Halkın gerçekleri öğrenmesinden korktukları için, basın özgürlüğü, tarih boyunca baskıcı sistemlerde hep ilk kısıtlanan alan olmuştur. Bu ülkede durum öyle bir hal aldı ki; Artık ülke dışında da gazeteciler engelleniyor, taciz ediliyor, dövülüyor, darp ediliyor. Hükümetin basın özgürlüğü ve demokrasi dışı uygulamaları artık Amerika’larda bizzat Obama tarafından kamuoyuna açık bir şekilde eleştiriliyor.
Tüm muhalif kesim baskı altında. Tutuklanan akademisyenler, gazeteciler geride kalanları susturma, gözdağı ve sindirme amaçlıdır. Toplumsal muhalefetin tümüne karşı psikolojik bir harekat yürütülüyor. Muhalefeti bitirmek ve ona destek veren herkesin sesini kısmak amacıyla yapılıyor herşey. Günümüzde de hükümet halihazırdaki yasaları, gazeteciler, aydınlar ve muhalif olan herkesi susturma ve bastırma silahı olarak kullanıyor. Bu yetmezmiş gibi yeni kısıtlamalarla kendi dışındaki herkesi düşman ilan edecek yasalar, yasaklar peşinde. Özgür Basın üzerindeki baskılar hiç eksik olmadı. Bu tür uygulamalar günlük yaşamın bir parçası haline geldi. Aydının, yazarın, gazetecinin işi; öğrendiklerini, bildiklerini kendi meşrebince topluma sunmaktır. Bu etkinliklerin oluşabilmesi her tür dezenformasyon ve yasaklardan arındırılmış özgür bir ortamla mümkündür.
***
Türkiye’de gerçek anlamda demokratikleşme sürecini tamamlayamamış olan toplum yapısı, yurttaşlık bilincinin yerleşmesini engellemekte ve birkaç muhalif duruşun dışında medyanın kamu hizmeti görevini gözardı etmesine neden olmaktadır. Sosyal sorumluluk anlayışını rafa kaldırıp yurttaşların en doğal hakkı olan doğru ve eksiksiz bilgilendirilme hakkını kendi eliyle ihlal eden bu medyanın demokratikliğinden bahsetmek zaten mümkün değildir. Medya bir propaganda aracı olarak kullanılırken, halka kirlenmiş, yalanlarla zehirlenmiş, çarpıtılmış haberler sunuldu hep. Yıllarca devlet eliyle paranoyalarla, önyargılarla beslendi bu halk. Herkesin ona düşman olduğu, onu yok etmeye çalıştığı ezberletildi. Medyada ayrıştırıcı ve ötekileştirici bir dil kullanılmadan siyasi bir argüman oluşturmak ya da bir haber yapmak bu ülkede neredeyse mümkün olmadı. Dürüst ve vicdanlı bir dil kullanmak yerine çıkarcı ve saldırgan bir dille konuşmak daha kolay geldi onlara.
Bazı gerçek bilgileri ve gözlemleri yanlış yorumlar ve yalanlarla karıştırmak veya gerçek bilginin sadece bir kısmını vererek yanlış yorumlarla bilgiyi dağıtmak, yaygın dezenformasyon taktiklerinden oldu hep bu ülkede.
Eğer hedef kitle bu tip kontrolden etkilenebilecekse uygulanan diğer bir teknik, gerçeklerin gizlenmesi veya sansürlemedir. Eğer bilgi alma kanalları tamamen kapatılmadan bırakılabilirse, bu kısıtlı bilgilerin yalanlarla doldurulabilmesi ve hasmın kolayca ispatlanamaz birçok iddialar ile birlikte kuşkulu bir halde bırakılabilmesi mümkündür. “Eğer bir ülkede kendi insanlarını kandıran bir medya varsa, o ülkenin başka bir düşmana ihtiyacı yoktur” diyor M. Lidan
Gerçekten hayata bir nefes aldırılmak isteniyorsa, medyanın bu çarpıtmaları, yalan-dolanları bırakması gerekiyor. Medya, çatışmaları meşrulaştıran, olağanlaştıran söylemini terk etmeli, barış dilini, ahlakın ve değerlerini oluşturmada sorumluluk üstlenmelidir.