“Gözlerinin denizinedir akın

Dağlar güneşe yakın
'Akın var akın'
Gece güneş yakın
Sana zaman yangın, yakın
Denize nehirler akın akın
Mavi Ada adın…”

Çünkü yürek damıtmasının ürünüdür özünde. Şairin ruhu hangi sınırlarda seyrediyorsa dizeleri de ona göre döşenir mısralara. Kimbilir belki de bunların hiçbiri değildir şiir, belki de hepsinin toplamıdır. Herkes şair değildir elbette, ama ruhlarının saklısında tadı yok mudur şiirin?
Örneğin mahpusluk Mehmet Öztaş’ın şairane yüreği onu dört duvarlar arasından alıp ‘Mavi Ada’ya götürüyor.
Şair ‘Mavi Ada’da çehresini efsuni bir tınıya, bazen nazlı bir aya, yıldızlara, yollara ve dağların gizine, gerilla şarkısına, bahar kuşlarına, nisan yağmurlarına, sevginin sunağına, temmuz sıcaklığına dönüyor.
Ve bazen de ateşin yakıcı gerçekliğine, onun küllerine, ayrılığın kaçınılmaz acı duyusuna, yeşile, ölüm ve aşka dönüyor çehresini. Ve nihayetinde yeni doğuşa...
Merak ettiyseniz ‘Mavi Ada’ çehresini duyuralım hemen. Mehmet Öztaş’tır bahsi konu olan. Kadim diyar Riha'nın Wêranşahr ilçesinde başlar Mavi Ada yolcusunun hayat yolculuğu. Öztaş, 2004 yılında tutuplanır. O günden bu yana Mardin, Diyarbakır ardısıra Muş, Adıyaman gibi çeşitli cezaevlerinde kalır. Öztaş'ın cezaevinde yazdığı şiirleri, “Mavi Ada” adıyla J&J yayınlarından okuyucunun karşısına çıkıyor.


FATMA ASLAN