9 Ekim günü TC ordusu ve çetelerinin Rojava’ya saldırmasından bugüne geçen saatler ve günler aslında insanlık tarihinin ve gerçekliğinin bir özeti niteliğinde... Neler yok ki..! Katliam, vahşet, direniş, onur, kahramanlık, ihanet, talan, iğrençlik... Sanki bu topraklarda binlerce yıldır yaşananların ifadesi olan Gılgameş, Demirci Kawa, Derwêşê Evdî ve diğer destanlar çağımız koşullarında yeniden yaşanıyor.
Ama bölgemizde yüz yıllardır binbir çeşit sömürgecilik oyunlarıyla boy gösteren kapitalist emperyalist güçler için durum çok daha vahim bir hal almış durumda. Daha birkaç yıl öncesine kadar dahi en vahşi ve kuralsız politikalarını bile bir parça maskeyle örtme gereği duyarlardı. Şimdi buna bile gerek duymadan ve insanı şoke eden bir pişkinlikle konuşup hareket edebiliyorlar. Örneğin ABD başkanı Trump: “Petrolü güvenceye aldık, artık eve dönme zamanı...” ya da “Kürtler harika savaşçılar, para verdik iyi savaştılar, ama melek de değiller, uçakları yok TC’ye boyu eğmekten başka çareleri yok...” mealinde her gün yeni bir “inci”yle varolan tüm maskeleri yırtıp attı. Rusya devlet başkanı Putin ve devlet adamları da her gün Kürtleri TC ordusuyla tehdit ederek, “eğer bize teslim olmazsanız, TC sizi silindir gibi ezecek” anlamında sözler sarf ettiler.
Bunlar böyle dedikçe dizginlerinden iyice boşalan Erdoğan da gürleyip durdu. Yıllardır dünyanın her tarafından topladığı ne kadar kirli, hırsız, çete, vahşi varsa “milli ordu” diye Rojava halklarının üzerine saldı.
21. yüzyılda ileri demokrasi, adalet, eşitlik, bilim-teknoloji çağı, globalleşen dünya vs birçok iddialı sloganın atıldığı yerküremizi adeta avuçlarına hapseden iktidar bloklarının gerçekliği bu..! Ne yazık ki bu kirli çarkı örtbas etmek ve meşrulaştırmak için de bir sürü “uluslararası kuruluş” da harıl harıl çalışıyor.
Kapitalist modernite en çıplak halini yaşıyor! Kral maskesiz ve çırılçıplak! Etrafında da bir sürü soytarı dolanıyor ve herkesi bu rezilliğe alkış tutmaya çağırıyor. “Basın”, “gazeteci”, “haberci”, “analizci” sıfatlarıyla da bir sürü kişi bu durumu son derece “olağan” olarak göstermeye çabalıyor. Durum, bir tarafta acıdan diğer tarafta vahşi zevkten çıkan çığlıkların karıştığı Roma arenalarındaki vahşetten daha dehşet verici. Beride Rojava’da TC’nin fosfor silahlarıyla yanıp kavrulan çocuklar, ötede “bu tür iddialar dile getiriliyor” diyen siyasetçiler, gazeteciler vs... Beride, tüm dünyayı kana ve vahşete boğan vahşi çetelere karşı destansı bir savaş vererek küresel korkuyu yok eden savaşçılar; ötede onunla birlikteymiş gibi hareket edip de sonra bir gün aniden yeni vahşilere yeşil ışık yakıp üstlerine salan maskesiz krallar...
Belli ki dünyamız ve insanlık bir eşiğe gelip dayanmış durumda. İnsanı insan, toplumu toplum yapan temel kültür ve değerlere ölümcül darbeler vurulmak amaçlanıyor. Elbette gözlerini kan ve petrol bürümüş modernistler, bu durumun kendi sonları da demek olduğunu duyumsamayacak kadar kendilerinden geçmişler.
O halde bu temel kültür ve değerlerin sahibi toplumun kendi açısından yeniden iradesini çelikleştirmesinden başkaca hiçbir kurtuluş çaresi görünmüyor. Bu çok zor bir iş, belli! Ama başka da yol yok.
Herşeye rağmen dünya toplumunun ortak hafıza ve vicdanının nabız atışları durmadan atıyor. Bunu Rojava’ya saldırı günlerinde en net biçimde gördük. Dünya ölçeğine göre küçücük bir coğrafyadaki insani trajediyi ve destansı direnişi tüm dünya vicdanı gördü ve kendi yüreğinde hissetti. Hissetmekle kalmadı, bağırdı, haykırdı. Herşeye rağmen vicdanın ve umudun öldürülemeyeceğini gösterdi.
Ama yetmez!
Dünyanın ilerici insanlığını bir araya getiren bu ruh ve değerler, küresel bir örgütlülüğe dönüşmedikçe küresel kapitalist modernistler daha da cüretkar ve acımasız davranacaklardır. Bunların oluşturduğu sahte ve yanılsamalı demokrasi imajı radikal demokrasiye dönüşmedikçe daha da azgınlaşacaklardır. Demokrasi sadece slogan ve söylem değil, direniş ve eylemdir, örgütlü ve iradeli toplumdur. Rojava ve dünyanın her yanındaki toplumsal direnişler, bu mesajı ve gereğini bize en net biçimde veriyor.
Hem de zaman kaybetmeksizin...