
Kandil Dağı’nda bir gerilla kampındayım. Kandil bu günlerde bir başka güzel. Bahar tüm görkemiyle gelmiş buralara. Her yer yeşile, sarıya, kırmızıya, mora boyanmış. Sık sık seyre dalmaktan kendimi alamıyorum. Evet, şimdi de akşam oluyor ve hava yavaş yavaş kararıyor. Öyle bir nokta geliyor ki ne aydınlık ne de karanlık. Hava tam kararacak derken ay, karanlığı yırtmaya çalışırcasına usul usul göstermeye başlıyor şavkını. Bende yüzümde serin rüzgarı hissederek dalıyorum bu manzarayı izlemeye. İlk defa görüyormuşum gibi bir duyguyla bütünleştiğim bu manzara beni de çekiyor içine.
Ama birden bir gerillanın sesiyle ilgi alanım değişiveriyor. Bir gerilla, “İnanamıyorum aylardır bu dağlarda çay içiyorum” diyor. Kafamı çeviriyorum, az ileride iki genç gerilla karşılıklı sohbet ediyorlar.
Sesin sahibi gerilla konuşmaya devam ediyor, “Dağa gelmeden önce gerillaya ilişkin her türlü şeyi merak ederdim. Arkadaşlar nasıl yaşıyor, ne yiyor, ne içiyor, nasıl mücadele ediyorlardı? Bu konuda ayrıntıları bilmek istiyordum ve buna ilişkin yapılan programları izlerdim. Ama şimdi ben de bir gerillayım ve şu anda ay ışığının altında dağların kucağındayım” diyor.
‘Oğlum iyi ki katılmışsın’
İki gerillanın sohbeti derinleşerek devam ediyor. Birbirlerine nasıl katıldıklarını ve neler yaşadıklarını anlatıyorlar. Bende pür dikkat onları dinliyorum. Tartışmaları oldukça sıcak ve renkli… Diğer gerilla gençliğin günümüzde yaşadığı sorunlara değiniyor. Ve sonra sözü babasına getiriyor, “Geçenlerde Newroz’da babamla karşılaştım. Babam bana ‘oğlum iyi ki katılmışsın. Bende genç olsaydım senin gibi gerillaya katılırdım’ dedi. Biz gerillaya katıldığımız için çok şanslıyız” diye tamamlıyor sözlerini.
Ve heyecan ve coşkusuyla ilgimi manzaradan sohbete çeken gerilla, “Aslında ben tıpkı Halil Dağ gibi dağ sinemasını geliştirmeyi çok isterim. Gerillayı ve bu dağların görkemini sanatla taşımak insanlarımıza bir de sanatçı anlatmak isterim. Acısını, güzelliğini, görkemini, mücadelesini bir gerillanın gözüyle sinemaya taşımak isterim. Ama bunun için önce daha fazla bütünleşmeli, bu mücadelenin tam bir parçası olmalıyım” diyor. Arkadaşı moral veriyor ona ve “Elbette yapabilirsin yeter ki sen iste. Hem böylelikle çok güzel şeyler katarsın bu mücadeleye. Zaten Önderimizde bizi bir sanatçı inceliğiyle bir araya getirip mücadele ettirmedi mi? Bunu neden sanatla tanıtmayalım. İlk adımı atmış ve katılmışsın. Her gün daha da fazla bütünleşecek ve anlatmak istediğin gerilla ve mücadeleye sen de bir şeyler katacaksın” diye yanıtlıyor.
Yaşamı birlikte kuruyorlar
Dayanamıyor bu genç gerillaların yanına gidiyorum ve onları tanımaya çalışıyorum. İkisinin de ismi Mazlum. Dağlarda bu gün buluşmuş yolları. Mazlum Lice bu misafiri olduğum bu gerilla kampının bir üyesi. Mazlum Karakoçan ise bu gün gelmiş bu kampa ve birkaç gün sonra başka bir gerilla alanına geçecek.
Mazlum Lice, Amed’de dünyaya gelmiş ve ailesinin ekonomik durumundan ve Türk devletinin baskılarından dolayı ilkokuldan sonra devam etmemiş okuluna. Devletin eğitim politikalarından dolayı bunu bir kayıp olarak görmüyor. 2011 yılında Amed’den katılmış ve 2013 yılında gerilla güçlerinin Kuzey alanlarından çekilmesi sonucu Medya Savunma Alanları’na gelmiş. 2 yıldır da Güney Kürdistan dağlarında gerillalık yapıyor.
Mazlum Karakoçan İstanbul’dan katılmış ve Dêrsimli bir Alevi… Üniversite’de sinemacılık bölümünde okuyormuş. Sinemayı çok seviyor. Fakat DAİŞ çetelerinin Kobanê’ye saldırıları başlayınca halkını savunmak üzere Rojava’ya geçmiş ve YPG güçlerine katılmış. Birkaç ay sonra yönünü gerillalığı en iyi yaşayacağını düşündüğü Kürdistan dağlarına çevirmiş.
İki genç gerillanın sohbeti, iddiaları, hayalleri ve ikisinin de isminin Mazlum olması etkiliyor ve düşündürüyor beni. Hangi sosyal, kültürel, inançsal kesimden olursa olsun Kürt gençleri dağlara çeviriyorlar yönlerini; birlikte kuruyorlar yaşamı, birlikte mücadele yürütüyorlar. Mazlum Lice ve Mazlum Karakoçan farklı sosyal kesimlerden de olsalar kapitalist ve ulus devletçi sistemin ezilenleri, mazlumlarıdır. Ama onlar Mazlum Doğan gibi büyük bir devrimci olmak ve mazlumların yaralarını sarmak için Kürt Özgürlük Hareketine katılıp isimlerini Mazlum olarak belirlemişler. Ve sohbetimizin sonunda “Bu dağlarda daha bizim gibi nice fedai Mazlumlar var” diyerek gülüşerek ayrılıyorlar yanımdan.
BÊRÎTAN SARYA