17 Eylül günü sabah saatlerinde vicdani redçi Mehmet Tarhan şöyle bir Tweet attı: "Az önce Aydın girişinde "askerlik kanununa muhalefet"ten aramam olduğu söylenerek gözaltına alındım. Aydın emniyetine götürülüyorum".
Mehmet Tarhan yüzlercesi gibi bir vicdani redçi; askerlikten "kaçmıyor", askerlik "yapmayı reddediyor". O bir eşcinsel ve "eşcinsel olması nedeniyle ‘hak’ olarak sunulan çürük raporunu militer düzenin kendi çürüklüğü olarak" algılıyor. O bir total redçi; "herhangi bir devletin ordu ya da başka bir aygıtına hizmet etmeyeceğim" diyor. O bir Kürt ve "savaşın taraftarı olmam" diyor. O HDP PM üyesi ve "size savaş yaptırmayacağız" demekte.
Türkiye’de adalet olmadığından bu tavır ve eylem cezalandırılıyor.
Mehmet, vicdani reddini 27 Ekim 2001 günü Ankara’da açıkladı. Kendisinin ifadesiyle "şiddetten arınmış, iktidar hesaplarından uzak, sınırsız ve doğayla barışık bir insanlığın özlemi" onu böyle bir tavır almaya zorlamıştı.
Mehmet Tarhan 1995-2001 yılları arasında Diyarbakır’da yaşadı. Orada veteriner ve sağlık teknisyenliği yaptı. Bu yıllarda Kürdistan’daki savaşa ve zorbalığa şahitlik etti. Hem Kürdistan’daki savaş tanıklığı hem de 11 Eylül İkiz Kule saldırısı sonrası ABD’nin "ya bizdensiniz ya onlardan" dayatması onu vicdani ret kararına sevk etmişti. Bunu şöyle açıklıyor: "Ancak bir iç savaşın orta yerinde ve savaşlara boğulmuş bir coğrafyanın kıyısında geçirdiğim yaşamım, orduları, savaş ekonomisini, devletler sistemini, yani militarizmi sorgulamama yol açtı. Şiddetin hayatın herhangi bir alanında olumlu bir etki sağlayamayacağını, herhangi bir sorunu çözemeyeceğini görmek için tarihe ve çevremde olup bitenlere bakmam yeterliyken, korkuyordum ve hala korkuyorum, ancak düşünce-söz-eylem bütünlüğü olmadan sürdürülecek bir yaşamdan korktuğum kadar değil."
Mehmet daha sonra şunu diyecekti: "Vicdani reddimi açıkladığımda zor bir sürece girdiğimin elbette farkındaydım."
Nitekim o zor süreç 2005 yılında başlamış oldu.
Vicdani ret tavrı nedeniyle 8 Nisan 2005 tarihinde İzmir’de kaldığı otelde gözaltına alındı. Zorla önce Tokat’a, ardından Sivas’taki askeri kışlaya götürüldü. Askerlik yapmayı reddetti, tutuklandı. Bulunduğu cezaevinde kaba dayağa maruz kaldı, zorla saçları kesildi. Eşcinselliğinden dolayı zorla muayene edilerek verilmek istenen çürük raporu için "militarizmin kendi çürüklüğüdür" diyerek karşı çıktı. Maruz kaldığı muameleyi protesto etmek için 34 gün açlık grevi yaptı. 11 ay askeri cezaevinde tutuldu.
Belgrat’tan Parise, Tel-Aviv’den Newyork’a, İstanbul’dan Venedik’e dünyanın birçok yerinde Mehmet’le dayanışma etkinlikleri gerçekleştirildi. Bu aktiviteler neticesinde Mart 2016’da serbest bırakıldı.
Mehmet, 11 ay sonunda hapisten çıkmasına rağmen sivil ölüm yaşamaya devam etti. Ve uzun yıllar plan yapmadı, uzun dönem sağlam bir ilişkinin temellerini atmadı, uzun süre çalışamadı, uzun dönem güvende gezemedi ve her asker gördüğünde irrite oldu, uzun süre çekirdek sesine tahammül edemedi. Tam hayatını kurmaya başlamışken, tam uzun soluklu projeler geliştirirken 17 Eylül 2015’te aydın yolundayken gözaltına alındı.
Birliğe teslim olması için 48 saat süre verilerek serbest bırakıldı.
Aynı sivil ölüm, aynı kısır döngü ve aynı mizansen sürecek. Yine zulüm devam edecek!
Mehmet, tıpkı barış anneleri gibi, yüzlerce vicdani redçi gibi, savaşın mağduru yüz binlerce kadın-erkek gibi hâlâ barışı seviyor!
Sanıyorum savaşı bu barış aşkı bitirecek ve barışı bu sevgi büyütecek!
Barışı büyütmek için, savaşsız bir ülke/dünya için savaşı reddetmek ve vicdani redçi olmak lazım.