Politik doğruculuk adına böyle bir başlığı niye uydurduğumu ve kendi uydurduğumu niye tırnak içine aldığımı söyleyerek başlayım. Önce en gereksiz açıklamayla: Siyasette ve hayatın her alanında kadınlar olmalıdır, çoğalmalıdır ve tüm eşit haklardan yararlanmalıdır, nokta. Şimdi gelelim zurnanın zırt dediği yere: Seçilmiş bir milletvekili olarak mecliste yer alan kadınlar ne yapar? Kendi politik görüşleriyle mi ordadırlar, yoksa biat ettikleri başkanlarının borazanlarını öttürmek, gittikçe erkekleşerek, önce insanlıktan sonra kadınlıktan çıkarak mı var olurlar?

Bu soruyu biraz açacağım elbette. İçim çok elvermedi ama en son “mecliste kadın kavgası” diyerek yandaş medyanın elini ovuşturduğu görüntüleri izledim, birkaç kere hem de. AKP’li kadın milletvekilleriyle CHP’li kadınlar arasında kavga çıktı haberlerinin aslı astarı yok. Ak tolgalı Gökçen Enç Allah yarattı demeden girişmiş. Hem de öyle böyle değil. Arkasında birkaç göbekli adam mukayyet olmaya çalışıyor ayaklarında kolundan falan çekiştiriyorlar, herhalde o sırada boynu zedelenmiş, yürüyemez hale gelmiş olmalı ki, hop hemen tekerlekli sandalyeye almışlar, içinde bulunduğu boyunduruk yetmemiş bir de boğazına takmışlar, bir adam onu meclisten çıkarıyor. Geride kalanlara bakıyoruz. Pervin Buldan göğsüne, Şafak Pavey protez bacağına darbe almış, Melike Basmacı hastanelik olmuş. Ama pek büyük milletin daha da büyük meclisindeki Zeyna’sı en mağdur. Niye? Çünkü o “Ak Devrim”e inanan bir “Ak Partili!”

İzlerken ben utandım ama Enç’de tık yok, doğrusu utançtı mahcubiyetti artık bunları kimseden bekleyecek halim de yok. Antalya’nın bağrından kopma, “Ak Partili” bir kadın kahraman olarak şimdiden 11 günlük raporuyla yayılmış, uçan tekmesiyle nam salmış, büyük ihtimal tebrikleri kabul ediyordur. Biz gelelim kendi mevzumuza: Bu erkek gibi kadınlık halleri aslında ne çok yakışıyor değil mi bizim topluma? Çünkü biz kadının kahkaha atanını, hamile halde spor yapanını, şort giyenini, ne zaman doğurup doğurmayacağına karar verenini, dekoltesi ve mizahıyla dikkat çekenini, iş yerinde öne çıkanını, bir Kürt gazetesinde köşe yazanını, aktif olarak herhangi bir azınlık tarafında yer alanını, sözünü sakınmadan konuşanını falan sevmeyiz. Onun yerine seçeneklerimiz bol nasılsa. Kendine mutlaka bir lider seçenini, ona göre hizalanıp uygun adım gidenini takip edin, bir sürü “erkek gibi kadın” milletvekiline rastlarsınız.

Meclisteki bu rezaleti izledikten sonra Trump’a karşı söz alan Amerikalı feminist Angela Davis’in konuşmasını izledim. Gelin azıcık da ona kulak verelim de, içimize su serpilsin: “Kendimizi kolektif direnişe adıyoruz. Mortgage rantçısı milyarderlere ve soylulaştırmacılara karşı direniş. Sağlık hizmeti rantçılarına karşı direniş. Müslümanlara ve göçmenlere yönelik saldırılara karşı direniş. Engelli insanlara yönelik saldırılara karşı direniş. Cezaevi endüstri kompleksi yoluyla ve polis eliyle uygulanan devlet şiddetine karşı direniş. Başta beyaz olmayan trans kadınlara yönelik olmak üzere, kurumsal ve mahrem toplumsal cinsiyet şiddetine karşı direniş.”

Davis’in konuşması bu minvalde uzayıp gidiyor. Ama onun sözlerini duyunca buna benzer haklardan ve direnişten bahseden, bizzat politikanın içinde olan, kendi özgürlük ve eşitlik hakkını halkı için de kazanmak için siyaset yapan HDP’li milletvekilleri geldi aklıma. Ne yalan söyleyeyim o zaman dedim ki içimden; kadınlar ve şiddet yan yana gelince eskiden ağzımı yüzümü eğerdim. Taa ki Sabahat Tuncel bir gün kendisine engel olmaya kalkan polise tokadı yapıştırana kadar! İşte o tokadı sen iktidarı temsil edene atabiliyorsan kardeşim atacaksın. Biat değil tokat demenin cinsiyeti olmaz çünkü. Yok eğer arkana bir grup göbekli adam alıp, tekmeyi bir başka kadına koyacaksan, tekerlekli sandalyeni de ittirip gerim gerim gerineceksen senin adın kadın olmaz, meclis kadını olur ki, bu laf da hiçbir pozitif ayrımcılık gözetmeden bütün çağrışımlara açıktır.

Seksenlerden bu yana feminist hareketi izlemiş, kadınların politik mücadelesinin az çok takipçisi ve zaman zaman eylemcisi zaman zaman emekçisi olarak diyorum ki; sizinki kadınlık falan değil, olsa olsa erkekliğin kötü bir kopyası. Yazıklar olsun!