak için neleri göze aldığını tarih hep anlatır, ama ve lakin yöre insanı için ister gönüllü isterse zorla olsun bir an önce terk edilmesi gereken bir yer durumuna gelmiştir. Belki bazılarınız uzun yıllardır görmediğiniz bu diyarı, şimdi kimlerin elinde, nelerle yüz yüze olduğunu görmenizi de isterdim.

Köylerimiz, kentlerimiz boşaltıldı

Önce Malatya, Adıyaman, Maraş, Antep’e dayatılan katliam provalarını, 1978 katliamının esas amaçlarını şimdi daha iyi anlayabiliyoruz. Bunu devlet MHP-CHP-DSP eliyle paramiliter güçlerle ortaklaşa yaptırdığı her gün ortaya çıkan belgelerle ispatlanmaktadır. Bu büyük özel savaş oyunu ile ülke topraklarında savrulmalarla metropollere, Avrupa’lara şimdi de Japonya’ya kadar savrulmalar yaşandı. Hala dünyanın en zor yaşam koşullarına sahip Afrika’larda yöre insanı ne arıyor sorusu manidardır. Evet, Afrika kendi öz yurdumuzdan, toprağımızdan daha zengin ve bereketlimidir ki, böylesi bir trajedi. Kesinlikle hayır! Bunun altında fiziki katliam, siyasi kırım, kültürel kırım ve ekonomik kırıma dayalı devlet siyaseti yatmaktadır.
Şehirlerimiz, ilçe, kasaba ve köylerimiz boşaltıldı. Zengin bereketli topraklarımız şimdi dışardan getirilen göçmenlerin yerleştirildiği gibi, ovalarda kapitalist tekellerin fabrikaları kurularak ekolojinin dengesi alt-üst ediliyor. Şimdi sorulması gereken en ciddi ve can alıcı soru nedir? Bu başımıza gelenler ve nasıl bu duruma düştük? Kendi köklerinden kopan her canlı yok olmaya, yabancılaşmaya, savrulmaya açıktır. Ya biter ya da erimeye mahkûm olur. Elbette durup başımızı her iki elimizin arasına koyup düşünme zamanıdır. Fırat havzasının batı kıyısı neyi yaşıyor? Tekelci uygarlığın vahşi kapitalist temsilcileri bu bölge üzerindeki hesaplarıyla bizleri kendi hakikatimizden ne kadar başladığı öneme haizdir. Bu özel savaş oyunu, izleri kahredici bir yaşama mahkûm kılmak için her şeyi yapmaktan geri durmadı. Bölge insanına dayatılan yaşamla, önce aşiretler dağıtıldı; dağıtılan aşiretlerle toplumsallık dağıtıldı, peşi sıra aileler dağıtıldı. Şimdi kimsenin birbirine sahip çıkmadığı bir konuma geldik. Öyle ki, Avrupa yaşamı diye sunulan kurtuluşta, sizlere çözüm bulma yerine stresli, rutin, tatsız-tuzsuz, maneviyatsız bir yaşama(eğer yaşam denirse) sürüklendiniz. Her gün yaşadığınız toplumsal ve bireysel problemler bu savrulma ile bağlantılıdır. Ülkeden kopma bağını kesme maneviyatı, kültürünüzü eritmekle yetinmiyor. Liberal yaşam zihniyeti her şeyi para pula boğarak doyumsuz bireyler yaratıyor.

Yöre neden, niçin böyle?

İmkanlar ölçüsünde bölge halkımızın durumlarını takip etmeye çalışıyoruz. Birçoğunun mal-mülk sahibi olduğunu öğreniyoruz, ama yaşamlarında moral, coşku, geleceğe dair umut noktalarında ciddi bir beklentilerinin olmadığını duydukça yine biz üzülüyoruz. Elbette bölge insanın bu duruma düşmemesi için başta Önder APO ve PKK hareketi birçok çaba sarf etti ve ediyor. Sizlerde eğer bir bütün en kapitalist modernitenin ortamında yakılmadıysanız bu kesinlikle yürütülen Özgürlük Mücadelesi ve onun ortaya çıkardığı değerler sonucudur.
Dediğimiz gibi haberler alıyoruz. Bazen iyi bazen de kötü. Hala Özgürlük Mücadelesine aktif, yöreden katılan gençleri gördüğümüzde sevinçten gözyaşlarımız doluyor. Eskiden yüzler ve binlerin özgürlük saflarına tereddüt göstermeksizin katıldığı bir ortamda bu bize normal geliyordu, ama o kadar genç, dinamik potansiyeli olan bu yörelerimizden katılımın tek tük düzeye düşmesi bulunduğumuz tabloyu izah etmektedir. Buna legal çalışmalardaki bölgenin durumu ve Avrupa durumu da eklenince fotoğrafın kareleri birbirini tamamlıyor. Neden, niçin böyle?
Siz her şeyinizi bu davaya adadınız. İşler tam zafer noktasına gelip dayandığında neden emek ve çabalarınızla sahip çıkma noktasında kaygılı, tereddütlü, mesafeli ve soğuk yaklaşıyorsunuz? Yeri gelmişken belirtelim, birçok eski yurtseverin soğuduğunu, koptuğunu ya da sınırlı katıldığını duyuyoruz. Eğer bunlar doğru ise bu gidişatta bir terslik olduğu kesindir. Bu durumlara sizler de öfkelisiniz, bizler de öfkeliyiz. Özellikle bölgeye dayatılan özel savaş politikalarına PKK içindeki komplocu, tasfiyeci eğilimler eklenince birçoğumuz hayal kırıklığı yaşadı. Mevcut durumlarda bunların payı da azımsanamaz. Sizler sadece zorlanmadınız. En derinden Önderliğimize karşı içten geliştirilen bu tasfiyeci eğilimler bizleri sarstı, ama Önder APO’nun Tarihi Direnişi ve Zihniyet Mücadelesi ile bu zorluklar alnımızın akıyla aşmayı başardık, kendimizi yeniden inşa ederek var ettik. Sizler de geçmiş yaşananları doğru sorgulayarak yaşanan hata, eksiklik ve yanlışlıkları görerek, bilince çıkararak kendinizi yeniden inşa edebilirsiniz. Hiç bir dargınlığa, kızgınlığa, küskünlüğe moral vermeden yeni bir başlangıcı bu sefer daha doğru temeller üzerinde yapabilirsiniz? Bölge insanına layık olanda zaten budur, çünkü Önder APO’nun Demokratik Manifestosu olan savunmaları sizin için yaratılmış durumdadır. İsteyen herkesin kendini en iyi bulabileceği gibi sorunlar ve çözümleri de ortaya koymaktadır. Yeter ki anlamsını algılamasını doğru bilelim.

Düşkün kişileri iyi görün

Elbette bir yönüyle bölge insanının yaşadıklarını anlıyor ve kendimizi sizlerin yerine koyarak özeleştirimizi veriyoruz. Üstün emek ve çabalarınızla bu davaya kendinizi adadınız. Önder APO ve şehitlerimiz ve en zor koşullarda direnen yoldaşlarımız, sizlere en iyi cevap olmayı bildiler. Bizler halkımızı ve davamızı satmamak, sizleri yüz üstü bırakmamak için ‘ne ararsan kendinde ara’ ilkesiyle sizlere layık olmayı esas alıyoruz, ama içimizde yaşanan iç ihanet de hep var olageldi. Yaşamı bu diyalektikle Zerdüşt vari duruşla anlam buluyor. İyinin olduğu yerde kötüde kendini sırıtmış, aydınlık-karanlık ikilemi hep olagelmişti. Temiz, dürüst ve sizlere bağlı militanların olduğu yerde hain, alçak, düşkün güruhlar da var olagelmiştir. Bir halk sözü vardır. Tilkinin şahidi kuyruğudur. Hainin, haramzadenin şahidi de yalanlarıdır. Zaten bunların işi gücü kafa karıştırmadır. İnsanları mücadeleden soğutma, uzaklaştırmadır.  Yaşam düşkünlükleri için yapmadıkları rezillik yok gibidir.
Şimdi kalkıp bol keseden atanların ne mal olduklarını onlarla en zor koşullarda yaşayan bizler biliyoruz. Hiç bir hüneri olmayanlar özgürlük dağlarını kirletmeye çalıştılar. PKK bunlara sabretti. Duyuyoruz şimdi bazıları içinizde, siz onları gördükçe bunlar nasıl tiplerdir deyip bir saniye onlarla yaşamı paylaşma tahammülü gösteremiyorsunuz. PKK bunları yıllarca sırtında taşıdı. İşte görün bunlar ne malum tiplerdir. Bir Terzi Cemal vardı, o kadar anlatılır, herkes konuşurdu. En son 93’te onlarca yoldaşımızı kendi eliyle katletti. Ki o süreci yaşayan biri olarak bu tipin yarattıklarının acısını uzun yıllardır çektik. 93’ten bu yana bölgeyi bir türlü toparlayamadık. Boş bırakmadık ama bölge bir daha kendine gelmedi. Aradan 20 yıla yakın süreç geçti. Yirmi yıl önce bu halk, kendi çocuğunu, kendi eliyle gerillaya gönderirken, şimdi niye uzaklaşır hale geldi? Kalan halkımızda yöreyi terk edip gitti. Bu münferit gibi görünen olay kendisiyle bölge tarihinde derin izler bıraktı. Bu örnekten yol çıkarak içimizden kaçan hainlerin yüzüne tükürün, itibar etmeyin. Bunlar aslını inkar eden haramzadelerdir. Pir Sultan’ın köpekleri dahi helal ve haramı birbirinden ayırırdı. Bu tipler habire haramı bırak ayırmayı, helal olana her türlü çirkinliği yapmak için uygulamadık yalan-dolan yok gibidir. Bunlara itibar etmeyin. İçinizde barındırmayın.

PKK kimliği sizin öz kimliğiniz olmuş

Olabilir bazı süreçlerde yaşanan sıkıntılar ve boşluklardan kaynaklı ya da bazı arkadaşlarımızın yaklaşımlarından kaynaklı içine düştüğünüz durumlar sizi başka arayışlara veya kendi halinizde kalmanıza yol açmıştır. Şimdi bunu arayışlara veya kendi halinizde kalmanıza yol açmıştır. Şimdi bunu bir tarafa bırakma zamanıdır, çünkü PKK’lilerle oturmuş, yemek yemiş, su içmiş, merhabalaşmış birinin içinde onu sürekli dürten hakikati şudur; ne kadar da istese uzaklaşamıyor, kopamıyor. Sizde bunu zaten kendinize layık görmüyorsunuz. Bu olamazda. Dünyanın her tarafını dönüp dolaştığınızda kendinize ne ad koyarsanız koyun PKK kimliği sizin öz kimliğiniz olmuş. Her gün siz kendiniz “PKK halktır, halk burada” diyorsunuz. Doğrusu da budur, çünkü düşman sizin toplumsallığınızı paramparça etti. PKK tekrar bu toplumsallığı bir arada tutmak için Ahlaki-Politik toplum hakikati üzerinde sizleri bir arada tuttu, tutmakla kalmadı örgütledi. Harekete geçirdi. Şimdiye kadar yaptıklarınız bir yere kadar yetiyordu; ama bundan sonra yetmeyebilir ki, yetmiyor, çünkü PKK çok çok gelişti, ilerledi, güçlendi. Bunun temelinde kendini yeniden inşa etmedeki başarısı yatıyor.
Biz kendi geçmişimizi inkar etmeden. Tarihimizde ortaya çıkan (olumlu-olumsuz) dersleri doğru ele alarak kendimizi yeniden inşa ederek Demokratik modernitenin sistem haline gelmesi mücadelesi için kendimizi entelektüel, ahlaki ve politik görevler kapsamında hazır hale getiriyoruz. Bölge insanında kendini yeniden inşa sorumluluğu ile yüz yüze olduğu yaşanan mevcut durumlardan yola çıkarak öneme haizdir. Yeniden inşa örgütlenmenin kendisi olmaktadır. Bölge tarihi toplumsal örf-adet, kültür vb. inşa etmek istediğimiz Demokratik modernitenin temellilerini oluşturmaktadır. Komagene Krallığı, bölgenin en güçlü konfederal sistemi olmuştur. Her rengi, dili, kültürü, etnisiteyi ve tüm fenomenleri bir arada, ahlaki-politik toplum hakikati ile kucaklayan bu toplumsallık bu gölgede kendi kökleri üzerinde yeniden yeşermeyi bekliyor. Bu da kendini kapitalist modernitenin zihniyet ve yaşamıyla mücadele etmek kadar onun ideolojik güç kaynağı liberalizmi anlamak ve çözmekle olacaktır. Bölge insanı şunu kendine sormalıdır. Yanlış tarih ve yanlış hayatla doğru yaşanmaz diyorlar. Başkasının tarlasında fidan yetişmez ancak kendi öz yurdunda, kendi topraklarında yeşerme imkan ve koşullarını sağlayabilirsin. Bu temelde birçok bireyci, bireysel arayışın yanlış ve hatalı olduğunu hiç olmazsa şimdi görme zamanıdır, çünkü halen gecikmiş değildir.

Tereddüt zincirlerini kırın

En son Ebû Müslüm Doğan yoldaşımızın çağrısı, haykırışı da budur. Kendini yakan genç fidanımız, kendi külleri ile sizlerin var olmanızı esas alıyor. Bir yerde böyle kahramanca bir yakma eylemi varsa orada bir çağrının olduğunu bilmek, hissetmek ve yaşamak gerekir.
Bölgenin bir bütünen örgütlü güç haline gelmesi veya gelmemesinin temel kilidi kadınlar olacaktır. Şimdi dönüp Fırat’ın doğu yakasını gözler önüne getirin. En önde kadınlar var ve herkes ayakta. Kadın, toplumun çıtasıdır. Bir toplumun özgürlük düzeyi mücadele düzeyi ya da kölelik ve mücadelesizlik gerçeği o topluluğun kadınlarıyla ölçülür.
Bölge kadını toplumsallıkta en aktif rolü yıllarca üstlendi. Neolitiğin kadın kutsallığını Alevilik ve Zerdüştlük temelinde bu günlere kadar ulaştırma başarısını gösterdi. Bunun için Ahlaki-Politik toplumunun kök hücresi olan kadın gerçekliği yoğun tecavüz kültürü sonucu kapitalist modernite batağında paramparça edilmiş bir durumdadır. Çünkü kültürümüzden kaynağını alan kadına değer verme, kutsama “Elif Ana” gerçeği ile kendini herkese kabul ettirmiştir. Bölge kadını örgütlenip, kendini eğitip, eyleme dönüştürürse o zaman şunu göreceğiz ki, bölge bu pozisyonunun dışında en önde mücadele eden konuma ulaşmıştır. Aile gerçekliğimizi iyi biliyoruz. Kadın isterse aileyi mücadeleye sevk eder, isterse de soğurtur. Düşman bu gerçeği çözdüğü için en ince noktada bölge insanını vurmaktadır. Bir aile bir ev bir araba vb. ile kurtuluşun olacağını insanların önüne koydu. Sonuç nedir? Bataklığa baktıkça yok oluş ve bitiş. Bölge kadını kendi potansiyeli ve dinamizmini bilerek bir an önce özgür kadın hareketi etrafında var olanın çok çok ötesinde örgütlenebilir. Yani eliniz taşın altında ama eliniz biraz inci di mi, ağrıdı mı hemen çekmeyi elinizi koyun taşın altına ve iradenize inanarak bu taşı yerinden kaldırın. O gücünüz var mı? Var.
Bölge gençliği neyi, nasıl yaşadığı bir muamma. İşte önünde Ebû Müslüm Doğan hakikati halen canlı ve taze duruyor. Önder APO Hakikatine, toplumsallığa, özgürlüğe ve ülke dağlarına sevdası, aşkı ortada. Pir Sultan gibi derviş vari gibi saf, temiz yaşam arayışı onu hakikate ulaştırdı. Zilanlar, Erdallar, Xortolar, Nucanlar bu bölgenin en özlü gençleri olduklarını herkese gösterdiler. Sahte yaşam arayışları nerede olursa olsun metropol, Avrupa vb. size bir anlam vermiyor. Tarihinizi iyi tanıyın, kültürünüzü unutmayın. Doğru hakiki Alevilik zalimin zulmüne başkaldırmasıdır. Onu bizler Özgür Kürdistan dağlarında temsil ediyoruz. Devrimci demokrat ve hakiki Alevi olduğumuzu herkese gösterdik.
Bazıları gibi sahte söz ve bazı ritüellerle bir kaç TV, dernekle bu işlerin olmayacağını da biliyoruz. Size yaraşan bunun için yaşadığınız kaygı, tereddüt zincirlerini kırın. Biliyoruz. Sistem ve içimizde kaçan iflah olmaz, hain güruhlar, bin bir yalanla sizleri kandırıyor. Buyurun Özgür Kürdistan dağlarında gerçek, hakiki yaşamı kendiniz görün ve yaşayın o zaman neyi, nasıl yaşayacağınıza kendiniz karar vereceksiniz. Bunun için liberalizmi, orta yolculuğu, oportünizmi aşmanız, kırmanız gerekecektir.

Somut görevler bağlamında…

1- Önder APO’nun savunmaları ekseninde kendinizi eğitip örgütleyip eyleme geçirmeniz en acil görevler kapsamındadır.
2- Sistem partileri başta olmak üzere, pozitivist, liberal örgüt akım vb. gerçeklerini görerek bunların kapitalist modernitenin arka bahçeleri olduğunu bilerek hızla uzaklaşmanız gerekir. Özellikle CHP’nin, MHP’nin diğer yüzü hatta en kirli yüzü olduğunu 80–90 yıldır Kürdü inkar-imha siyasetini bizzat bu partinin yürüttüğünü anlayarak, bu partilere kendi elimizle kellemizi uçuracak kılıcı vermeyelim.
3- Bölge hızla legal siyasi alanda kendini örgütlemelidir. Bu da kendi korkularımızı, kalıplarımızı aşmayla birlik olmayla sağlanır. Sorun şu parti iyi, bu kötüden öte, kötü her zaman kötüdür. Kötünün iyisi olamaz. Tercihiniz devlet partileri olamaz, çünkü bölge sürekli devlet sistemiyle çelişkili bir duruşu sağladı ve sürdürdü. Bölgede düzen partilerinde yer alan her kim olursa olsun hizmet adına yaptığı, söylediği safsata ve sahtekarlıktır. Hızla Türkiye’nin radikal demokrasi örgütlülüğünü bölgede aktif hale getirmek gerekiyor. Ayrıca bölgenin aydınları, okuyanları ve değişik kurumlarda mevcut durumda kendi paylarını görerek özeleştiri yaparak çıkış yapmalıdır.
4-Avrupa’daki bölge insanı bireysel yaşam arayışından kendini arındırarak parçalanan toplumsallığını hızla inşa etmelidir. Özellikle kapitalist metropollerin toplumsal bozulma, ahlaki bozulma yarattığı ve bireysel yaşam savaşı ile insanları ve toplumu bozduğunu, saptırdığını bilerek Ahlaki Politik birimlerin içinde yer edinerek kendini korumayı sağlamalıdır.
5-Kadın ve gençlik bu mücadelede en aktif güç olduğunu bilerek hareket etmelidir. Kendi dilini, kültürünü, örf- adetini korumak, sahiplenmek ve bunu çocuklara mal etmek varlık nedenimizdir. Kendi kültür ve dilinizden utanmamalı, tam tersine en büyük değeriniz olduğunu bilip sahiplenmeniz gerekir. Birçoğunuz İngilizce, Almanca, Fransızca vb. dilleri ana dilinizden daha iyi biliyorsunuz, Peki ya ana dilinizi ne kadar biliyorsunuz? Bu soru kendi başına sorunların temelidir. Çok dilliğe evet; ama ana dilini bilme, sahiplenme, geliştirme çerçevesinde evet.
Gençler 90 yıllarında olduğu gibi yüzlercesi yönünü Özgür Kürdistan dağlarına; Erdal’ların, Zilan’ların, Xorto’ların, Nucan’ların, Sultan’ların meskenine vermelidir. Gençlik karakteri gereği evcilleşmemiş bir gerçekliktir. Günümüzde bölge gençliği sistem tarafından sanki evcilleştirilmiş bir görüntü yansıtıyor. Bu noktada ailelerimizin olumsuz rol oynama yerine olumlu duruşun sahibi olması, teşvikçi, ön açıcı olması gerekiyor. Bölge gençliği kendileri için dikilmiş sahte yaşam kefeni ve giydirilmiş deli gömleğini yırtıp, parçalayıp atmalıdır. Parçalayın bu sistemi, yakın bu anlamsız kölece yaşamı, kendinizi ÖZGÜR KÜRDİSTAN DAÐLARINA ulaştırın!
6-Kendinizi konfederal sistemin içinde örgütleyerek tüm toplumsal alanlarda birimlerinizi kurarak aktif içinde yer almalısınız. Alevi konfederasyonu ekseninde birliğinizi pekiştirin.
7-Maddi alanda ekonomik birliklerinizi örgütleyerek çalışmalarınızı kurumlaştırın. Fakir, kimsesiz, aç insanlarımıza sahip çıkmak vicdani, ahlaki bir görevdir. Ülkede binlerce insanımızın aç, perişan olduğunun bilincindesiniz. Alevi kültürü “Bir lokmada olsa paylaş” der. Paylaşımcı olun.
8-Kürdistan dağlarında geleceğiniz, göz nurunuz gerillalarınız, sizin yaşam teminatınız ve güvencenizdir. Her türlü saldırı, katliam, en şiddetli savaşlara karşı nasıl duruş sergilediklerini biliyorsunuz. Sizden aldığımız manevi-maddi güçle tüm zorlukların üstesinden gelmesini bildik ve bileceğiz. Yeter ki yüreğinizin bir köşesinde hep bizleri hissedin ve o bilinçle yaşayın.
Bu ve bunlara benzer birçok görevlerinizin olduğunu bilerek kendinizi ölüm sessizliğinden silkeleyerek, gözlerinizi açmanız, uyanmanız şarttır. Bu sefer gerçekten kazanmanın eşiğindeyiz. Bunun için örgütlenmek, örgütlenmek, örgütlenmek gerekir.
Değerli Maraş, Malatya, Adıyaman ve Antep halkımız 2010 yılı sizle için Önder APO’yu sahiplenme olduğu kadar örgütsüzlüğünüze, zayıflıklarınıza ve kendi düşmanınıza “Êdî Bes e” deme yılı olmalıdır. Sizleri şehitlerinize, emeklerinize ve çabalarınıza doğru sahiplenmeye çağırıyoruz. Bunu yapabilecek güç ve imkanlarınız kesinlikle var. Herkes kadını, genci, çocuğu, yaşlısı, erkeği hepsi özgür geleceğe olan inanç ve umutlarını yeniden tazeleyerek sıradan duruşu terk ederek, izleyiciliği bırakarak saflarını sıkı dokumalıdır. Bu temelde:
ÖZGÜR KÜRDİSTAN DAÐLARINDAKİ binlerce yoldaşımızın en içten sevgi ve selamlarıyla sizleri kucaklıyoruz.
Saygılarımla”


Avrupa’dan dağlara...İbrahim Dolanbay, 1973 yılında Maraş’ın Pazarcık İlçesi’ne bağlı Salman Pek Köyü’nde doğdu. 1989 yılında İsviçre’den Kürt Özgürlük Mücadelesi saflarına katılan Dolanbay, iki yıl Avrupa’da gençlik çalışması yürüttü. 1991 yılında Lübnan’daki Mahsum Korkmaz Akademisi’nde kalan Dolanbay, 1992 yılında Güneybatı Eyaletine geçti. 2009 yılına kadar değişik zamanlarda bölge, alan ve eyalet komutanlığı düzeyinde Amanos, Toroslar, Nurhaklar, Engizekler, Binboğa dağlarında gerillalık yaptı. 24 yıllık mücadele yaşamında birçok defa yaralanan Şiyar Amanos, Amanoslarda Türk devletinin zehirleme girişiminde bulunduğu gerilla grubundan kurtulanlardandı. Zehirlenmenin etkisiyle böbrek, mide, karaciğer ve akciğerlerinde oluşan rahatsızlıklarından dolayı uzun süredir tedavi görüyordu. Dolanbay son olarak “PKK eğitim Ocağı”ndan mezun olmuştu.
Şiyar Amanos (İbrahim Dolanbay), geçirdiği kalp krizi sonucu 7 Eylül 2012 tarihinde Kandil’de yaşamını yitirdi.


ŞİYAR AMANOS