Popüler kültür üzerine esaslı bir literatür oluşmuş bulunmaktadır. Toplum üzerine düşünen ve yazan insanların bu konuda, akademik veya değil, ürün vermesi kaçınılmazdır. Çünkü popüler kültür bütün gezegeni sarmaya eğilimli, en azından modern dönem diyebileceğimiz zamanlar için, genel kültürel atmosferin adıdır.
Her gün sayısız dolayımla yeniden üretilen, çeşitlenen, akla gelebilecek her tür yazılı, görsel, sözel, sessel araçla sürekliliğine ve çeşitliliğine her birimizin bir ölçüde katkı sunduğu popüler kültürü, hem bir öcü gibi görür hem de bu öcüyü her gün besleriz.
İlgili bulunduğum iki alandan, müzik ve mimarlık dünyasından birkaç örnekle bu görüşümü açmaya çalışayım;
Bilindiği gibi kayıt teknolojilerinin gelişimi, müziği, üretildiği yerlerden çok ötelere taşımıştır. Bir zamanlar bir senfoni orkestrasını dinlemek bir avuç imtiyazlı soylunun lüksüydü, hatırlanırsa eğer. Bu devrimsel gelişme, dünya üzerindeki sayısız müzik türünü neredeyse hepimiz için ulaşılabilir kılmış, muazzam bir insanlık birikimiyle tanışmamızı sağlamıştır.
Ama elbette bu durum devasa bir endüstriyi de doğurmuştur. Daha doğrusu bunlar birbirini besleyen süreçler olmuştur denebilir. Arz-talep mekanizmaları içinde, modern endüstriyel toplumun „olağan“ işleyişleri içinde…
İnsanevladı eski çağlardan bu yana kült üreten, ikonlar yaratan, popüler figürler yaratan bir varlık. Kitlesel boyutlar kazanan müzik dünyası da giderek küreselleşen, iletişim imkanları dev boyutlara ulaşan bir çağda, doğal olarak kendi ikonlarını, kültlerini doğurmuştur.
Biz karşısında olalım ya da olmayalım, Muhammed Ali Clay popüler bir figürdür, Madonna öyledir. En kutsal, en ruhani diyebileceğimiz figürler dahi öyledir. Che öyledir. Pele öyledir. Gandhi, Ayşe Şan ya da Arafat… Örnekler çoğaltılabilir.
Endüstri de popüler ikonlar üretmek durumundadır. Amaç elbette kar elde etmektir. Evet ama sermaye de ölü bir alana yatırım yapmamaktadır. İnsanevladında var olduğunu bildiği bir ihtiyaca, bir haslete oynadığını bilmektedir.
Hangimiz sevdiği bir sanatçıya, siyasetçiye ya da yazara dair bir hatıraya sahip olmak istemez? Ya da CD satın almaz, kaset çoğaltmaz, fotoğraf çekmez? Koleksiyon yapmaz? Paris’e gidenlerimiz Eiffel Kulesini görmek isterler. Bir popüler kültür abidesi olduğunu biliriz ama o deneyimin dışında kalmak da istemeyiz. New York’a, İstanbul’a ya da Diyarbakır’a gidenlerimiz aynı ritüelleri yerine getirir, aynı yerlerde fotoğraf çektiririz. Çünkü popüler kültür bir insanlık durumudur, hepimizi içine çeker. Karşı olanlarımız üzerinde bile, karşısında olmakla konumladığı için, belirleyicidir.
Bunu bir eziyet ya da suç gibi yaşamak zorunda da değiliz. Popüler kelimesinin „halka ait“ olma gibi bir kökenden geldiğini unutmamalıyız. Sözlü ve yazılı kültür üzerine çok değerli çalışmalar yapmış olan Walter J. Ong’un belirttiği gibi „pek çok terim çekirdeğinden çıkıp daha geniş bir anlam kazanmış olsa bile her kavram ilelebet etimolojisine bağlıdır“.
Popüler kültür, McDonalds’ı kapsar ama flamenkoyu da kapsar. Serdar Ortaç’ı da kapsar ama Bülent Ortaçgil’in yaptığı da popüler bir müziktir. Koca bir sinema sanatını da kapsar bugün tarihe mal olduğunu düşündüğümüz, en klasik en üstün bulduğumuz bir Mozart’ı ya da Seyid Rıza’yı da kapsar. Bu çelişki ya da çeşitlilik onun doğasında vardır.
Toplum homojen değildir çünkü. Çeşitli üretimlerle çeşitli talepler arasında uzlaşmalar, konsensüsler vardır. Kimse şakağına silah dayandığı için Tarkan dinlemiyor. Tarkan popüler bir müzik üreten popüler bir figür olduğu için dinliyor. Tarkan ya da bir başkası, oyunu kuralına göre oynamaya çalışan, başarısı bu oranda olabilecek olan bir aktördür sadece. Ama onu dinleyenler de bu sürecin bir aktörüdür. Her türlü kültürel üretim bir toplumsallığın içinde var olabilir çünkü.
Bunu biraz daha açarsak; herhangi bir popüler üretim, çok sayıda aktörün rolü bulunan bir şeydir. Evlerimizi sadece mimarlar üretmez. Sokakları sadece şehir plancıları ya da mühendisler var etmez. Bir konserin gerçekleşmesi sadece müzisyene bağlı değildir. Çok sayıda aktör bu süreçlerde rol oynar ve sonuçta ortaya çıkan ürünü belirler.
Bence önemli olan rolünün farkına varmak ve buna değer vermek, değer katmaktır. Herhangi bir sürecin dışında kalarak o süreç yönlendirilemez. Hele büyük toplumsal dalgaların ya da uzlaşmaların dışından geliştirilecek bir eleştirinin bir hükmü yoktur. Modern dünya onun dışından bir yerden kavransa bile değiştirilemez. Futbol bir vakıadır, bir insanlık durumudur. Yalnız endüstri böyle istediği için değil;  böyle olduğu için bir endüstrisi vardır aynı zamanda. Dışında ya da uzağında kalmanız futbolu önemsiz kılmaz.
Popüler kültür kavramının tüm bu çelişik boyutlarıyla bir arada kavranmasının daha dinamik, daha esnek pozisyonlara imkan verip siyasetten edebiyata, müzikten mimariye her alanda daha çoğul okumalara ve üretimlere yol açacağını söyleyebiliriz.
* Müzisyen-mimar