
Mayıs mücadele tarihimizde adeta yerel ve evrensel değerlerin sembol ve simgelerinin harmanlandığı bir aydır. Öncelikle Mayıs ayı “Şehitler ayı”dır. Bu ayın neredeyse her gününe birkaç şehit ismi kazılmıştır. Dolayısıyla en büyük sorgulama, bağlılık ve yaşam gücümüz olan şehitlerle buluşma ayımızdır. Gerek yerel, gerek evrensel olsun Mayıs’ta ifadesini bulan tüm değerler onların eseridir. Mayıs’a damgasını vuran tüm günler insanlığın ve halkımızın tarihini değil sadece, anını ve geleceğini aydınlatan meşale gibidirler ve bu meşaleleri yaşayan en büyük gerçekliğimiz taşır; Şehitler gerçeğimiz...
1 Mayıs’ın temsil ettiği değerler üzerinden dünya sosyalist hareketi ile buluşur, dünya emekçi hareketinin bir parçası olurken, 6 Mayıs ile Türkiye devrimci demokrasi geleneğiyle buluşuruz. PKK’nin manevi dağarcığında en çok Mayıs’ta temsilini bulan değerler göze çarpar. Emek, dayanışma, birlik, enternasyonalizm, özgürlük, halkların kardeşliği ve direniş… Bunlar PKK’nin en temel ilke ve değerleridir.
34. yılına giren özgürlük isyanımız partileşme kararına Mayıs ayında ulaşmıştır. İlk büyük şehidini bu ay içinde veren ve daha grup aşamasında olan özgürlük hareketimiz, bu ilk büyük şehidinin anısına grup olma aşamasını tamamlayarak partileşmeyi gerçekleştirme kararlılığıyla bağlılık göstermiştir. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, “Şehadetini duyduğumda sanki dünya başıma yıkıldı” diyerek anlattığı Haki Karer arkadaş Türkiyeli, Kürdistan’ı hiç görmemiş, Kürtçeyi ve Kürt halkını hiç tanımayan biri olarak Ankara’da oluşan grubun Kürdistan’a taşırılmasına ve özgürlük tohumlarının Kürdistan halkına ekilmesine ilk öncülük eden arkadaştır. Gidilmesi gereken yere ilk giden, yapılması gerekeni ilk gören, gördüğü eksikliği gideren, bulduğu her fırsatı ve imkanı halk için değerlendiren ve bunun için kimseden talimat beklemeyen PKK militanlığının en seçkin örneğidir. Onda sadece bu özellikler değil önderlikte temsilini bulan PKK’liliğin tüm özellikleri bulunmaktadır. Bu yüzden Önder Öcalan onun için “Gizli ruhumdu” demektedir.
Zindanlar halkımızın bu son ve yenilmezliği kanıtlanan isyanının ateşlerinin yakıldığı yerler olmuştur. PKK militanlığı mekan ve zamanla sınırlanamaz bir gerçeklik olduğunu zindanlarda kanıtlamıştır. PKK zindan direnişi ne için yaşanılması ve nasıl ölünmesi konularına ışık tutan en tarihsel eylemlerdendir. Ve “Dörtlerin eylemi” bu tarih içinde bir zirvedir. 18 Mayıs 1982 tarihinde özgürlük mücadelesine altın harflerle kazınan Dörtlerin Eylemi zindan direniş geleneğimizde değil sadece tüm mücadele tarihimizde önemli bir yer tutar:, Ferhat Kurtay, Eşref Anyık, Mahmut Zengin ve Necmi Öner’in Amed zindanında dayatılan teslimiyete ve ihanete karşı bedenlerini ateşe vererek şehit düştükleri bu eylemde anıya ve davaya bağlılığın en katıksızı sergilenmiştir.
Hewlêr kana boyandı…
Halkımızın geçmişin yenilgili tarihinden çıkardığı sonuçlarla en büyük temennisini oluşturan ulusal birlik istemini Özgürlük Hareketi en başından beri olmazsa olmaz bir emir olarak algılamıştır. Halkımızın bu en temel istemine yanıt olmayı görev bellemiştir. Zira Kürdistan tarihinde aydınlık bir sayfa açmak ve bir daha yenilgili tarihin figürleri olmamak için bunun ne anlama geldiğini bilmektedir. Bu temelde en büyük fedakarlıklar, en büyük çabalar ve tabi bu yolda en büyük kayıplar hareketimizde yaşanmıştır. 1983 yılının iki Mayısında güneyli güçler arasındaki çatışmaları sonlandırmak ve ulusal birliği canlandırmak üzere gittiği Kandil’de katledilen Mustafa Karasungur ve İbrahim Bilgin arkadaşların anısı bugün milyonlara mal olmuş ulusal birlik bilincinin harcıdır, mayasıdır.
Kürt egemenlerinin tarihinde ulusun birliği ve dirliği hiçbir zaman dikkate alınmamıştır. İktidarları ve ailesel çıkarlarının kölesi olan Kürt egemenleri yeri geldiğinde bu dar çıkarları için en yakınlarını, zafere yürüyen isyanları, özgürlük isteyen Kürt halkını bir kalemde satmaktan çekinmemiştir. Türkiye KDP’sinin kurucularında Sait Elçi’nin güney Kürdistan’a çağrılarak burada katledilmesi (29 Mayıs 1971) bunun kendini ortaya koyduğu en çarpıcı örneklerdendir. Bu yüzden PKK bu kirli özelliklerini açığa çıkarınca, yani Kürtlüğü ellerinden alınca en büyük düşman bu güçler olmuşlardır. 1979’un 19 Mayısında Halil Çavgun’u katleden zihniyet ve gelenek bu işbirlikçi ve ihanetçi gelenektir. Ancak burayla sınırlı kalmamıştır. Adeta Kürdistan’ın tüm dokularına sirayet eden bu uğursuz ruh her adımda PKK’nin karşısına dikilmiştir.
1997 yılı hareketimiz açısından yoğun geçen bir yıldı. Çok yönlü, bölgesel ve uluslararası güçlerin de içinde yer aldığı komple bir saldırı söz konusuydu. Parça parça ve eşzamanlı operasyonlarla hareketimizin tasfiyesi amaçlanıyordu. Bir yıl önce Önderliğe karşı amacına ulaşmayan bir bombalı suikast gerçekleştirilmişti. Bununla startı verilen saldırı konsepti son sürat yürütülüyordu. Gerilla başta olmak üzere halkımızın bulunduğu hareketimizin örgütlendiği her alana saldırılar gerçekleşiyordu. Türk devleti 14 Mayıs’ta Güney Kürdistan’ı kapsayan bir operasyon başlatmıştı, çatışmalar son hız sürüyor her iki tarafta da kayıplar ve yaralıların sayısı yüzlerle ifade ediliyordu. KDP ve YNK operasyon öncesinde Özgürlük Hareketine ve kamuoyuna operasyonda Türk devletiyle birlikte hareket etmeyecekleri, tarafsız kalacakları yönünde beyanatlarda bulunmuştu. Ama KDP, Türk ordusunun başlattığı operasyonla eşzamanlı olarak Hewlêr Katliamına girişti.
Yürütülen görüşmeler temelinde Hewlêr’de faaliyet yürütmesi kabul edilen hareketimizin tüm kurumları basıldı, taraftarları ve sempatizanları tutuklandı. Büyük bir barbarlık temelinde çoğu sakat, yaralı, hasta ve gazilerden oluşan 52 kişi katledildi. Katledilenlerin çoğu ayağa dahi kalkamayacak durumdaki yaralı ve hasta gerillalardı. Üç kişi dışında saldırıda gözaltına alınan tüm kadro ve yurtseverler infaz edildi. On kişiden ise hiçbir zaman haber alınamadı.
Kürt tarihinde değil, dünya halklarının hiçbirinin tarihinde rastlanamayacak türden bir vahşet ve barbarlığın sergilendiği 16 Mayıs 1997 tarihi Kürt işbirlikçiliğinin ve ihanetinin neler yapabileceği konusunda acılı ve büyük bir ders olarak tarihe geçti.
Gelecek iddiası tarih bilinci üzerinden şekillenir. Kürt tarihine kapkara bir leke olarak geçen bu olay, üzeri örtülerek, eleştirisi ve özeleştirisi yapılmayarak geçilebilecek bir olay değildir. Kürtler arası birlik ve dayanışmanın da aydınlatılmamış ve hesabı verilmemiş katliamlara rağmen gerçekleştirilemeyeceği bilinmek durumundadır. Mayıs bir de bu yanıyla tarihe not düşülmesi ve özgürlük yürüyüşüne nakşedilmesi gereken izler taşır.
Deniz, Hüseyin, Yusuf…
PKK, 1970-80 arası zirveleşen Türkiye devrimci demokrasi hareketinin içinden Marksist geleneğe bağlı sosyalist bir hareket olarak doğmuştur. Türkiye devrimci demokrasi hareketiyle eşit, özgür temelde birlikteliğin arayışı içinde olmuş ve kardeş halkların mücadelelerine her zaman duyarlılığını korumuştur. Bu anlamıyla Mayıs ayı içinde gerçekleşen Türkiye devrimci hareketinin önderlerinden Deniz Gezmiş, Yusuf aslan ve Hüseyin İnan’ın darağacında, İbrahim Kaypakkaya’nın Amed zindanında işkencede, Sinan Cemgil, Alpaslan Özdoğan ve Kadir Manga’nın Nurhak dağlarında çatışmada katledilişlerini her zaman bir direniş ve yaşam gerekçesi olarak algılamış, bunu kendi militanlığının en temel sorumluluklarından biri olarak bellemiştir.
Türkiye devrimci gençlik hareketinin bu yiğit öncüleri Önderliğimizin yanından alınıp idama götürülmüşlerdir. Anılarına bağlılık önderliksel çıkışımızda en etkili ilkelerden biri olmuştur. Önderliğimiz bu yiğit kişiliklerin idamlarının her yıldönümüne kapsamlı değerlendirmeler temelinde sahiplenirken, anılarını büyük bir gururla PKK’nin tarihsel dayanakları olarak tanımlamıştır. Onlarda temsilini bulan değerleri PKK militanlığında yaşatmayı bir görev olarak ele alırken, Türk ve Kürt halkları arasındaki ilişkiyi onlarda temsilini bulan değerler temelinde gerçekleştirmeyi hedef olarak koymuştur.
Onlar sıradan insanlar değillerdi. Bulundukları coğrafyada, sahip oldukları sınırlı donanım ve imkanlar dahilinde değerlendirildiklerinde büyük özgürlük, eşitlik ve bağımsızlık savaşçıları oldukları rahatlıkla görülecektir. Son derece sınırlı olanaklar temelinde özgürlük değerlerine büyük bir tutkuyla sahiplendiler. Amatör ama adanmışlıklarıyla tam bir Ortadoğuluydu onlar. Reel sosyalizmden etkilenmekle birlikte 68 kuşağının tüm isyankarlığıyla doluydular ve devletçi seçeneklere hep şüpheyle yaklaştılar. Bu nedenle hep eleştirel oldular ve kayıtsız şartsız reel sosyalizm destekçiliğine hep tavır aldılar. Bu nedenledir ki sınırlı olsa ve 12 Eylül ile birlikte büyük bir tasfiyeyi yaşasa da sosyalizm öğretisi ilk kez Ortadoğu topraklarında onlarla halklaşmayı yaşadı. Grupçuluk ve dar çıkarcılık onların mekanına hiç uğramadı. Birlik ve dayanışmayı sosyalizmin en temel ilkesi olarak yaşamlarının son anına kadar korudular. Devrimci radikalizm onlarda temsilini buldu ve halklarımız arasında özgür, eşit birlikteliği darağaçlarına giderken bile haykırmaktan geri durmadılar. Tutarlı anti tekelcilikleriyle, gerçek barışçı kişilikleriyle ve demokrasiye bağlılıklarıyla halklarımız arasındaki birliğin ilkelerini ortaya koydular. Eylemlerinde ve kişiliklerinde temsilini bulan bu üç ilke halklarımız arasındaki birlik, dayanışma ve mücadelenin de bugün de esaslarını oluşturmaktadır.
PKK, 12 Eylül darbesiyle büyük bir darbe alan Türkiye devrimci demokrasi hareketinin yarattığı değerlerin günümüze kadar taşıyıcısı olmakla kalmamış, bu değerleri büyütmüş, pratikleştirmiş ve Kürt halkının yeni toplumsallaşmasında bir yaşam kültürüne çevirmeyi bilmiştir. Bu yanıyla gerek 1 Mayıs’ta temsilini bulan, gerek Türkiye devrimci demokrasi hareketinin açığa çıkardığı değerlerin en büyük temsil gücüdür. Sadece temsil gücü de değil Türkiye demokrasi dinamiklerinin en büyük dayanağıdır. Orhan Yılmazkaya bunu gören ve hakkını vermek isteyen Türk halkının yiğit evlatlarının direniş geleneğinde en son halkadır.
Büyük suikast
1996 yılında Şam yakınlarındaki çiftlik evinde Önder Öcalan’a karşı girişilen bombalı suikast girişiminin zamanlaması tesadüf olmayacak kadar bilinçli bir seçime işaret ediyordu. 6 Mayıs…
Düşman güçler PKK’nin dayandığı tarihsel mirası iyi biliyordu. 12 Eylül 80 darbesiyle Türkiye ayağı tasfiye edilen direniş damarının Kürdistan ayağı kırılmak isteniyordu. Bu saldırıda uluslararası ve bölgesel tüm gerici güçler yer alıyordu. Yetmezmiş gibi Kürt işbirlikçiliği de devreye konulmuştu. Kürt Özgürlük Hareketi Önderliğimiz şahsında bitirilmek istenirken Denizlerin idam edildiği 6 Mayıs tarihi seçilmişti.
Eğer PKK’de süren direniş geleneği çökertilemezse bunun er geç Türkiye’de kesilen direniş damarını da dirilteceği ve ayağa kaldıracağı korkusu o süreçte olduğu kadar günümüzde de Türkiye gericiliğinin en büyük korkusunu oluşturmaktadır. Nitekim günümüzde Kürt Özgürlük Hareketi ile Türkiye demokrasi dinamiklerinin buluşturulmaması devlet ve iktidar güçlerinin önemli uğraşlarından birini oluşturmaktadır. Günümüze kadar bunun amansız mücadelesini verdiklerini ve önemli ölçüde başarılı olduklarını da belirtmek gerekir. İçine girdiğimiz süreçte Türkiye demokrasi dinamikleriyle doğru ilişkilenme, güç verme, ayağa kaldırma ve irade kazanmalarına katkı sunma Denizlerin anılarına doğru bağlılığın gereği olduğu kadar, halklarımızın demokrasi mücadelesinin başarıya götürülmesi için de temel bir görev olmaktadır.
90’larda yıkılan reel sosyalizmle başlayan yenilgi, yılgınlık ve teslimiyet koşullarında PKK dünya emekçi halklarının onur abidesi gibidir. Yaratıcı, bağımsız, direngen ve özgürlükçü yaklaşımıyla devletçi olmayan, demokratik sosyalizmin büyüyen nehridir. 1977’den bu yana üzerindeki tüm baskı, kuşatma ve komplo girişimlerine karşın “Sosyalizmde ısrar insan olmada ısrardır” sloganıyla kesintisiz bir mücadelenin sahibi ve gelenekle gelecek arasındaki en sağlam köprüdür.
Yenilenme ve toparlanma doğrultusunda gelişme içine giren dünya demokrasi ve özgürlük güçleri içinde Marksizmi ve onun ulusal kurtuluşçu yorumunu en iyi okuyan PKK olmuştur. 34 yıllık parti öncülüğünde sürekli yenilenen, sürekli büyüyen, evrensel-yerel dengesini kendi özgünlüğünde en fazla gözeten bu temelde kesintisiz direnen tek harekettir.
Mayıs’ın sembolize ettiği değerler
1993 ile başlayan yeni paradigma arayışında bugün itibariyle ulaştığı düzey dünya demokrasi güçlerine ışık tutacak niteliktedir. Devletçi sosyalizmin ve ona kaynaklık eden yöntem, tarih, toplum, devlet, ulus, UKKTH, kadın, sınıf, ekonomi, devrim ve devrimcilik, uygarlık ve modernite gibi konularda getirdiği yeni yorumlarıyla Önderlik gerçeği ve parti örgütlenmesi her zamankinden daha fazla evrensel nitelik kazanmış ve bu özelliğiyle Kürt sorununun olduğu kadar bölgemiz Ortadoğu’nun da sınırlarını aşmıştır.
Marksist gelenekten gelen PKK ulaştığı yeni düzey itibariyle Marksizmi önemli eleştiriler temelinde aşmıştır. İnkar etmemiştir, aşmıştır. Bu önemli bir ayrım noktasıdır. 90’lardan itibaren kesintiye uğrayan sosyalist mücadele geleneğinin sürdürülmesinde ve yenilenmesinde en dikkate değer mücadele gücüdür.
Bu özellikleri yanında Ortadoğulu olması, sosyalizmi yenileyip güncelleyerek bir alternatif moderniteye ve emekçilerin yeni mücadele stratejisine dönüştürmesi yine bunu uluslaşma sürecini yaşayan Kürt halkının kültürüne içermesi, PKK’yi Demokratik Sosyalizm mücadelesinin öncülük misyonuna en uygun hareket haline getirmiştir. Kürt halkı PKK ve Önder Abdullah Öcalan’ın öncülüğünde atacağı adımlarla Ortadoğu’yu, Ortadoğu üzerinden dünyayı en büyük etkilemeye aday halk durumundadır. ABD öncülüklü sistemin yoğunlaşan saldırganlığı kadar, bölge gericiliğinin ittifaklaşma temelinde PKK’ye yönelmesinin ardında bundan duyulan korku vardır.
Mayıs bu temelde anlamlandırıldığında gelecek yıllarda Kürt halkının Türkiye, bölge ve dünya emekçi insanlığıyla birlik-dayanışma ve mücadele bilincini daha derinden duyumsayacağı, daha fazla sahiplenerek geliştireceği, dünya demokrasi mücadelesine kendi özgün renkleri kadar Ortadoğu’nun renklerini daha fazla katacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.
Mayıs’ın sembolize ettiği değerleri temsil etmek, halklaştırmak ve başarıya götürmek doğru tarih bilinci ve hangi tarihsel değerlere bağlıyız sorusuna doğru yanıt vermekle mümkündür. Şehitlerin ve Önderliğin doğru yoldaşı olmak, halkımızın demokratik uluslaşmasını bu değerler temelinde geliştirmek, militanlığımızı bu temelde ele alarak 4. Dönemi kazandıracak direniş tarzını ortaya çıkarmak her zamankinden daha belirleyicidir.
Bu anlamda Mayıs’ın sembolize ettiği değerler bizi özgürlükle buluşturacak değerlerdir diyor anıları önünde başarı ve zafer sözümüzü yineliyoruz…
ERDAL ERGİN