Tarihe geçen "Maraş Katliamı (1978)", Kürt Rêya Heq inanç mensuplarının, devletin Türk-İslam sentezci ırkçı güçleri tarafından hunharca katledilişlerini tanımlar. 21. yüzyılın bu son çeyreğinde gerçekleştirilen etnik, sosoyo-kültürel katliam, 37 yıldan beri her yılın bugünlerinde hep anımsanır. Yoğun çalışmalar sonucu bugüne kadar konu hakkında birçok yazılı, sözlü ve görsel meteryaller açığa çıkarılmıştır. Bütün bunlar yeterli midir? Elbette değildir! 

Zira Maraş ve çevresinin sözlü tarih araştırmaları üzerinde yeteri kadar durulmamıştır! Buradaki Kürt Alevilerinin yani Rêya Heq (Doğruların, hakkın yolu) bağlılarının tarihi, kültürel, folklorik etnik dilsel ve inançsal değerleri noktasında istenilen düzeyde bilimsel araştırmalar yapılmamıştır. İlgili fragmanlar yazıya dökülüp arşivlenip, saklanmamıştır. Sözün uçtuğu, yazının kaldığı bir çağda yaşadığımızı, asla unutmamalıyız!

Antik çağlarda Maraş ve çevresi; Çorum’a 82 km uzaklıkta bulunan Boğazköy (Hattuşaş) başkentli merkezi olan Hint-Avrupa ailesine mensup olduğu sanılan Hititlerle (Hatti) birlikte, MÖ. 2000‘li yıllardan beri tarih yazımına girmiş bir bölgedir. Zira Maraş ve yakın çevresi, Ari soylu Kizzuwatna Vasal (soyluluk ve bağlılığa dayalı feodal yönetim/başka bir ülkeye bağlı) krallığına bağlıydı. MÖ. 12. yüzyıllarda yıkılan bu krallığın yerine, daha sonraları burada M.Ö. 9. yüzyılda Suriye dağ prensliğinin bir başkenti olan Marqasi (Gurgum) Krallığı kuruldu. Bilinen tarihiyle birlikte bölgenin yerli halkı, Kürt klanlarının kökeni olan Hatti ve Mitanilerden oluşmaktaydı. Bölgenin yönetimi sırasıyla Asurlular, Persler, Romalılar, Bizanslılar, Araplar, Selçuklular, Memluklular, Dulkadiroğulları, Osmanlılar ve nihayetinde Türk devletinin idaresine geçmiştir. Maraş ve çevresinin Kürtlerden oluşan demografik yapısı, Selçukilerle başlayarak, daha çok 15. 16. yüzyılda, Osmanlı tarafından Balkanlardan ve Orta Asya'dan getirilen Türkmen-Yörük boylarıyla değiştirilmiştir. Bölge, planlı bir şekilde Türkleştirilmiştir.

Maraş adının etimolojik kökeninin Hititlere dayandığı tahmin edilmektedir. Hitit çivi yazılarında kentin adı "Marasa/Marasin/Marqasi" olarak geçmektedir. Yine dağlık Kilikya’da, Ermenek bölgesinin adı "Marassa" olup, bu isim aynen Bizanslılar tarafından da kullanılmıştır. "Marasin" ve "Marassa" adlarının eşdeğer anlamı "Ma-(u)ra-(a)ssa" yani "Yüce Ma Kenti" tamlamasıyla anılmaktadır. "Ma" adı, Hititlerde de kullanılan Luvi dilinde "Ana" anlamına gelmektedir. 

Buna göre; "Yüce Ma Kenti"; Ana tanrıçaya adanmış bir şehir tapınağını kastetmektedir. Asur kralı II. Sargon zamanında (MÖ.722-705), Asur yazıtlarında Maraj (ş) olarak kaydedilen bu ismin, daha sonraları halk arasında Kurmanci tanımıyla "Mar a aş" yani "Yılanlı Değirmen" olarak anılmıştır. Güney Kürdistan (El-Cezire) ve Suriye’de hüküm sürmüş (890-1004) Hamdaniler; bölgede bulunan siyah yılanlardan dolayı, buraya "Marraş/Mar a Raş" demişlerdir. Yine halk etimolojisi bağlamında Evliya Çelebi (1671), Maraş isminin kaynağını yılanlarla bağlantılı değerlendirir. 

Evliya Çelebi; Newroz mitolojisindeki Dehaq ilintili anlatımlarla, "Ejderha" anlamına gelen "Mar-ı iş" den bozma, "Maraş" olduğunu bellirtir. Kurtuluş savaşından sonra Maraş’a; 7 Şubat 1973'den itibaren TBMM tarafından "Kahramanlık" unvanı verilmiştir. 1978‘deki toplu katliamın ardından diasporaya dağılan katliam mağdurları ve akrabaları kendilerini, "Maraşlı" değil de kayıtlı bulundukları ilçe ve köylerinin adlarıyla tanıtırlar. Bu durum; katliamın, Maraş adıyla özdeş tutularak, ortak hafızalardaki yarattığı travmaların 37 yıldan beri devam ettiğini göstermektedir. 

Son olarak, tarihten bir notla bağlıyalım: Maraş ve benzeri katliamlarla 12 Eylül 1980 Askeri darbesine zemin hazırlayanlar, ülke yönetimini ele geçirdiler. Darbeciler; TBMM’ni ve Atalarının kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi’ni bile kapatılar. Darbeden dört buçuk ay sonra da, yani 17 Ocak 1981 yılında; Maraş’ta halka yaptığı bir konuşmasında Kenan Evren; Muaviye’ye "Haziret" sıfatıyla saygınlık ünvanı vererak, aynen şöyle seslenmekteydi: "(...) Eğer bir zaman gelecek böyle mezheplere ayrılmış Müslüman kişilerin biribirilerinin gırtlağına sarılacaklarını bilselerdi, bilselerdi böyle bir şey olacağını, muhakkak ki; Hazreti Ali ve Hazreti Muaviye biribirileriyle ters düşmezlerdi. Ne bilsinler bir zaman gelecek de böyle olacak...!" diyerek, katliamın nedenlerini 1350 yıl öncesine götürmekteydi. Katliamın sorumluları olarak Ali ve Muaviye çatışmalarını göstermekteydi.