Leyla Güven'lerin başlattığı açlık grevleri dört ayı aştı. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü nedeniyle kadınlar sokakları renklendiriyorlar. Önümüzde Newroz var. Arkasından 31 Mart yerel seçimleri. Ve savaşta, yasakta ve baskılarda ısrar eden AKP. Bir taraf yaşamı şenlendirmeye, yeşertmeye ve özgürleşmeye çalışırken diğer taraf ise yaşamı karatmaya ve ülkeyi karanlıklara gömmeye çalışıyor.
Ortadoğu’yu karanlıklara gömmeye çalışan DAİŞ’in yenilgisi de bu günlere denk geldi. Bilindiği gibi 2010’da başlayan ‘Arap Baharı’ kışa çevrilmişti. Halkların devrimi çalınmış ve emperyalist güçlerle bölge gericiliği el ele vererek demokratik değişimleri engellemişlerdi. Üstüne üstlük DAİŞ ve El Kaide gibi güçler halkların başına bela edilmişti. Özellikle 2014 yazında DAİŞ Irak ve Suriye’de saldırıya başladı. Êzîdî katliamı ve Kürtlere saldırılarla birlikte tüm inançlara, insani ve tarihi birikimlere düşmanlıkta sınır tanınmadı. Ortadoğu büyük bir krizin ve tehdidin ortasında kendisini buldu.
DAİŞ ve Nusra gibi gerici ve faşist güçler özellikle Türk devletinin desteğini aldı. Türk devleti Kürtleri ezmek için her türlü melanetin içine girdi. Dünyada kim olursa olsun yeter ki Kürtlere zarar versin. Türk devletinin sınır tanımaz Kürt düşmanlığı onu bu tercihlere götürdü. DAİŞ Kobanê ile kendisinin yenilgisine giden kapıyı açtı. Dêrazor’un temizlenmesiyle de yenilgisini tamamladı. DAİŞ, Musul’dan Rakka’ya kadar olan elindeki tüm alanları yitirdi.
DAİŞ’in yenilgisi aynı zamanda Erdoğan’ın yenilgisidir. Eğer Rusya Türk ırkçılarına Efrîn’i peşkeş çekmeseydi Türk devleti Suriye’de Cerablus, Bab’ın olduğu köşeye sıkışmış olarak kalacaktı. Ayrıca bugün Kuzey Suriye’yi tehdit edecek cesareti gösteremeyecekti. Türk devleti Suriye’deki ABD, Rusya ve diğer güçlerin arasındaki çelişkilerden yararlanarak Kürt halkına, Suriye’ye ağır bir bedel ödetti.
Erdoğan Güney Kürdistan’ı bombalayıp duruyor. Güney’e dönük işgal hazırlıkları yapıyor. İçeride de Kürtleri ezmeye ve hile, baskılarla seçimi kazanmaya çalışıyor. Tipik bir faşist yönetim karakteri çiziyor. İçeride savaş, dışarıda savaş. AKP MHP iktidarı savaştan besleniyor. Buna rağmen Erdoğan’ı kaybetme korkusu sarmış, Türkiye’nin yarısını terörist ilan edecek kadar kendisinden geçmiştir. Koalisyon olmasın diye başkanlık sistemini dayattı. Şimdi MHP ile koalisyon olmadan adım atamaz hale gelmiş. Ona rağmen seçimi kazanma şansı kalmamıştır. Serbest bir seçim olsa kesinlikle AKP ve MHP kazanamaz. Tüm devlet imkanları utanmazca kullanılıyor. Basın tamamen kontrolünde, buna rağmen Erdoğan meydanlara düşmüş, yırtınıp duruyor. HDP kazansa da zorla elinden alırım, diyor. Kendi yasalarına uymuyor ve hiçbir ahlaki ölçü tanımıyor. CHP ve İYİ Parti’yi de Kandil’den talimat alan partiler kategorisine koydu!
AKP 2002’den beri Türkiye’yi tek başına yönetiyor. Türkiye demokraside, ekonomide, Kürt sorununda çok kötü bir noktaya getirildi. İşsizlik ve pahalılık arttığı için Erdoğan hükümeti şimdi domates patlıcan satacak hale geldi. Halk biraz da ucuza almak için kuyruklara giriyor. Dünyada görülmemiş biçimde her gün Türk ordu personeline karşı da operasyon ve tutuklamalar sürüyor. Sola ve Kürtlere karşı bunlar zaten olağanlaşmıştı. Şimdi düzenli bir biçimde Fethullahçı adı altında ordu tasfiye ve operasyon altındadır.
Görüldüğü gibi Erdoğan güçlenmiyor. Kitle desteği artmıyor. Ekonomik refah yükselmiyor. Demokraside kalite gelişmiyor. AB ile ilişkiler donma noktasında, ABD ile her zamankinden daha kötü. Arap dünyasından Katar sayılmazsa tecrit olmuş durumda. Türkiye’de yanında MHP dışında herhangi bir kesim kalmadı. Kürtler büyük bedeller ödese de Erdoğan’ın maskesini düşürdü. Bütün dünya onun Kürt düşmanı olduğunu gördü. İçeride ve dışarıda inandırıcılığı kalmadı.
Kürtler tüm zorluklara ve ağır baskılara karşı mevzilerini korudular. Dirençleri ve iradeleri kırılamadı. Newroz’a güçlü hazırlıklar yapılır ve kesintisiz bir örgütlenme, meydanları şenlendirmeye devam edilirse 31 Mart finale dönüşür. 8 Mart ve Newroz ruhuyla sürece yüklenilirse sonucu tarihi olacak ve Erdoğan’ı artık kimse kurtaramayacaktır.