“Ben dönerken o döner, içimdeki güneşe yanarım!” Her insanın içinde bir güneş vardır. Önemli olan onu bulup çıkarabilmek ve ışıklarını harlandırıp güçlendirebilmektir. İçimizdeki güneşi bulabilmek gerçekten çok zor. En derin noktamıza gizlenmiştir. Çünkü dört tarafımız puşt zulası. Her yanımız kan ve dört tarafımızda akan bir irin seli gibidir bencillik.
Önemli olan yaşama sımsıkı tutunabilmektir. Çünkü yaşam bize verilmiş bir armağandır. Şair Abdullah Karabağ’ın, “Bir Yürek Çeşnisidir Yaşamak” adlı kitabını okuyorum. Her dizesi yaşama ve tarihe dair çok şey anlatıyor. Bizim içinde beni eritmiş. Bizim içinde beni eritmekle mümkündür mutlu ve huzurlu olabilmek, şair bunu biliyor.
“Yaratandım, ezilendim, sevilendim, barışandım/ Bu aleme ben, dedim, benlik sevdasındaysam/ Namerdim!”
İnsanlaşmanın ilk evrelerini anlatıyor. Mezopotamya’da medeniyetin oluşmasına gidiyor. İnsan üretmiş ve ürettikçe de insanlaşmıştır. Köy toplumu oluşmuştur. Kendilerini korumak için oluşturdukları ortak yönetim, gittikçe cellat kesilmeye başlamıştır. Emeklerine el koyarlar. Gasplar başlar. Talanlar. Ve erken ölümler. Zulmün karşısında sürekli duranlar da olmuştur. Yaratmışlardır. Sonra da yarattıklarına kul olmuşlardır.
Medeniyetin yaratıldığı memleketin şehirlerine, imgelerle içli ağıtlar yakıyor. Oradan geliyor Kızılderililerin trajedisine. Kızılderililerin hakkındaki dizeleri okuyunca aklıma Kızılderili bir önder geldi. Papaz acıyarak Kızılderili öndere yaklaşır. Ve Hıristiyan olmasını ister. “Hıristiyan olursam ne olacak,” diye sorar. Papaz karşılık verir, “Cennete gideceksin.” Kızılderili önder Papaza der, “Peki sen nereye gideceksin. Cennete mi, yoksam cehenneme mi?” Papaz, “Tabii ki cennete gideceğim,” der. Kızılderili önder, “O zaman ben cehenneme gitmeye razıyım” der ve gülümseyek ateşin içine doğru yürümeye başlar.
Çünkü Kızılderili önder yaşamıştı. Paylaşmayı görmüştü. Verimli bir avdan sonra çılgınlar gibi sevinmesini de... Yaşamın kendince olması gerektiğini çok iyi biliyordu ve gönül rahatlığıyla ateş topunun arasına dalmıştı. Çünkü o an, kurtuluş ölmekteydi.
Yaşamak paylaşmaktır. Yaşamak hoşgörüdür. Yaşamak sevmek ve sevilmektir. Yaşamak zulme karşı çıkabilmektir. Yaşamak, Mazlum Doğan’ın dediği gibi direnmektir. Doğaya karşı direnmek, haksıza karşı direnmek...
“Bir Yürek Çeşnisidir Yaşamak,” evet. Rengarenktir görebilene. Sevmek ve sevilmektir. Dalgaların üstündeki bir tekne gibidir; kah iner, kah kalkar, sallanır ve en son batar. Mutluluktur, mutsuzluktur, sevecenliktir, hoşgörüdür, yalnızlıktır.
Önemli olan şimdidir. Önemli olan gözlerimizi kapattığımızda mutlu mesut bir şekilde ölebilmektir.
Geçmiş ise gömülü bir hazinedir. Hazineyi çıkarıp, içindeki en iyilerini kullanabilmek ise bir maharettir.
Evet, yaşam hepsini içinde barındırıyor. Önemli olan tüm duyguları alabildiğine yaşamaktır. Hayat bir bilmecedir. İşte bu bilmecenin farkında olalım. Şair de bunları bizden istiyor. Bu isteme kulak verelim. Büyük şair Nazım Hikmet Ran ne diyordu, “Bir ağaç gibi tek ve hür/ ve bir orman gibi kardeşçesine.”
Demem odur ki, şair Abdullah Karabağ yaşama ve tarihe dair çok şey söylemiş. Mitolojiyle de dizelerini güçlendirmiş. Şairin Kürtçe kitapları da var. Kitaplarını alıp okumak isteyenler Han Yayınları’ından temin edebilirler.
MEHMET SÖÐÜT: Yaşama ve tarihe dair